30/11/2010

Ben Benden ...

Ben;

Benden olgun insan isterim karşımda!
Benden dürüst,
En ufak dalgada,
Arkasını dönmeyecek kadar olgun.
Arkamı döndüğümde,
Sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir.
Bir o kadar cesaretli olmalı.


Yağmurdan ıslanıp,fırtınadan kaçmamalı.
Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı.
İşine gelince sevip,
Zoru görünce bırakmamalı!


CAN YÜCEL

16/11/2010

Bir İhtimal Daha Var ...


     

    Öyle yürekten gözlerime bakma ey yâr!... Gözlerimin sende kalma ihtimali var. Gözlerim eğer sende kalırsa yâr, yüreğimin seni sevme ihtimali var. Yaklaşma bu kadar yürek tenime ey yâr!... Tenimin yanıp kül olma ihtimali var. Alıştırma varlığına bu kadar. Yokluğunun yokluğum olma ihtimali var ...





17/10/2010

HOBİ Mİ ? O DA NE !



Zamanı hoyratça kullandığım mekanlarda,vakit'in nakitten daha önemli olduğunu bilmezdim. Zamanı bilinçsizce tüketen, çevresindeki insanlarla kendisi arasında bir farkındalık oluşturamamış ,karambole yaşayan zamani bir genciydim işte...

Yıllar ,yıllar önce garip bir tesadüfle tanıştım onunla.İlk görüşte aşk dedikleri şey bu olsa gerek. İlk tanışmamızda içimi garip bir duygu kaplamıştı. Tanışma faslı bitmişti arttık. Birbirimizi çok iyi anlıyorduk, onunla geçirdiğim her dakkika için yüce mevlama şükrediyordum. Henüz daha adını dahi bilmediğim bu şey beni çok mutlu ediyordu. Yaşadığım bu mutluluğun  tarifi imkansızdı ,bu yüzden ismini dahi öğrenmek istememiştim bu güzel şey'in. Hep benimle kalması,sıkılmaması için ona soru dahi yöneltmemiştim. Böyle güzel zamanlardan sonra ben o güzel şey'i başka şeylerle aldatmaya başladım istemeyerek! Kendimden utanıyordum ama başka şansımda yoktu. Hepsine yetecek kadar sevgim vardı ve fazlasıyla da onlara yeterdi ...
 Gel zaman gitti zaman, bir tanışma anında  meraklı bir bayan vatandaş, hobilerin nelerdir diyerekten  bir soru yönelti bana ?
Hobi mi ? İlk telefuz edilişinde  kulağa hoş geliyor ama o da nedir dedim içimden ! Ben ona mahçup olmamak adına,  serdeki erkekliğin tüm imkanlarını kulanarak bir cevap düşünürken, bu kez fobin nedir diye sordu? Alalaa ilkini cevaplayacağım diye bi yerlerimden terler akarken, bu ikincisi nerden de çıktı ki! Hızlı bir şekilde düşünmeye başladım. Bu dedikleri şeylerin isimleri birbirine çok benziyor,janjanlı isimlerdi bunlar,mutlaka ikiside birbirine benziyordur diye düşünürken, birden pes ettim ve hobi'nin türkçesi'nin ne olduğunu sordum. Soruya soruyla karşılık verdim bir bakıma. Soruyu bana yönelten bu meraklı beti arkadaşta, meğerse kelimenin türkçe anlamını bilmiyormuş. Bir şeyler geveledi durdu benim gibi. Onca söylediği şey arasında aklımda sadece toparlarsak şu sözler kaldı :  '' İnsanların normal yaşantısında zevk için uğraştığı, bir başka deyişle hayatında yapmak zorunda olduğu şeylerin dışındaki eğlenceli, mutluluk verici ve zevk verici işlerle uğraşmasına  hobi denilmektedir.''
Bana bu soru sorulduğunda yaşım 15-16 idi.   Ve ben o saate kadar hobi'nin bir çikolata çeşidi olduğunu biliyordum. Ya da onun gibi şeyler zannediyordum işte ! Şimdi o yaştaki çoçuklara sorsan hemen bi dünya şey sayarlar bunları sayarkende bana kıçıyla gülerler :))
Neyse sonradan öğrendik arkadaş. Hatta onun bulamadığı, hobi kelimesinin güzel türkçemde ki anlamca karşılığının ''düşkü'' olduğunu bile öğrendim.  Belkide bu kelimeyi sonradan ihtiyaçı karşılamak amacıyla uydurmuşlardır kim bilir. Başka bir  anlamı ise;  ''Görev ve meslek dışında severek yapılan, dinlendirici, oyalayıcı uğraş, düşkü...'' diye geçer bazı kaynaklarda.
Eskiden amcalar,teyzeler bahçelerini büyük bir zevkle sularken,elişi,oya örgü yaparken vss... birbirine nispet yaparak benim en büyük  ''düşküm'' de bu. Ya senin ki ney? diyerek beğenilerini birbirleriyle yarıştırmıyorlardı ki!  İnsanlar zevk için,huzur için her türlü eylemlerde bulunuyordu. Sadece ismini bilmiyordu benim gibi o kadar! Bundan dolayıda eksiklik hissetmiyorlardı...
Demincek evimde otururken, pazar günün vermiş olduğu rahatlıkla bu anı, aklıma geldi durduk yere. Hiç de gelmezdi ,şu an ki top listemde de yoktu ama neyse geldi işte!
Pazar günü ya. Direk koşullanma veya çağrışımla insanın aklına boş zamanını değerlendirdiği  düşkü'leri (hobileri) geliyor. Bana da  bu kez öyle oldu galiba.  Neyse gelelim sözün özü'ne,Benim heycanlık duyarak çoçukluğumda tanıştığım.Mutluluktan ayaklarımı yerden kesen, ve sonra onu diğerleriyle aldattığım şey benim ''düşküm'müş'' ! Meğerse ben ona çoçukluktan düşkünmüşüm.  Denize attıktan sonra başından ayrılmadığım oltam,tuttuktan sonra denize tekrar bıraktığım balıklar, gökyüzünde süzülürken elimi kaşlarımın üzerine koyarak bakıp durduğum uçurtmam, kitaplarım, heyecanlanarak kağıda karaladığım ilk şiirlerim, tutarsız ama sürekli yazdığım düz koşu yapan yazılarım. Halısaha maçlarım,fotoğraf çekme tutukum, ve  son olarakta 1yaşını  geçen günlerde doldurmuş olan nacizane  bu ; '' http://heristebirhayirvardir.blogspot.com/ '' adlı blogcanım.  
İşte o gün bana sorulan o sorunun cevabımı meğerse bunlarmış. Ben bu uğraşları yaparken mutluluk duyorsam, aradan geçen yıllara rağmen terk etmediysem ve beni halen heycanlandırabiliyorlarsa. İster bunun adına hobi diyelim ister düşkü,istersek başka bişey! Aslında sorulması gerek asıl soru ?  Zevk alarak bu eylemleri  sürekli yapabiliyor muyuz? Yoksa dostlar bizi alışverişte görsün diyerek,kağıt üzerinde yada,cv'lerimizde mi yer veriyoruz bu güzel şeylere. Cv'dedim aklıma başka bir anı geldi :))) keşke hobilerimiz işimiz olsaydı da biz hep mutlu mesut işlere imza atsaydık. bu anımı da anlatmadan ben müsadenizi istiyorum bir dahaki yazıda da ona değinirim artık. Ohh beaa rahatladım yine.  Helall sana blogcan! SEviyorum seni ...
Herkese kocaman  SEvgiler, güneşli mutlu pazarlar ...



not :  Son aldığımız haberlere göre , hobi sahibi olmayan insanların yaklaşık %40 ‘ı hayatlarını mutsuz bir şekilde geçirdiği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Sizde bu durumdaysanız en yakın sağlık merkezine değil hayallerinize başvurunuz ...



10/10/2010

HER AYRILIK , ASLINDA YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR


Ey güzel insanlar hepinize kocaman kocaman SEvgilerimi  getirdim, alın tepe tepe kullanın,bugun bendensiniz
, helalli hoş olsun :))  Malumunuz 1,5 aydır yoktum buralarda. Ortalıgın arazisi oldum bakın yine. Bloga bir geliyorum bir daha beni buralarda görene aşk olsun falla. İyi alıştım bir gidip, bir gelmeye.Benim kadar  üşengeç
,ihmalkar bir blog yazarına da az rastlanır  herhalde bu diyarlarda.
  Elimde olmayan sebeplerden dolayıdır, bu gidip gelmelerim, ama her kısa süreli  ayrılışımda ; yazmayı daha da özlediğimi hissediyorum. Sevdiğimiz şeyleri yanımızdayken özlemek ayrı bir tatlı oluyormuş onu daha iyi anladım.  Bakınız şu an yazma arzusuyla yoğurulmuş, enerjisiyle ülkesine  alternatif  kaynaklar üretebilecek insan konumdayım. Gel gelelim neden ayrı kaldım bunca süre buralardan. ( bana ne arkadaşım dediğinizi duyar gibiyim! olsun ben kendimi rahatlatmak adına yazıyor olcam) 1,5 ay içinde hayatımda çok şey değişti. Mevcut işimden ayrıldım.Ve bir gün sonrasında yeni bir işe başladım. Bu ülkemiz şartlarında nadir görülen bir durumdur, ki ben de bu kadar hızlı gelişme ve sonuç görmemiştim. Gerçekten çok şaşırtıcı bir durumdu.İşsizligin altyapısından yetişmiş bir insan olarak, 6 ay işsizligin en sefil ve en ızdıraplı günleri  görmüş biri olarak, yeni işime hemen başlamamı işsizligin emektar bir oyuncusu olmama baglıyorum. İçimde ki ses artık şansımın tekrardan döneceğini söylüyor. Rüzgar ,talihime şu an hangi yönden esiyor bilmem ama içim de bir bahar mevsimi yaşanıyor.
ALLAH'ım hakkımda, hakkımızda herşeyin hayırlısını nasip eyle.(aminn pls )
Yazmadığım süre zarfında çok okudum. Okudugum her kitaptan , çalışkan bir arı edasıyla sentezlemeler yaptım. Bunları sizinle ilerleyen dönemlerde mutlaka paylaşmalıyım. Zaten blog yazmadığım günlerde mutlaka kitap okurum. Blog yazdıgım zamanlarda ise okuma alışkanlıgım azalıyor.Zaten  cahil adamın tekiyim, okumayıda bırakınca iyice körleşiyor duygularım.Yazmak ve okumak işte müthiş ikili, bir gün bu ikisini hakkıyla bir arada yapabilmek , işte bütün mesele bu..
Blog yazamamın diger bir sebebi ise klavyemdeki teknik problemdi. Bir yazı yazmaya çalıştımda p,ş,i,:)? vs harfleri ve noktalamaları uzun zamandır copy past olarak yapıyordum. Bu durumda zaman kaybına sebep oldugu kadar imla düzenini ve azma hevesimi alt üst ettigi için yazamamıştım ya işte bu sorunu da bu süre içerisinde hallettim artık normal insanlar gibi yazabiliyor. Anlık tepkiler de gülücük bile yapabiliyorum bak şekil de görüldügü gibi :))))))
Neden yazamadım? bitmedi devam ediyor :  Özel sebeplerden dolayı girmiş olduğum geçici depresyondan çıktım. Kalktım bir silkelendim kendime geldim. Olum sen napıyorsun böyle diye kendime verdim veriştirdim. Sanki yediyurlar gibi uyumu kalmışım yıllardır. O kadar geçmiş sandım vakit !
Ve artık inşallah hayatım bir düzene girecek, inşallah bu sefer şansım yaver gidecek, Şeytanın bacagını kırmaya yönelik 9 kusurlu hareketin tamamını denedim. Uzun ince , birazda zahmetli bir yola girdim,  gidiyorum gündüz gece.
Bakın yazmamak için meğerse ne çok sebebim varmış. artık buralardayım inşallah. Fütursuzca yazmak, aklıma ne gelirse sırf kendimi rahatlatmak için yazmak istiyorum. Sınırları aşarsam da şimdiden aff ola.
SEvgiyi ve SAygıyı hak eden degerli blog yazarı arkadaşlarıma  selam olsun ! O güzel yazılarınızı okumayı özledim. Her an kapınızı çalabilirim :))

13/09/2010

Evvel zaman olur ki !!!

Hayatımıza girişi dün gibi gözlerimin önünde.. Onunla ilk tanışmamız, ona gıpta ile bakışımız, hayatımıza katacağı artı değerlere dair büyük beklentiler vesaire vesaire.. Bir buluş düşünün ki bu kadar ufak olsun ama hayatlarımıza yaptığı etki sayfalarca toplumsal incelemeye konu olsun.. Onun yüzünden her geçen dakika geçmişe olan özlemimiz arttıkça artsın.. Evet sevgili okur, tahmin ettiğiniz gibi bir icat ve etkilerinden dolayı geçmişe duyulan özlem içerikli bir yazı okuyorsun ve devamında okumaya devam edeceksin.. Şimdi böyle bir yazıya ne gerek vardı diyeceksiniz.. Yaptım, yaptım ama niye yaptım bi sor hele !!!

Söz konusu icadımızın adı 'cep telefonu'.. Hani hepimizin cebinde ya da çantasında bulunan ve evden ayrılırken yanımıza almayı unuttuğumuzda çok ciddi bir panik havasına kapıldığımız şu lanet olası gavur icadı.. Bundan yaklaşık 15 sene önce gördüm kendisini ilk kez.. Bir arkadaşımın elindeydi.. Babası aradığında 'yes' tuşuna basarak hemen babası ile ve oracıkta, yani nerede olursa olsun konuşabiliyordu.. Aklım izanım almıyordu bunun nasıl olabildiğini ama oluyordu işte, hem de gözlerimin önünde.. Ben o günlerde yepyeni bir çağa giriyor olduğumuzu nereden bilebilirdim ki, altı üstü lise yıllarına yeni adım atmaya hazırlanan genç bir bireydim.. Sonra yıllar yılları izledi, şekli değişti, içerisine önce oyunlar dahil oldu, sonrasında çeşitli melodiler ekleme imkanı doğdu derken kamera yerleştirdiler hemen arka tarafına.. Bu gün geldiği nokta ise malumunuz.. Herkesin ve her yaşta insanın elinde. Peki hiç düşündünüz mü, biz o yokken ne yapardık diye

Eskiden cep telefonu yoktu azizim.. Arkadaşlarla buluşacağımız zaman, en son görüşülen yerde, bir sonraki buluşma için yer ve zaman belirlenirdi.. O saatte orada olunmaya çalışılırdı.. Kapı zilinin değeri o zamanlar haddinden fazlaydı.. Mahalle arkadaşınızı ya da komşunuzu zile basarak aşağıya çağırırdık.. 'Ben geldim, aşağıdayım' demek telefonla bu günlere has. Ayrıca ev telefonu daha bir kıymetliydi.. Ev telefonu her ne kadar anne tekelinde gibi gözükse de bizler gibi orta okul ya da lise talebeleri için de çok kıymetli hazinelerdi..

Hiç unutmam, sevdiceğin ev numarasını öğrenmişim.. Zaten okul dışında görebilme konuşabilme imkanı yok denecek kadar az. Son çare, ev telefonunu çevirir, içimizden 'üç kulhuvalla bi elham' okuyarak telefona onun çıkmasını beklerdik. Annesi ya da başka birisi çıkar ise eğer, 3 saniye beklenir telefon kapatılırdı korku ve panik ile.. Şimdi ise, sms ile başlayan ve sms ile biten ilişkileri gördükçe geçmişimin kıymetini daha iyi anlıyorum. Nerede o eski aşklar azizim diye sürekli sormamız da boşuna değilmiş meğer.. Hepsi bu telefonun suçuymuş da ben yeni farkına varmışım..

Devam edecek..

NOT: Efendim, ben bu blogun yeni misafir yazarıyım.. Blog sahabı, hakkımda ziyadesi ile abartılı methiyeler düzünce buralarda yazıp sizlerle hasbıhal etmek farz oldu.. Ayrıca: aman kardaşım sakın uzun yazıp da okuyucumu üzme deyince ben de yazımı apar topar noktaladım bir sonraki yazıda sonlandırmak üzere... Kalın sağlıcakla!!!

11/09/2010

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,



SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

 
Sezai Karakoç 


 

08/09/2010

MAKSAT, GÖNÜLLER BIR OLSUN


            Bu nacızane blog sayfama yurt dısından ıthal fakat kokenlerı yuzde yuz yerlı ,cok degerlı bır yazar arkadasım tesrıf edecek, Fıkırlerıne onem verdıgım, bılgı dagarcıgıyla kultur mantalıgı gonul oscarına her daım aday olan, SEvgılı,SAygılı arkadasım hos geldın, Suan hangı ısımle yazacagını bende bılıyorum ama ısımsızde yazsa gonullere bır ısımle kazınır zaten,
Ayagının tozuyla yurt dısından ulkesıne gelır gelmez, bırıkımını ,özlemını ve engın gözlemlerını bızlerle baylasmak ıcın seferber oldu, kendısıne yurt dısında farklı ısımlerle tanınmaktadır, bunlardan bırkaçı ;  '' fahrı kultur elçısı, gönullerın gönüllüsü, Modern  Evlıya Çelebı, Elçıye zeval ,El Turko'' gıbı ısımlerdır, sayıları fazla ama suan aklıma gelen ısımlerı bunlardır, Yurt ıcınde ıse çesıtlı blog sıtelerıyle ugrasmıs, adı bızde saklı olan, fıkrıyatıyla bır blog devrını açıb dıgerını soguk gırmesın dıye kabatan, Hergun yatmadan aklına ılgınc ve ses getırecek bır blog fıkrını mutlaka getıren ama erındıgınden ve blog ısmını bır turlu ıstedıgı gıbı bulamadıgından,  eyleme bır turlu gecmek ıstemeyen ey degerlı arkadasım, Benı kırmayarak blogumda yazma onurunu gostedıgı ıcın sana  sonsuz tesekkurlerımı sunuyorum, Çok yakında yazmaya baslayacak, merakla yazılarını beklıyoruz, Baktı kı bende ıs yok blogu ıhmal edıyorum olaya el atarak  bırıkımlerını baylasacaktır, Unlu alman zekasıyla blogumu ab standarlarına sokacagına daır buyuk beklentıler tasımaktayım, (cok mu salladım ne kanka ) ama hakkındır, ne soylesem azdır, ıyı kı varsın kardesım!  Su klavyeme de bır çözum bulursan senden ıyısı olmaz  heaa!
Laf açılmısken , kendılerı benı blog yazmaya tesvık eden er kısıdır, Uzun lafın kısası yazılarını dört gözle beklıyorum-beklıyoruz , 
hayde elını çabuk tut ! 
 ıste ozgur basın, ıste kösen, ıste klavyen, söz sende  güzel ınsan...





01/09/2010

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?



Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, “Fast live”, “Fast food”, “Fast music”, “Fast love”…
Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
” 

 
           



Müşfik Kenter