her işte bir hayır vardir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her işte bir hayır vardir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03/02/2010

DİLİMİN UCUNDA

 

         Dil yarası diye bir şarkı vardı ya hani ?  Dilimi ısırınca aklıma o şarkı geldi birden. Gerçektende  dil yarası ne büyük acıymış !  Az kalsın küçük dilimi yutacaktım şaşkınlıktan. Neyse ki hemen geçti fakat dilimin ağrısı geçince de dilime takıldı bu şarkı !   Sonra mırıldandım durdum, bildiğim kadarıyla nakaratını.Dilimden düşmedi bir süre bu şarkı.
Ben küçükken ,up ufacıkken dil yarasını fiziki olarak yaşadığım acı gibi bilirdim meğerse daha derin anlamlar yatıyormuş altında. Neyse  sonra düşündüm dilimiz olmasaydı napardık diye ? Cenab-ı Allah ne mükemmel yaratmış insanı. Ufacık bir et parçası ile kesintisiz  iletişim kuruyoruz. Derdimizi anlatıyoruz,paylaşıyoruz,konuşuyoruz falan feşman. Ne kadar önemli bir uzvumuzmuş dilimi ısırınca anladım.Çok kısa iletişimim kesildi dış dünyayla !karıncalandı ses tonum,  dilim dolaştı konuşamadım. 
Daha sonra kendi kendime güldüm, dedim ''çıkar dilinin altında ki baklayı '' ? Ne anlatmaya çalışıyorsan  direk söyle. Konuşamıyorum ki, dilim  dolandı yuvalandı harfler bir tülü kelimeden cümle yapamadım. O halde bile şarkıyı mırıldanmaya çalıştım tekrardan ama beceremedim. Hay dilimi eşek arısı soksun şarkıyı katlettim. Ya blog sahabı  ''altı üstü bir dil acısı neden bu kadar büyüttün olayı '' dediğinizi duyar gibi mi oldum ne ? Olay aslında bildiğiniz gibi değil!   
Atalarımız boşa dememişler on kez düşün ama  bir kez konuş diye. Düşünmeden konuşup kalp kıran , diline sahip olamayan sırf bu yüzden acılar çeken nice insanlar var.  Laf ağızdan  çıkarken en büyük referansı dil'dir. Dilin kemiği yoktur. O söyler söylemek istediğini. Düşünmeden konuşursan çekersin cezasını. Faturası sana pahalıya patlar. Dil kabullenir kabullenmesine söylediklerini ama dal kırılmıştır birkere. '' Dil yarası,dil yarası en büyük yaraymış''  Ağzımızdan çıkanları kulağımız duymadan gereksiz sarfetmeyelim cümlelerimizi. Mazzalah dilimiz acı çeker sonra.  Çok konuşan adama derler ya '' dile bak dil papuç gibi '' Aslında kapasitesi ,eni,boyu  bellidir dilimizin!  fakat gereksiz kullanımlara da her zaman çevrimiçidir. Dil yaşayan bir şeydir. Kültürlerin gelişiminde dilin etkisi yansınamaz bir gerçektir.  Dil toplumlararası kaynaşmanın köprüsüdür. Yabancı Dil için dil dile değmeden öğrenilmez diye bir kaba tabir vardır ya işte dil o kadar sosyal olmayı da beraberinde getirir.
İşte bu kadar  önemli bir organdır dil!  e e e bişey söyliyecektim unututum!  Halbu ki az önce dilimin ucundaydı.  Bir dilimi ısırmamdan muhabbet nereye geldi bakarmısınız.  '' her işte bir hayır vardır '' diyeyim yinede böyle olmasaydı ,  bu yazıyı nasıl yazacaktım ki !  Neyse dil yarası'nın iki türlüsü de acıymış her ikisini de yüksek dozajıyla yaşadım , test ettim fakat  onaylamadım biiline...
Anlat anlat dilimde tüy bitti ! Ne derin konuymuş dil yarası yazının sonu bir türlü gelmedi. 
Dikkat ettiyseniz dil üzerine  10 dan fazla deyiş ve tabir saydım  ne kadar önemli bir organımız olduğunu anlatmak istedim sadece. Neyse konuyu daha fazla dillendirme'den sonlandırayım.
Dilinize mukayet olun her daim :)))





10/10/2009

Hem padişahın işi ne?








 














            Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaş eli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.Neşeli deseniz degil, üzüntülü deseniz hiç degil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: -Hayrola efendim, caninizi sıkan bir şey mi var? -Akşam garip bir rüya gördüm. -Hayırdır insallah?.. -Hayır mı şer mi öğreneceğiz. 

  -Nasıl yani?

-Hazirlan, disari çikiyoruz. Ve iki molla kılıginda çikarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gidecegi yeri iyi bilir. Seri, kararli adimlarla Beyazit'a çikar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır.

 Unkapanı civarında soluklanır. Etrafina daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; -Kimdir bu? Ahali: -Aman hocam hiç bulaşma, derler.Ayyaşin meyhusun biri işte!.. 

-Nerden biliyorsunuz? -Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir baskasi lafa girer; 

-Biliyor musunuz, der. Aslinda iyi sanatkârdir.Azaplar çarsisi'nda çalisir. Nalinin hasını yapar...Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar.Hem ªise ªise sarap tasir evine, hem de nerde namli mimli kadin varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. 

-İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..Hasili, mahalleli döner ardini gider. Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. 

Tam vezir de toparlanıyor dur ki, padisah keser yolunu : -Nereye? -Bilmem, bu adamdan uzak durmayi yeglersiniz sanırım. -Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek. -İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. -Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. -Peki ne yapmami emir buyurursunuz? -Mollaliğa devam... 

Naaşı kaldırmalıyız en azından. -Aman efendim, nasil kaldırırız? -Basbayagi kaldiririz iste. -Yapmayin, etmeyin sultanim, bunun yıkanması, paklanmasi var. Tekfini,telkini... -Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmaliyiz. -Surada bir mahalle mescidi var ama... 

- Olmaz, vefat eden sen olsaydin nereden kalkmak isterdin?-Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azindan Fatih Camii'nden... -Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkani çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir saga sola kosturur, kefen tabut bulur. Padisah bakır kazanlari vurur ocağa... Usulü erkaninca bir güzel yıkarlar ki, naaşı; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydinlanir alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâli bir tebessüm okunur dudaklarinda. 

Padişahın kani isinmistir bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalinciyi kefenler, tabutlar, musalla tasina yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha...Bir ara vezir sikintili sikintili yaklaşır. -Sultanım, der. Yanlış yapiyoruz galiba... -Nasıl yani?.. -Heyecana kapildik, sorup sorusturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. -Dogru, öyle ya, neyse... Sen basini bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.Vezir, cüzüne, tesbihine döner, 

padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar.

Nitekim sorar sorusturur. Nalincinin evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar.Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefati bekler gibidir. -Hakkini helal et evladim, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarina dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatiralara dalar belki. 

Neden sonra silkinip çikar hayal dünyasindan... -Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalin yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. -Niye? -Ümmeti Muhammed içmesin diye... -Hayret... -Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamaninizi satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse simdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mizrakli ilmihal. Hücceti islam okurdum... -Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... 

-Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmali ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli... -Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? -işte bu yüzden Nisanci'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasin efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada... Doğru, öyle ya? Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

-Peki o ne dedi? 

-Önce uzun uzun güldü, sonra; -Allah büyüktür hatun, dedi. 

 Hem padişahın işi ne?