heriştebirhayırvardır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heriştebirhayırvardır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03/08/2013

FİKİR ver SEN ...



Aklım kalbimden daha az çalışıyor ,
seni düşündüğümde,
ki ben hep seni düşünürüm bilirsin,
fikir yürütemem pek , kalbim seni fısıldarken.
Sevdan bir kor olup düştü ya yüreğime,
bırak aklım hep sende kalsın ...


salih yıldırım





23/01/2013

GÜLLERİN EFENDİSİ





      Gecenin karanlığından daha karanlık bir dönem. Bilinmezlikler içinde boğulan insanlar. Cehalet batağına saplanmış bir toplum. Şeytan onları aldatmak için hiçte yormuyor kendini. İnsanlar eğlence kaynağı olarak aslanın önüne atılıyor ve izleniyor. Kız çocukları ölüme götürülüyor. Dayıya götürülmek deniliyor  ölümün adına.  Sapkınlık bir okyanus olmuş insanlar kulaç atarak kurtulacağını sanıyor. İşte tamda böyle bir dönemde alemlerin Rabbi bir kandil asıyor yedi kat semaya.

"Biz seni müjdeci, uyarıcı, davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”  (Ahzab:  45-46)

 Bir güneş doğuyor ve ışığıyla karanlığımızı perdeliyor. Beşerin illetine tabip oluyor… Dermanımız Sensin yaa Resullulah!
Sevgili seni görmeden sana sesleniyoruz. Hani onlar senin arkadaşlarındı  biz ise kardeşlerin. Görmeden sevdik  seni .  Cennetin kokusunu hissettik burnumuzun ucunda seni anarken, huzuru bulduk seni yaşarken. Sabun üstünde yürümeye çalışırken sana tutunduk düşmemek için . Yolumuzu kaybedecekken tam da bir iz. Ebedi saadete gidecek yolun tarifi bu . Sensin yaa Habibullah!

     Ümmetim ümmetim diye yanıp tutuşan, ümmetinin sıkıntılarıyla sıkıntıya düşen, şefkat ve merhamet abidesi bir resulü bize gönderen rabbimize sonsuz hamdü senalar.
Bu mübarek gecede seni layıkıyla hissedebilmek, yaşayabilmek ve varoluş gayemizi tam olarak anlayabilmek dileğiyle…
Hayırlı kandiller
Dualarda buluşmak üzere…


 Burcu YILDIRIM



10/10/2011

BLOGSPOT.COM - İÇİMDEKİ BLOGGER ...


          Blogspotun geçici olarak da olsa kapatılması,  galiba bende çok derin bir iz bıraktı. Bugünlerde daha iyi anlıyorum. Kumanda paneline ulaşıncaya kadar içimde ki heyecan hep panelin açılırken birden yavaşlamasıyla, gittim bak tekrar gidecem dermiş gibi bana bakmasını hazmedemiyorum.

         Herhalde , artık bu yüzden dört elle sarılamıyorum Blogspot'a. Yarın birşey olacak da tekrar kapatacaklarmış gibi bir his hasıl oluyor sürekli bende. Bu nedenledir ki, daha yazınsal değeri yüksek yazılar yazmaya çalışmak bazen bir zaman kaybıymış gibi hisediyorum.

Aslında kendim için yazıyorum. Kimseye verilecek hesabım yok çok şükür ! Lakin  artık bir şeyler eksikmiş gibi bir tat gelmeye başladı yüreğime. İşte bu nedenle blog yazmaya son veriyorum diye bir cümle kullanmayacağım. Böyle birşey hiç aklımdan geçmedi. İnşallah bundan sonrada geçmez,  zihnimin  bile en ucra köşesinden.

Sanırsam , ben bu yazıyı  rahatlamak için yazdım. Ya da bu konuda siz ne düşünüyorsunuz diye merak ederek yazdım. Tabi ki bu konuyu daha önce tekrar tekrar masaya yatırdık ama üzerinden zaman geçmesine rağmen yine de böyle bir düşünceye benim gibi kapılıyor musunuz?  Sadece bunu bilmek ve sizden duymak istedim.

Tabi ki ilk blog yazmaya başladığımız hevesi,acemiliğin getirdiği tadı, keşfetme arzusunu haliyle kaybettik bununda etkisi var bunda biliyorum . Zaman geçiyor biz istesekte ,  istemesekte ...

Ama birşeyler sırf bu belirttiğim sebebten dolayı, yazma şevkimi sekteye uğratıyor. Bir ben miyim bunu yaşıyan? yoksa ben panik atak felan mı oluyorum :))
 Nerde eski bayramlar diyen büyüklerimiz  gibi oldum dime . Nerde eski Blogspotlar ...





Not:  SEvgili dostlarım,  bundan sonra blog sayfamda ,  bir veya iki günde bir özlü sözler yayınlamayı düşünüyorum.   Sözün Özü - Özlü Sözler köşesi yapmayı düşünüyorum umarım beğenirsiniz.  Ne zaman  Özlü sözler biter bende köşeyi kapatırım olmam mı ?
SEvgiyle kalınız ...

02/10/2011

YETKİLİ ...




Görevi olmayan nice görevliler vardı, benim bu güzel memleketimde.
Görev kelimesinin sözlükte bir çok anlamı vardır. Keza bu kelimeden türetilen görev kelimesinin de. Ama nerde? kağıt üzerinde ...
Biz kurumsalız diye geçinen nice sektörün dev firmaları meğerse dışardan çok janjanlı geliyormuş. İçine girdiğinizde hepsi birbirinin aynı rengi.  
Bu sıralar görev dağılımına, kurumsal statüye , ve özellikle şişirme ünvanlara fena takmış durumdayım  dostlar. Ne o kardeşim bu şişirme içi boş ünvanlar! Biri der , genel kordinatörüm digeri süpervisör,biri kurumsal bilmem ne stratejisti  ? felancası bölge operasyon uzmanı. Gören sanacak kıtaları onlar keşfediyor.

Hepsinin kartvisitinde ad ve soyadından uzundur görev tanımı. Kurumsal firmalarda daha önce çalışmış biri olarak hiç hazetmedim bu durumdan. Taytıl maytıl yapamayyım boş işler. Boynuna astığın kartta veya şirket işleyiş şemasındaki konumun çok önemli olmamalı senin hayatında. 

Nasıl bir görev etiketi yapıştırılıyorsa bu kurumlarda insanlara. Mikroçip takılı insan gibi iş dışındaki hayatında da kendini öyle görüyor bazıları. Bizim mahalledeki yetkili servisten ne farkın var senin alasen ? Hem çağırdın mı ? Anında yetişiyor yetkili servisimiz imdadımıza. Evime kadar gelip yetkisini esirgemeden kullanıyor. Ya sen ? Oturduğun yerden kaba etlerini büyütüyorsun sadece. Yok yok böyle olmamalı yetkilim senin yetkin!  Emrine verilmiş insanlar olabilir ama sende bir şeyler yapmalısın.  Emir demiri bir yere kadar keser.

Sürünün başındaki çobandan bir farkın yoksa eğer, ünvanım var diye böbürlenmiceksin. En son çalıştığım kurumsal firmada şirket görev şemasına bakıp bakıp uzun uzun düşündükten sonra  ertesi hafta istifa etmiştim.
Kişisel kanatim şudur ki; büyük şirketlerde,kurumlarda sırdanlaşmaktansa , küçük bir işletmede önemli bir kişi olacaksın.

Hep kendi kendimize deriz ya : '' Kendi işinin patronu olmalı insan'' ne güzel bir şey değil mi?  Kendi kuralını kendin belirlersin. Ne bir kurumsal unvan  bulmaya ihtiyacın olur nede izin alırken birine hesap vermeye .
Yıllardır kendi işimi kurmanın telaşında bir insan olarak, her gün yeni fikirleri masaya yatırırım. Kimi mantıklı bulurum kimini saçma. Bazen de net sermaye ihtiyacını karşılayamadığımdan vazgeçerim. 

Sözün Özü, hayatta yetki dağılımdan ,kof ünvanlardan daha önemli şeyler var. onların peşinden koşmak bana daha cazip geliyor . Tabi sizin bilmem?  İnsan  bi ömür mutluluğu için; eşini, işini iyi seçmeliyse eğer. Ne gerek var üç günlük dünyada bu kadar yetki kargaşasına ? ...





01/10/2011

MÜSAİT BİR YERDE ...





Müsaitmisiniz size gelicez ?
Müsaitsen görüşelim ?
Kalbin müsaitse girebilir miyim? 
Müsait bir  yerde inebilir miyim?
Şu an müsait değilim !



Bu klişe sözleri niye yazdım? Bilmiyorum :)) Ama bir şey var ki; bir işin layıkı ile yapılabilmesi için tarafların bir müsait yerde ve zamanda uzlaşması gerekiyormuş bunu şimdilerde daha iyi anladım.

  Geçen gün bir minibüse bindim ( böyle mi yazılıyordu bu araç? ) neyse  hanımefendinin biri '' Şöför Bey müsait bir yerde dururmusunuz? inceem ''  dedi.
Aman demez olaydı, şöför aldı bu zatı-muhteremi yüz metre ileride indirdi. Sonra koptu kıyamet. Bayan ; '' Ben size müsait bir yerde indirin diyorum siz beni nerede indiriyorsunuz ! '' dedi.

Şöför bey amca ; '' Müsait bir yerde dediniz evet doğru,  ama kime göre müsait bir yerde durmalıyım? Size göre her yer müsait olabilir ama bana göre 100 metre ilerisi daha müsaitti izin için, o yüzden sizi orda indirdim buyurun inebilirsiniz. ''dedi.

Nasıl bir gülmem geldi o an anlatamam size. Hatta taraflar tartışırken ben sesli sesli gülmeye başlamıştım. İkisi bir olup bana dalacaklar sandım bi an :))

Bizim semtin şöförleri aristokrattır biraz. Helenistik dönemin son zamanında , semtin son minibüs durağında, elini başına yaslayarak düşünce üretmeye bayılırlar.Varoluşumuz, dünyanın şekli yapısı ve etik ahlak üzerine birbiriyle şiddetli tartışmalara girdiğine tüm mahale şahit olmuştur.

Evet gelelim müsait olmak kavramına ? Soran kişinin kim olduğu burda çok önemlidir. Sizin için önemsiz biriyse bunu soran, siz hep meşgul birisinizdir hiçbir zaman zaman ayıramazsınız o kişiye.

Keşke,  sevgi , aşk gibi önemli gönül meselelerinde , karşı tarafın ilgisi ,  hep müsait olsa bizim için.  Aradığımız zaman hep müsait olsa , kalbi hep bize müsait yerde atsa. İster 100 metre ileriden ister 100 kalp atışı geriden...
Yeter ki , bizim için atsın ,  gerisi ne fark eder ?




14/02/2011

En Sevgili'ye ...



İçimden gelerek tek bir sevgililer günü kutlamadım bu yaşıma kadar! Sevdiğime ;  sevgimi bir gün gösterecek kadar da cimri olamadım! 
Her doğan güneşle, filizlenen sevgimi yılın her dilimine yaymak isterim. Dedim ya ben kutlamadım böyle bir gün. Kutlayana ise hiç mani olmadım.  14 şubat (ondört şubat ) Sevgili'ler Gününü ,  beğeniriz veya beğenmeyiz orası tartışılır ! Amma velakin bir amacı olmalı bugünün bea ! Gerçekten samimi olmalı insan! Kendisine değilse bile karşısındakine saygı duymalı ! Sevgilisinin doğum gününü bile  hatırlamayan ,es geçen  bir insan için böyle bir gün, telafi sınavı olmamalı.
Benim için doğum günüdür özellikle  kutlamaya değeri olan. Özel olan , güzel olan bence odur. Sevdiğim insan o gün dünyaya gözünü açmışsa, işte benim gönül gözümde o gün tekrar açılmıştır.Gözümden akan o an ki yaş, artık mutluluğumun vazgeçilmez sembolüdür.  
Bir güne sığdıracak bir sevgim olsaydı eğer, her takvim yaprağını bir sevgiliye atfederdim !  Hediyeyse amacın en güzel hediye paketi içinde sana gelirdim ! Sevgiye bir günle değer biçmekse niyetin, bırak o gün hiç yaşanmasın!

 Batılı ticaret adamlarının , sektörleri kalkındırmak amacıyla ortaya attığı bir fikirdir sevgililer günü.  İçi boş,kof bir düşüncenin mahsülüdür ondört şubat ! Sevgisine güvenmeyenlerin ispat ve biraz da nispet günüdür bugün. İnanmayarak telafuz edilen onlarca seni seviyorum' ların  aynı inandırıcılıktan uzak bende'lerle kesiştiği gündür. İltifatların kokuştuğu, mübala'ların bile abartıldığı bir günü siz de kutluyorsanız ve bu yazıyı okurken  belki de bana kızmaya başladıysanız ?  evet malesef , siz de bir takvim yaprağına kendisini zorla sığdırmaya çalışanlardan sınız galiba ? Yoksa yoksa , sizde  sevgiyi her güne yayarak yaşayan  şanslı insanlardan mısınız ? 
Bu yazıyı yazmamın tek amacı 14 şubat tarihinin , mevlid kandili ile aynı güne denk gelmesidir. Yoksa 14 şubata bir değer atfetmek değildir niyetim.

  Tevaffuk bu ya ! 
İlk defa bir  ondört şubat'ın bir sevgiliye ait olduğunu  hissettim. Hem de iliklerime kadar...
Bugün ;  sanal ile  gerçek sevgilinin doğum tarihlerinin kesiştiği bir gün olarak tarihe geçti. ben bugünü En Sevgili'nin doğum günü olduğu için kutluycam.Sizlerle de uzun zamandan sonra nacizane  bir yazı ile bu güzel günün mutluluğunu paylaşmak istedim.Mutluluklarımızı paylaşalım ki o denli artsın, günlere yayılısın.
Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. MUHAMMED (S.A.V) Efendimizin nuruyla yeryüzünü şereflendirdiği bu güzel günde ;  
Sevgiliyi 
En Sevgili ' yi
en içten dileklerimle, dua ile anarak bizlerden şefaatçi olmasını herbirimizin  adına diliyorum.  
Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun. Hayırlı Kandiller ...

SEvgiler,
SAygılar ...
 










AŞK DUASI


Rabbim
Bir insan koy kalbime
Ama o insan senin de
sevdiğin olsun,

Ve bana öyle bir insan sevdir ki ;
O insanin kalbi Seni seven bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin,

Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun,

Bana öyle gözler göster ki;
Ben o gözlerden sana bakayim

Bana öyle bir sevgili ver ki;
O gözler cennete acilan iki pencere olsun

Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim.

Oyle bir sevgili ver ki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin,

Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle...

''Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin

Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden seslensin
Ve desin ki;

"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.

Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Askimizi öyLe cok seviyor ki  Yüce Rabbim , binlerce insana yasatiyor...''



 ( Gıyabında yazılmış bir aşk duasıdır , Alıntıdır ... )