11/01/2010

SEVİLMEYE BIRAK KENDİNİ




Eflatun'a iki soru sormuslar:
Birincisi; "insanoglunun sizi en cok sasirtan davranislari nelerdir?
Eflatun tek tek siralamis:
"Cocukluktan sıkılırlar ve buyumek icin acele ederler. Ne var ki
cocukluklarini ozlerler.
Para kazanmak icin sagliklarini yitirirler.
Ama sagliklarini geri almak icin para oderler...
Yarindan endi
şe ederken
bu günü unuturlar. Dolayisiyla ne bu günü ne de yarini yasarlar.
Hiç ölmeyecekmis gibi ya
şarlar. Ancak hic yasamamiş gibi ölürler."
Sira gelmis ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralami
ş:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayin.

Yapilmasi gereken tek sey sadece  kendinizi sevilmeye birakmaktir…

                                               
                                       ALINTI




07/01/2010

Nadasa Bıraktım Kendimi



         Düşüncelerimi kendi halime bıraktım. Artık özgürler! Ne isterse yapabilir. Bağırıp çağırabilir , koşabilir,kahkaha atabilir isterse hüngür hüngür ağlayabilir hatta amuda kalkıp şahlanabilir! Ben karışmayacağım ne yaparsa yapsın bu onun sorunu bir süre.
Bıraktım iplerini akıl uçurtmamın. Kendince takılabilir bir müddet. Bunu ben istemedim tamamen kendi dileği. Ama bir şartla anlaştık? Bir süre sonra ondan en iyi verimi alabilmem şartıyla sözleştik ve tokalaştık ...
Şimdi napıyordur bilmiyorum ben ilk defa onsuz yazıyorum :)) Şimdilik bir problem yok ama arasıra çok sağlıklı düşünemiyorum. Buda yan etkisi olsa gerek.

         Aklım benimleyken bir süre düşündüm de, tarlaları nadasa bırakıyolar ya? ( 1 yıl ekmeyip dinlendiriyolar toprağı, sonra 2.yıl daha fazla verim alıyorlar ya topraktan )
Heeeaa işte bende öyle bişey yapayım istedim kendimce. Beynimi kemiren düşünceleri bir kenara atsam hiç yoğunlaşmayıp onlara! Kendimi buharlaştırmadan uzaklaşsam bir süre bu düşüncelerden. Ya da yüreğimin kapılarını bir süre kapatsam tadilata soksam kendimi, uzun vadeli düşüncelere dalsam öyle kala kalsam sonrasında düşündüklerimle peşin karar alsam çok hoş olurdu dime? diye aynen böyle sordum kendi kendime.
Sonrasında bu fikri tuttum bir süre izdivaya çekildim. Düşündümm taşındım düşüncelerimin hamallığını yine kendime yaptırdım.Nakliye bedellerini ise ben karşıladım.
          Seslendim içimdeki boşluğa! Sessizliğin içinde boğulacakken beni kurtaracak   sese yine kendimden cevap aldım. Kendimle meğerse uzzzuuunnn bir süre konuşmuyormuşum bunu anladım. Çoktaann küsmüşüm meğerse kendime konuşunca benle işte o zaman anladım...       
           Zaman herşeyin ilacıdır diye ne güzel söylemişler söyleyenin ağzına sağlık! Tezcanlılık,sıcağı sıcağına bir işe karşılaşmak her zaman sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Elimizde hazır ilacımız da varken dikkatli olmak lazım. Düşüncelerimizi aceleye getirip  şeytanı peşimize takmayalım. Sonra  o işin içine girerse, bu kez biz çıkamayız işin içinden. O saatten sonra da mundar olur kalır! hayır da  gelmez o işten! Bu nedenle nadasa bıraktım kendimi. Beni soran olursa nadastayım :))) olgunlaşan düşüncelerimin hasılatını toplamaya ve sizlerle paylaşmaya  gidiyorum.





.

03/01/2010

Kim Üzebilir Seni Senden Başka ???



  
Gidene kal demeyeceksin...
  Gidene kal demek zavallılara,
  Kalana git demek terbiyesizlere,
  Dönmeyene dön demek acizlere,
  Hak edene git demek asillere yakışır. 
 

  Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme,
  yoksa değersiz olan hep sen olursun...


  Düşün....
  Kim üzebilir seni senden başka?
  Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
  Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
  Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
  Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
  Herşey sende başlar, sende biter...
  Yeter ki yürekli ol,
  Tükenme, tüketme, tükettirme içindeki,  yaşama  sevgisini...




 ( ALINTI )



02/01/2010

YAPCAK BİŞEY YOK





         Mukadderat, yapcak bişey yok ...
         Nedendir bilmem  son günlerde sıklıkla kulandığım bir cümledir. Nerden dilime dolandı bir bilsem!
Arkadaş başından geçen bir olayı (önemli veya önemsiz ) uzun uzun anlatıyor ben süper dinleyici poziyonunda yerimi çoktan almışım. Cümleye noktayı koymuştur artık.
Ve benden gelen cevap yalnızca şöyledir :
Mukadderat, yapcak bişey yok :))) Bu sözü söylerken o kadar çok eğleniyorum ki anlatamam.
Yapcak çok şey var aslında , belki biraz sonrasında muhtemelen yapıcamda ama bu sözü sarf etmeden yapamıyorum çok tuhaf dime?  Bu laf bir de öyle yerlerde kullanılır ki harbiden de yapacak bişey olmaz o an! Kendini teseli edebileceğin ancak kendinden teyit aldığın zamanda seni rahatlatır bu sözler.
   Düşünsenize siz ciddi ciddi birşeyler anlatıyorsunuz ,karşınızda ki  kişi ''mukadderat,yapcak birşey yok '' diyip duruyor. .Çok sinir bozucu dime? Sinirlendim bak şimdi kendime !
demişim bir kere artık ''yapcak bişey yok'' :))
Annem gelirken ekmek al evde hiç ekmek yok diyor ''yapcak birşey yok'' diyorum :)) Bir bayan arkadaş ''Çok kilo aldım bu sıralar, nasıl zayıflayabilirim'' diye  sordu bana. İstemdışı yapcak bişey yok dedim! Çok bozuldu :)))  İşte bunun gibi bir çok  zamansız yerlerde istemdışı kulanınca   bu sözleri çok fena oluyor yaaee.
Cepte beş kuruş para yok ,yaş geldi geçiyor artık birşeyler yapmalı artık diyorum. Sonra işin içinden çıkamayınca yine aynı sözlere sığınıyorum.
''Mukadderat, yapcak bişey yok''
Uzun süreli seni götürmüyor bu laflar ,  bir yerden sonra ister istemez birşey yapasın geliyor.
 Bir  olumsuzluk bildiren bir cümle bu kadar mı pozitif hissetirebilir insanı. Şşaşştımm kaldım kendime  haa. Yerinde zamanında kullanırsam daha güzel olcak bu kelamları, yoksa bir gün başıma ciddi bir şey gelcek.
  Elinin kolunun bağlı olduğu durumlar olabilir, çaresiz kalırsın ama yine  ufak bir kırıntı da olsa  her zaman yapcak birşey vardır.Benim gibi kestirip artırmayın lütfen.
 Daha çok şey yazacaktım. Bu absürt durumumla alakalı ama  klavyeye temas eden yerlerime ivme geldi. Mukadderat diyelim , yapcak birşey yok! Yoksa yoktur diycek söze de artık gerekte yok ...

31/12/2009

EDEB-İ NASİHAT


Oğul ;

 İnsanlar vardir, şafakta doğar, gün batarken ölürler !
Unutma ki dünya sandı
ğın kadar büyük değildir !
İki paralik güneşe aldanip sonrada karda, ayazda kavrulup gitme
Güçlüsün akillisin söz sahibisin !
Ama ;
Bunlari nerede nasil kullanaca
ğini bilmezsen,
Sabah rüzgarinda savrulup gidersin.

Dünya Senin Gözlerin Gördüğü Gibi Büyük Değildir
Bütün Feth Edilmemiş Gizemler ,Bilinmeyenler ,Görülmeyenler Ancak Senin Fazilet Ve Erdemlerinle Gün Işığına Çıkacaklardır .
Avun Oğlum Avun. Güçlüsün,Kuvvetlisin ,Akıllısın , Kelamlısın Ama ;
Bunları Nerede Ve Nasıl Kullanacağını Bilmezsen,
Sabah Rüzgarında Savrulur Gidersin!
Öfken ve benliğin bir olup aklini yener !
Daima sabirli, sebatli ve iradene sahip olasin.
Azminden dönme !
Çikti
ğin yolu taşiyacağin yükü iyi bil !
Her i
şin gereğini vaktinde yap.
Açik sözlü ol ! Her sözü de üstüne alma !
Gördün söyleme, bildin bilme
Sözünü unutma ! sözü söz olsun diye söyleme !

             Bu Dünyada İnancını Kaybedersen Yeşilken Çorak Olur, Çöllere Dönersin .
Anani atani say bereket büyüklerle beraberdir !
Sevildi
ğin yere sik gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibar olmaz.
Üç ki
şiye aci ;
Cahiller arasinda alime,
Zenginken fakir dü
şene,
Hatirli iken itibarini kaybedene !
Unutma ki yüksekte yer tutanlar, a
şağidakiler kadar emniyette değildir.
Ululanma, dü
şmanini hor görme !
şmanini çoğaltma, düşmanliğin başini da sonunu da sen belirle !
Hakli oldu
ğunda kavgadan korkma
Bilesin ki,
Atin iyisine doru yi
ğidin iyisine deli derler ! 



 
         Şeyh Edebali'nin  Osman Bey'e Nasihati 'dir.







28/12/2009

Yalnız ben değilim ki !

   Ne çok severiz kendimize yandaş bulmayı. Ötekinin, berikin çevremizdeki herkesin bizim gibi şeyler yaşamasını neden isteriz ki!
Başına kötü bir olay mı geldi? Gelir elbet insanız beşeriz haliyle şaşarız.
Müsait bir yapımız vardır kandırılmaya,aldatılmaya! Alışveriş yaparız kandırılırız çevremizde bizim gibi kandırılan başka insanların varlığını duyunca birden mutlu oluruz.
Neden???
Çünkü onlar bize yalnız olmadığımızı hissetirirler bu yüzden severiz onları!
''Valla aynı benim durumumu anlatıyor''
''Bende aynı duruma düştüm''
''Sadece ben degilim ki bak o da aynı şeyi yaşamış ben gibi '' bunun gibi bir dünya söz sayarız işte...
   Ya boşver bunları  sana ne arkadaşım, sen önce kendi haline bak! Laf gebeliği yapınca dejarz mı oluyorsun? Maduriyetini neden tek başına üstlenmeye cesaret edemiyorsun!
Kriz olur madur oluruz.Kendi halimize çare arayacağımıza aynı durumdan muzdarip insanlar ararız!
Niye?
Çünkü kolay olanı severiz. İçimizde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için çareler üretmek bizim için herzaman 2.plandadır.
Yanı başımızda bizden birilerinin olmasını yani ''öteki'nin'' yerini ''biz'den'' birinin almasını meğerse ne çok isteriz!
Zincirleme bir kazaya karışsak mutlu oluruz. Arkamızda tren katarı gibi madurları görünce gülümseriz.Acımızı bir kenara atıp diğer ''bizden'' olanlarla ahbap olmayı ortak paydada buluşmayı deneriz.
Niçin?
Çünkü aynı olayın birden fazla kahramanı vardır artık yalnız değiliz!
ALLAH korusun milyonda bir görülen bir hastalığa yakalansak inanın 2.3. bilmem kaçıncılar var mı diye bir araştırmanın içinde buluruz kendimizi!
Neden? Niçin? Niye?
İşte bu soru cümlelerini kendimize sormadan başkalarını cümlenin öznesi haline getirmek en kötü alışkanlığımız olsa gerek.
 Sözün Özü; Ben mutlu olmuyorum benden birileriinin daha çevremde bulunmasına.
Aksine  kızıyorum!
Tahammül sınırlarımı zorlayan durumlarla karşılaştığım zaman güya ''bizden'' olduklarını idda edenlerin ayağımın altında kalabalık yapmasına ise hiç mi hiç gelemiyorum !
Zaten ben madurum,çaresizim,kederliyim. Birde benden bir kaç tane daha olmasını inan hiç çekemem.
''Ötekiyim '' ben işte!  ve sizlere çok ötelerden sesleniyorum ...




Yazan :  Salih Yıldırım




24/12/2009

ÇOCUKTUM UFACIKTIM ...


 
      Atatürk '' Bugünün çoçukları yarın büyükleridir'' diye boşa söylememiş ya. 7 gün sonra yeni bir yıla adım atacağız. Benim yaş kemale erdide bu zaman nasıl hızlı geçti bir aklım ona ermedi!
 Klasik bir geyik laf vardır ya, içimde ki çoçuk büyümedi diye. Benim büyüdü!!! Büyüdüğüne pişman oluyor malesef. Nolurdu ki  sanki çoçuk kalaydım? 
      Günlerden yakın bir geçen günde, iş olsun diye ortaya attığım bir laf öğle molasında meğerse kaç kişinin bam teline değmiş ki, orada bulunan  kişişlerin akorduna hemen bir ayar çekmişti.
  İş ortamı ağır gelmiş olacak ki muhabbet konumuz birden çoçukluk döneminde ki oynanan oyunlara geldi. Nasıl geldi, Neden geldi? diye sorgulamaya hiç gerek yok geldi bir şekilde  işte.
Çoçukken  kaygısız geçen günlerimizin anılarını dökülü verdik birden,tamamen kendi özgür irademizle...
Çoçuktum ufacıktım top oynadım acıktım. Evet  sadece acıktığımız zamanlarda uğrardık eve. Ekmek arası ile ilk tanışmam o zaman dilimlerinde oldu. Oyun kaçmasın diye atlıyorduk ögünleri. Çeşitli oyunlar oynuyorduk zamana aldırmaksızın. Misket oynayıp kendi arkadaşlarımızı yenerek başladık doyumsuz hırsımıza. (favori bilyeme onlarca bilye verdiler de uğuruna inandığımdan kimseye yar etmemiştim.) Oyun kartlarından futbolcu resimleri kazanır yapıştırırdık güzelce, nedense hep bir ikisi eksik olurdu. (Bakkalın oyununa gelip eksikleri tamamlamak için harçlıklarımızı seferber etmiştik.)
Gazoz kapağının şuan bir degeri yok belki ama o zaman çok önemli bir oyun aracıydı.Bakkal önünden tek tek toplardık. Haftada bir mahalleye gelen sinek öldürme aracının egzosunu içimize çekmek için birbirimizle yarışır,giden aracın peşinden hep giden taraf olurduk. Kızlarla ortak oyunlarımız yoktu pek fazla ama onlarlada saklambaç,seksek,yakartop,dokuztaş,ip atlama gibi oyunlarla aramıza köprü kurmasını da bilecek kadar  sosyaldik. Akşam havanın kararmasıyla anne sesinin duyulması an meselesiydi ama biz biraz daha diye oyuna doyamazdık. Bir benjamin bir tsubasa vardı ki , okul dönüşü onları seyretmek için iple çekerdik.(Japonları ilk onlarla sevdim)  Bir gol olacak diye bazen günlerce beklerdik de top kaleye bir türlü girmezdi.
Kavgalı,dövüşlü  filmlerden sonra kendimizi hızla sokağa atıp, filmde gördümüz teknikleri arkadaşlarımız üzerinde denemeye kalkardık ki bu arkaşlığımızı hep küsle sonuçlandırırdı. Ne kadar birbirimize kızsak darılsakda çoçuklar küs kalamazdı. Beş dakkika sonraki oyuna bir şekilde küs arkadaşınla barışmış şekilde beraber katılıp hatta aynı takımda yer alırdık.
Hafta sonları okul tatilini iple çeker, okulun olduğu günlerden daha erken kalkıp belirli çizgi filmleri seyrederdik. ( o kadar tatlı gelirdi ki)  Mahalle kavgaları,mahalle maçları,mahalle takımı vss hep birliktelik duygusu vardı içimizde. Kötü bişey yapmışsak haber çabuk yayılırdı. (korkardık) Evde kilolarca meyva varken uzak komşularımzın bahçesine dalmak için operasyon planları yapardık. İşimiz bitmeye yakın içimizden bir işgüzar hep ''Bahçeyeeee dalaaaan vaaaarrrr ''diye bağırarak işi pok eder hızla kaçışırdık. Abiler vardı mahallemizde onlara özenirdik. Hepimiz birimiz birimiz hepimiz için hareket ederdikte iş oyuna gelince yine kendimiz olurduk. Tahtadan kılıçlarımız,sapandan oklarımız vardı. Sapan ve uçurtma yapmak gibi oyun araçlarıyla  ilk kişisel becerilerimizin temelini atmıştık.
 Komşunun zillerine basıp kaçardık.(Başkasına rahatsızlık vermek bizi rahatlatırdı) Hemde bununla öyle bir eğlenirdik ki.Komşu amca  peşimizden kovalar da bir türlü yakalayamazdı.
 Kar yağar kayak yapar kayardık. Bilyeli araçlarımız vardı yokuş aşağı o bizi taşır yokuştan yukarısına hiç karışmazdı.Kardan adamımız,çim adamımız bilmem nelerimiz vardı.
 Teknolojinin ilk gelişme dönemleri ile çoçukluğumun bitiş dönemi hemen hemen aynı dönemlerde kesiştiğinden, apartman çoçuğu olmadım  hiçbir zaman çok şükür.
 Bu çoçukluk anıları var ya tükenmez bir hazine anlat anlat bitmez valla.( daha çeyregini anlatmadım bile ) O kadar güzel bir dönemi neden tasarruflu harcamadım da tükettim diye ara ara tatlı tatlı kızarım kendime. Geçen zaman gelmiyor iştee. Ben de böyle zamansız yerlerde iç geçirerek, iş ortamlarında lollipop zamanlar düşlüyorum. Zora geldiğim zamanlarda çoçukluk anılarına sığınarak kaçış yolu arıyorum. Kaygısız, tutarsız,sorumsuz yaşamak istiyorum.
Olmayacağını artık geçde olsa kabullendim nihayet ! Mecburen yapcak bişey yok bu saaten sonra diye attım içime.Özlemimi bende böyle anlatarak gideriyorum naparsınız işte ...

19/12/2009

Yakışmadı Sana İstanbul !



        İstanbul ey yeditepeli şehir!
       Herşey yakışıyor da, bir yağmur yakışmıyor sana! 
    En azından ben yakıştıramıyorum belki de hiçbir zaman yakıştıramayacığım o muhteşem şanına...
       Dün evden adımımı atar atmaz yakalandım yağmura.Dışarıda işim vardı  mecburen düştüm yollara. Gideceğim yere yetişmek için bir araçtan diğerine binme mücadelesi verirken yediğim yağmurun haddi hesabı yok! Gündüz neyse de akşam üstü  bir yağmaya başladı ki evlere şenlik. Rahmettir yağacak elbet. Çok şükür lafım yok ama bu kentin altyapısı yok be kardeşim! Her yağmurda evimi sel basacak diye yağmur yağmaması için duaya çıkacak nerdeyse bazı insanlar. ( Bunların çoğunlugu dere yatağındaki evinde yatan vatandaşlar ki o ayrı konu ) 2010 yılının Kültür kenti olacak İstanbul ! Tam olarak hazırmıyız bu ev sahipliğine orası tartışılır ama bence bu organizasyonun tarihi daha  çok önemli. Meteroloji raporları iyi alınmalı Allah korusun bir yağmur yağarsa  makyajı akar şehrimin,kusar tüm bozuk alt yapısını üst tarafa !
   İstanbul'un sürekli sel haberleriyle haberlerde haber değeri taşımasından o kadar rahatsız oluyorum ki. (Trafiğine bile alışmışken) Şu yağmur sonrası manzara beni çok üzüyor. Hep bir acı haber alıyoruz her yağmur sonrası. Cana da geliyor malada. Yakışmıyor İstanbul'a ! Hea diyceksiniz neden İstanbul ? Başka şehirlerimizde de olmuyor mu? Oluyor elbet ama burdaki nüfus yoğunluğu çok önemli. Başka bir yerde aynı yağmur zarar vermezken burda felaket doğurabiliyor.İstanbul'da tükürsen yere sel olup akıyor, tsunami oluyor sanırsın o derece yani :))
        Ben isterim ki yağmur sonrası haberlerde ''İstanbul yağmur sonrasında  uyandığında muhteşem gökkuşağı manzarasıyla uyandı ya da Yağmur sonrası toprak kokusu şehrin havasını değiştirdi'' gibi haberler duymak isterken, biz felaket bölgelerinden gelen haberlerle bilanço yapıyoruz.
  Nisan yağmurunda sevgililer ıslansın bu kentin sokaklarında  ama  canlar heba olmasın bir daha!
 Neyse geleyim dün ki yaşadığım ilginç olaylara;   Caddelerden,sokaklardan  bir su dalgası geliyor ki adım atılacak yer yok, ayağını bastığın her yerde su diz kapağına geliyor. Islanmayı bıraktım en az zaiyatla nasıl karşıya geçerim diye düşünürken küüttt hızla geçen bir araç bir su sıçrattı ki üzerime! Ona su diyenin ağzı egilir. Bildiğin istanbul kanalizasyon atığı! Kıçımdan hiza alarak aşağıya doğru komple üzerim pislendi. Sırılsıklam olduğumu hissetmemle o duyarsız vatandaşa ağız dolusu küfür savurmam aynı anda gerçekleşti! Neyse ezan okunuyordu küfürlerimin bir kısmını içimde beklettim. hocaya dua etsin :))
Ya güldüm demin ama sinirimden falla ! Kendimi sakinleştirdikten sonra, bu işte de bir hayır var mı ? diye düşünürken. Dedim neresinde acep hayır ? Her yerimden şehrin pisliği süzülüyo! Üstüm leş gibi kokuyor! Etrafta böyle insanlıktan nasibini gecikmeli de olsa almamış yaratıklar varken! Can çıkar huy çıkmaz ya , iş görüşmesinden dönerken değilde giderken olsaydı! Gerçekten yıkım olurdu benim için.
   Dün gudümsüzlük bende miydi ? bilmem ama anlatmaya değecek o kadar olay yaşadım ki !
 Gittiğim her yerde elektrik kesildi! Ben giderken vardı ama benden sonra bir daha olmadı :)) Sonra Bindiğim araç kaza yaptı! Bunun gibi olaylara tanık oldum  ama tanımamazlıktan geldim işte. Kendimi eve nasıl atsam diye çok ince hesaplar yaptım birşekilde ulaştım evime. Temizlendim paklandım, Kokular süründüm geçti neyse!!!  Ama siz siz olun yağmurda luzumlu değilse dışarı çıkmayın hele ki İstanbul'da !
Birde unutmadan yağmurda şemsiye taşıyan vatandaşlar sizlere sesleniyorum! Şu şemsiyeyi kullanırken iki kere düşünün. Her yanımdan geçen vatandaş şemsiyesini yeni aldığından mıdır nedir gösteriş yapar gibi sivri demirlerini gözüme sokacaktı nerdeyse! Bu şemsiyeleri satarlarken birde kullanma talimatı verilmeli bence.
Velasıl bunlar benim dün yaşadığım fakat etkisini üzerimden bugün atabildiğim olaylardı paylaşmak  istedim sadece ...

17/12/2009

Buğulu Camlar

                               
            Zamanın her dilimine seni yayabilmek , uzun uzadıya iç geçirim nöbetlerimde yanımda sadece seni görebilmekti benim en büyük şansım. 
O anın tadı sende gizliydi ve sen bana, bir cam buğusunun arkasında ki uzaklık mesafesindeydin.Neden sonra gittikçe uzaklaştı suretin avuçlarımdan. Sana ulaşmanın bir yolu elbet bulunmalıydı.İlk zamanlarda  camların buğusuna seni yazarak başladım bende ki seni anlatmaya.
         İsminin yanına sana dair sevgi ifadeleri türetiyordum kendimce. Siliniyordu harfler kendiliginden, onlar silindikçe ben tekrar tekrar yazıyordum.İnatçıydım,kararlıydım ve inandırmıştım kendimi. 
Sağır sultan bile duymuştu anlamıştı halimden ama bir sen halen bilmiyordun seni çok seven birinin varlığını! 
Camlar yağmur sonrası  buğulanmadığı zamanlarda kendi nefesimle karalama defterimi oluştururdum.Offlayıp pohhlarken çok komik oluyordu yüzümün ifadesi. Görmeni çok isterdim ahh keşke bir görseydin,bir bilseydin! Görebilseydin zaten sende beğenirdin ama bir türlü görmedin.Sana kendimi ifade edebilecek daha başka türlü yollar vardı ama ben inatla camların buğusunu seçmiştim.
   Seni defalarca yazdım parmak uclarımla fakat sen görmüyordun! Parktaki banklara kazıdım ismini kendimce şekiller verdim,kalpler çizdim içlerini baş harflerimizle doldurdum ama hiçbirisi minik titrek ellerimle camın buğusuna seni yazdığım kadar zevk vermiyordu!
               Düşsel avuntularımda hep sen vardın! Geceleri düşlerimde seni buğulanmış camlara ismini yazarken görüyordum.Sonrasında sende bana eşlik ediyordun beraber nefesimizi birleştirerek pohhlarken kocaman camların suretinde kocaman bir çift yürek oluyorduk.
Okuduğum kitaplarda önsöz ve sonsöz sadece sendin! Daha sonraları duvarlara karaladım adını,okul defterlerime,kitaplarıma yazdım seni ama sen halen yanımda yoktun.
Herkese,herşeye söyledim seni ne kadar çok sevdiğimi.Dünya bilse ne çıkar,sen halen bilmiyordun!
   Gerçeği çok  sonraları anladım. Buğulu camlara yazılar yazıp hayaller kurmak çoçukluğumun en zevkli en kıymetli oyunuymuş meğerse benim için, 
sense bu oyunun en pahabiçilmez kahramanı oluyordun her seferinde.
bazen,   ''Sen'' oluyordum bu oyunda.
bazen,  ''Ben''oluyordum.
 Ama her defasında yine ''biz'' oluyorduk !
 Camlar her buğu tutuşunda, aklıma yine sen gelmişsindir.Çok uzakta olmasan bile özlenmişsindir. Kalbim sana yine yenik düşşdür.Anılarım yine depreşmiş,her işin içine yine sen karışşsındır bunu da bilesin ...




 Yazan :  Salih Yıldırım