söyleyecek sözüm var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söyleyecek sözüm var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09/12/2012

GEL ARTIK ...



Herşeyden vazgeçtiğim bir anda,
Kalbimin kapısını çalmadan gel,
Paldır küldür gir hayatıma,
Gelişin ses getirsin,,
Yankılansın dört bir yan,
Varlığınla aydınlansın gözümün feri,
Şifa olsun gelişin acılara,

Mucizem ol,
Yaşama sevincimi kucakla,
Sığınacak limanım,
Karanlığıma fener ol,
Şans meleğim,
İlham perim ol,
Gelişinin şerefine dizerim mısraları  sıraya,

Umudumu henüz  yitirmeden,
Güneş batmadan gel,
Tesadüfen geç istersen gönül yamacımdan,
Süpriz yaparmışçasına gel,
Otur, kurul yüreğimde baş köşeye, 
Yüreğim az dağınıktır,
Kusura bakmadan gel ...

Şiir :  Salih Yıldırım

17/12/2011

AŞK SANA BENZER


İçinden geçeni söyle bana! 
Yeter ki doğru olsun kelamın.
İster sana saçma , ister bana gülüç gelsin ama
 içinden süzülsün o sözler.
Sana ait olsun,sadece seni anlatsın.



Kalbinin samimiyeti fısıldasın kelimelere, 
Gözlerinin ışıltısı değsin yüreğime,
ısıtsın tenimi kış ayazında gülüşün, 
karışsın nefesin nefesime ...



Hayde kaldıralım kadehleri aşkın şerefine.
Bir solukta içelim aşkın şarabını ...
Varsın dönsün başımız, aşk sarhoşu olalım.
Aşk ile dönmeyecekse başım, 
ne lüzümu var ki yaşamın ?
  

                                                          Şiir :  Salih Yıldırım



21/09/2011

Evlilik Kavramı Üzerine ,Nedensiz Düşünceler ?


       


      Evlilik kavramı ; oldum olası çok ilginç gelir bana dostlar. Nedenini halen çözmüş değilim. Düşünce gücümle ,soyut olan çok şeyi somutlaştırabildim zihnimde ama evliliğin halen bir resmini çizemedim.
Düşünün ki; hayatın belli bir döneminde kadar yalnız yaşamışsın,tek kişilik hayaller  kurmuşsun kendince, Sana karışan görüşen yok, Belli sorumluluklar hariç kimseye hesap vermezken,birden karşına biri çıkacak ve bir imza ile hayatına yön vermeye başlacayacak.
Çok garip dimi?  '' değil mi? ''  garip çok garip  ...

 Bunun nesi garip  diyebilirsiniz , evet çekinmeyin söyleyin :))  Bende biliyorum bu doğanın kanunu, aile toplumun yapı taşı,evlilik,yuva,çoluk çoçuk çok önemli kavramlar farkındayım başım gözüm üstüne. Benim bu hayatta resmi varlığımda da bu kurum başrolde, her baktım yerde  o varken , neyi ? sorguluyorum bilmiyorum ama tuhaf geliyor bana ne bileyim ...

Kader kısmet (yazgı ) , tabi ki yazacağım şeylerin  açıklaması biliyorum ama  , içimde, taaa benden de  üçerü ben, benim böyle  düşünmemi istemiyor.

Senli yaşlarda veya sana yakın. Bir insan var gençlik hayallerinde onla veya onsuz, severek veya istemeyerek ,her neyse birine diyorsun ki gel bana yol arkadaşı ol. Teklif kabul ediliyor, sözler veriliyor ,tarihler alınıyor. Bir dünya masraf yapılıyor yeni bir ev kuruluyor ama daha önce ne güzel beleşten yaşıyorduk, şimdi ne gerek var bu kadar masrafa diyemiyorsun? Senin adına birileri hep karar alıyor sen genellikle emme basma tulumba gibi kafanı sallıyorsun , bişey diyemiyorsun eziksin, çünkü sen kaşındın  :))

  Senden başka herkes, birden seni senden fazla düşünüyormuşşş gibi görünüyor. İnanıyorsun ister istemez. Bir düğün organize ediliyor adınıza 3-4 saatlik bir eğlence.  kadrajta göründüğün süre toplasan bir saat. evet birkaç saatlik gecenin kahramanısın. Başrolde sen ve müstakbel  eşin.
Sonra sen o müstakbel hanımınla her gün görüşüyorsun bazen oluyor sadece 7-24 onu görüyorsun. Allah korusun ya doğru kişi değilse eşin. İnsan nasıl ona tahhamül edebilirsin!
Bir de senle özleşiyor o insan. Seni  yolda gördüğünde arkadaşların senden önce veya  sonra onu soruyolar. 


Bin küsür kişilik düğün salonu kapalı gişe oynuyor sizin için. İyi tarafı gişe hasılatı size ait (taraflar çirkeflik yapmazsa şayet) size ait günün o saatleri , mekan sizin ve sen düğününe gelenlerin en az yarısını tanımıyorsun,diğer yarısı ise  meçhul.

Sen o arada dalmış gitmişsin vadesi yaklaşacak ilk taksitlere , sonradan öğreniyorsun ki düğündeki kalabalığın bir kısmı artık senin yeni akraban olmuş haydaaaa! Ciccii akrabaların hayatına girdi bile, bi hoş geldin desene :))
Benim akrabam bana fazla yük oluyor zaten bir de bu nerden çıktı diyemiyorsun. Artık çevren çok geniş , sırtın yere gelmez aslansın sen bidenesin , sen artık bir eniştesin veya yengesin ...

     Evlenen arkadaşlarımın hepsinin düğününde aktif rol oynadım. , Onlar mutluluk pozları vermeye çalıştığı sırada, ben de daldım bunları bir bir düşündüm...
Onlara da düşüncelerimi açtım ama ilerleyen yıllarda yarısı doğruladı kimi iş bildiğin gibi değil dedi bana akıl fikir verdi. Kimi  '' herşeyi boş ver de çoçuk bir başka oluyormuş lan'' diyebildiler buruk ve mağrur bir şekilde ...

Kimi aman olum evlenme biz evlendikte noldu dedi. Felan filan söyledikler,  bir kulaktan girdi diğerinden çıktı.
İster evlilikten korkuyorsun sen ondan böyle söylüyorsun diyebilirsin, ister bastırılmış duygular de!. Ne bileyim? Ne derseniz deyin kabulümdür ama size bişey söylim mi ? :
Evlilik çok garip bir şey ya ...



Yazan :  Salih Yıldırım


22/08/2010

EZBERİME ALDIM HÜZNÜMÜ




Gecenin kağıdına yazamadım efkârımı,
Sitemim varsın,kalsın yarına,
Ezberime aldım hüznümü,
Yüzün,suretin hayal meyal rüyamda,

Uykuda tutmadı bak yine !
Sen yoksun diye bu gece,
Ey gecem ! Yine zifirim,
En gündüzüm ! Neredesin? 
Haydi ! Aydınlat yüzümü,

Gecenin kagıdına yazamadım efkârımı,
Yine sana döktüm bak, gözyaşımın mürekkebini
Islakken al beni, divit ucuyla,
Sıkı sıkı sar, bıraz da sarmala,

Mühürle kalbimın sayfalarını , kaleminin dip ucuyla,
Yak kalbimi ,kasıp kavur,
O deniz gözlerinle serinlik kat içime,
Yaşam kıyılarımda dolaş, 
Aman haa ! sakın uzaklaşma !



     Şiir : Salih Yıldırım

          (22.08.2010
              



20/07/2010

YAZIYORUM , YAZILIYORUM SANA

 
Selamın Aleyküm blogcum ! Özlemişim senii yaa, gel bi öpeyim seni şappur şupur  :)
 Senden uzakken ben hiç yazmadım. Kimseye içimi açmadım. Kimse beni senin kadar anlamadı bea blogcan :((
Senden uzakta oldugum 1 ay içerisinde hep seni düşündüm, Aklımda hep sen vardın ama bir türlü sana yazamadım,yazılamadım.
Sana dokunamadım haliyle sesimi de sana duyuramadım. Neyse geçti artık o günler bak artık ben çıka geldimm :)))
Yüregimin hitabet gücü, alışa geldigim,  sana sesimi duyurmaya geldim.
( tamamm beaa geldiysen geldinnn alaallaa )

 Ne zamandır çok bakımsız kaldın  dur bi tozunu, pisini üzerinden alayım. Ne bu bea üzerine su degsee senden  inşaahata harç olur.
tüüü tüüü tühh maşalahh! Bakıyorum da ben yokken formundan hiç birşey  kaybetmemişsin ,  duyarlı ve degerli izleyicilerinin sayısı da  624 olmuş. Maşallah maşallah kaşıyayım biryerlerini de sana nazar degmesin.
Senin tavan yaptıgın günlerde ALLAH'a şükür  ben hep dibe vurdum bea blogcan. Demek ki keramet bende degil sendeymiş. Afferin len işe yaramaz :)) Gözüme bak bu sefer girdin!
.
Tamam blogcan bu kadar hasret gidermek yeter hayde artık işe koyulalım çünkü ''Söyleyecek Çok Sözüm Var''

Selam sizee blog aleminin en degerli yazarları. İşte geldim burdayım. (kimin umrundaysa )
hepinizi seviyorum :)) Okuyamadıgım yazılarınızı şimdiden  okumaya başladım. Bir çok blog yazarına halen, hayretle şaşıyorum. İnsan bu kadar mı güzel ve samimi yazar bea kardeşim! Yüreginize saglık,yazan yerleriniz dert görmesin inşallah.

Blog yazmadıgım günü ben  günden saymam, o yüzden burda yokken hiç birşey yaptım ve mükafatım olan  büssürü hiç birşey  kazandım :) Blogspot'ta bir arızamı var, neden bu sayfalar çok geç açılıyor anlamıyorum. Yeni hoş temalar da eklenmiş bundan sonra temam pislendikçe günlük degiştiririm artık.
Şaka bi yana da blog yazmak insanda alışkanlık yapıyor.Yazmak insanı rahatlatıyor.  Bu süre içerisinde kendime verdigin geçici rahatsızlıktan dolayı şuan burdayım.  Rahatsızlıgım kendıme hitaf ederken, Sıradaki yazıların hepsini dingil yaşantıma armagan ediyorum. Yazdım ve rahatladım , blog seni seviyorum bu yazı sadece sana gelsin, hopp ; kaydı yayınla :))
Herkese kocaman kocaman, en orjinalinden SEvgiler,SAygılar sunuyorum ...



13/05/2010

Bu Son Olsun !





Sen kimsin?
Bence kısaca sen ;
Alfabemde olmayansın,
Hayatımda eksikliği olmayan ama yeri de dolmayansın,
Yokluğu,varlığını aratmayansın,
İşin sonunu düşünmek için sonucunu bekleyensin,
son umudumu yitirmeme yardım ve yataklık edensin,

Sen hayatıma atılmış bir son dakika gölüsün,
Son bir yalancı tebessümsün ,
Son dakika haberleriyle yüreğime düşen ateşsin,
İzlemek istediğim filme bulamadım son biletsin,
Son dinlediğim şarkının, dilime dolanan en son nakaratısın,
Yazdığım cümlenin son noktasısın,
Hayatın ön sözünü öğretmeden, son sözünu söyleyensin,

Sonsuz hayallerimin en zayıf halkasısın,
Hakkında sual olunan ama hiçbir soruya cevap bulunamayansın,
En son verdiğim karar, yüreğimin son yaptırım gücüsün,
Nefes nefese peşinden koşup , bir türlü yetışemediğimsin,
Gözümden süzülen en son yaşsın,
Sonunu bile bile izlediğim filmin, en acıklı sahnesisin,
Sona bırakılmış ödevimsin,
Son dakika da çıkan işim ,gücüm, belki de güçsüzlüğümsün!
Sona eren bir filmin kaçırdığım alt yazısın,


Son şansım,
Şansızlığım !
En son çarem,
Trafıkte akmayan en son şeridimsin,
Son haykırışımsın,
Tutunacak son dalımsın,
Sonradan düşen jetonumsun,
En sona sakladığımsın,
Mecalim son takaatim,
Son nefesimsin ...

Mutlu sonla bitmeyen hikâyenin son kahramanısın,
Gönül değerimin, en düşük ayarısın,
Kelime dağarcığımın, en sonunda yer alansın,
Sonu gelmez düşüncelerimin,  en son görgü şahidisin,
Sonsuzluğa acılan gönül penceremin son aralığısın,


Aslında sen hiçbır şey olamayacak kadar önem arz eden,
Her şeyim olmayı da bir türlü hak etmeyen!
 Değer bilmezin tekisin!
Neyseee
Her neyse!
Sana söyleyecek son sözüm bu olsun...
Ve bu da bu son olsun !!!
Bu son olsun ...


 Misalih 

Salih Yıldırım

13.05.2010




02/04/2010

AHH BİR BİLSEM !


suskun vakitlerde yazmak isterken
alelacele zaman dilimlerinde hevesimi kaybediyorum!
Gunluk kosusturmanın her telasında, en degerli varligimin bırını kesın  tuketiyorum!
misalen;
yazmak isterken kendimi bir anda susmaya mecbur bırakıyorum,
kendımı gectım de dusuncelerımı neden bu duruma mahkum edıyorum ahh bır bılsem!
Ne gunahı var bu sabı subyanın bıle demeden!  kalemımın yargısız ınfazına sahıt oluyorum,
Bır dusunce kolay kolay yetısmıyor ; ben ıse onları hoyratça ımha etme planları yapıyorum.
El degmemıs fıkırlerim halen  hucre ceperımde  ve yıne aynı ben!
onları tek kısılık  hucresınde yapayalnız bırakıyorum.
Sız hıç her gun yazı yazıp  yazıya son noktayı da koyduktan sonra verılen emegı bır cırpıda silıp attınız mı ?
Duygu yogunlugu yasayıb aramak ıstedıgınız ınsanları yıne aynı  amacsız yogunluktan aramadıgınız oldu mu ?
Bırden fazla olmazsa olmaz amaclar  belırleyıbte  hıcbır amacınıza ulasamadıgınız oldu mu ?
Gunler cok hızlı gecıyor hıssıyatına kapılıp gecen her güne  lanet okudunuz mu ?
Bırbırınden farklı çelıskılı dusuncelerın  aynı ortada buyumesıne yardım ve yataklık ettınız mı ?
Bunun gibi iste nice sorularr , sorunlar ...

ıste ben bunları malesef son zamanda her gun yapıyorum! Bu yaziyi da sırf bunları anlatıp rahatlamak ıcın yazıyorum,

soyle bir durttum kendimi ve  sordum kendime ;

bılsem kı;
ben kımım!
Hangı zamana aıtım,
kacıncı donemın bılmem kacıncı zamane cocuguyum ?
benım zamanım  mı gectı ?  yoksa devran mı degıstı ! yok yok benım ıcım gecmıs ustadım ,
yedı uyurlar gıbı uyuyup kalmısım ben bu bedende,   uyandıgım bu doneme yabancı gıbıyım,
Benı mutlu edecek cok eskı bır  doneme gotursenız olma mı ?
Keske insana yasayacagi donemi secme gıbı bır hak verılmıs olsa ve bı tercıh hakkı sunulsaydı  ;   su an dusunuyorum da hangısını secerdım? ya da sız hangısını tercıh ederdınız ?  Gerci su an oyle bir sey olsa bu ruh halıyle , ben hangi donemi sececegim dıye karar verene kadar bir cag acılıp digeri kapanirdi ve ben yine iki cag arasinda sıkısıp kalirdim.
Ben yıne suya sabuna dokunmayayıp tatlı tatlı uyuyup ruyalar alemınde  ordan oraya gezinip devr-i alem yapsam daha guzel olur bence,
Uzerıme agırlık çoktu bak yıne ! uykum geldı, bır daha uyusam  cok mu yabancı kalırım yenı nesıle,
bu bılmedıgım  meçgul  huzunler,usengeclık,gaflet ve ekurusü delalet  acaba kacıncı yuzyıldan mıras kaldı  bana!
hangı donemden kalıntıtır bendekı  bu tarıhı ızler,
Hıcbır sey yapmak ıcın bır sey yapacagım dıye uyanır mı bır ınsan yenı bır gune
Israf degılmı benım bu yaptıgım ?
uyumak ınsanı tembellestırır sakın fazla uyuma dıyorum kendıme !
 ıcımde kı seref fukarası
 - '' ama cıldı guzellestırır ''  dıyor
Kavun karbuz yata yata buyur hea, sakın usengeclık etme! sen meyva degılsın artık olgunluk cagını coktan gectın! gayret et , motıve et kendını dıye nasıhat cekıyorum kendıme
- '' gaflet dedıgın tek kısı kalmıs canavardır! Tek basına bır zarar veremez  merak etme sen ''  dıyor

Erken kalkan erken yol alır, hersey vaktınde guzeldır
- '' yol gozumde buyuyor ben gıtmesem!  '' dıye soze gırıyor

Mevsım degıstıkce dusuncelerım degısıyor, antropoza gırmeme sayılı zamanlar kaldı,
Her sabah kendımle konusarak uyanırım, oyle bır konusurum kı kendımle ben bıle kendıme sasırırım, bır goren olcak dıye cok tırsarım! Bazen cok guzel hıtab ederım kendıme, tatlı sozlerle yuvasından uyandırırım ama nafılle,  anlamadıgı vakıt hafıften frekansı argocaya cevırırım, ben hakkını kotekle odemeye kalktıkca o arsızlastı! Isyan edıyor vakıtlı vakıtsız! bana bı zararı olmasa hemen kesecem basını ! ne cok cekıyorum bende kı ıcı curumus bu benle !
ınsan kendıyle bu kadar ugrasmaz bea kardesım! ama ben ugrasırım, en buyuk hobılerım arasındadır bu dıdısme! Sırf bıraz kendımı yola getırcem dıye yoldan cıkcam bu gıdısle!
kendımle dıdısmekten onumu goremıyorum artık, Sırf bu yuzden kendımı sorgulamaya basladım, Kendıme yenı bır ben almak ıstıyorum, benden oturu! benımle yasayacak ama bana hıc mı hıc  benzemeyecek ! bılmıyorum acaba boyle bir ben bulmak  mumkun mu ?



Yazan :  Salih Yıldırım


02/02/2010

BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLDÜM ...

  
         Küçücük yüreğimle bir dünya umudu sırtladım,
        Kocaman dünyayı ise ufacık avuçlarıma sığdırmaya çabaladım ...
      
              İşte böyle bir zaman diliminde gezinirken çoçukluk anılarıma rastladım. 
O günleri hatırladıkça yerli yersiz 'ahh ulan ahh ne günlerdi '' diyerekten  iç geçirir dururum. Bir an dalıp gidesim gelir o güzel günlere...

O günlerde de acı tatlı bir çok olay yaşanırdı  hayatımda ama ben çocuktum. Beni anlık mutluluklardan başkası ilgilendirmezdi. Acıya dair hiçbir şey hatırlamam o günlerden mesela. Zaten duyarsızdım! Ancak duyduklarıma inanır ve onlara körü körüne bağlanırdım. Bildiğim tek bir şey vardı  gamsız,anlık sevinçlerle dolu geçen dop dolu günlerin sayısının giderek her gün daha da artması. Bu dönemlerde kendi kahramanını kendin kurgulardın sonrasında onu doyasıya yaşamak sana kalırdı,genelde de hakkı verilirdi bu çabaların hiçbir şey boşa gitmezdi.
Hayallerimin en zirvede olduğu altın çağımı yaşarken burnum kaf dağına gider gelirdi.
Karışanın görüşeninin en az olduğu ender zamanlardı, birkaç tane iyiye yakın arkadaşın varsa dünyanın en mutlu insanıydın. Çeşitli nesnelerden oyuncaklar yapar, kendi oyunumuzun değerini yine kendimiz belirlerdik.
Oyunun kurallarını koyan taraf hep biz olurduk.Başka kurallara karşı hep bir  alerjimiz vardı bizden ötede ki kuralları tanımaz,bilmezdik.
Hem oyuna dalarken zaman bugünkü kadar hızlı da geçmezdi, her şey tasarufluydu bizim için. 
Bir o kadar da ekonomik yaklaşımlarla kendi düzenimizi kendimiz belirlerdik ...
O yaşlarda ne ülkenin durumuyla ilgilenir, ne sevgilinin nedensiz gidişine kafa yorar nede mezuniyet sonrası iş kaygısı yaşardık.
O çocukluk dönemi geride kaldı  artık.  İyisiyle,güzeliyle bir çok anıyı geride bıraktım ardımda. 
O zamanlar kötü denebilecek bir anı olsa bile ya hatırlamam yada en alasından güler geçerim. Bir daha o güzel günlere dönemeyecek olmanın üzüntüsünü nedense hep içimde  yaşarım.
     
        Önceleri fiziksel olarak büyümekle işe başladım ve  enime boyuma imkanlar dahilinde Allah ne vermişse büyüdüm.Ardından manen ve madden  büyümeye evrimime hız verdikçe daha da büyüyordum benim içimden bir ben daha çıkıyordu adeta. Çocukluktan ilk çıkışımdı alışık olmadığım bir ortamda seyrediyordu düşüncelerim.Heycanlı bir o kadarda sabırsızdım.Farklı bir ortama kapılarımı ardına kadar açmıştım artık.

 Sonraları büyümeyi fazla gözümde büyüttüğümü hissettim. Aslında büyümekle hep yeni sorunlar bir sonrasını davet ediyordu.Hep bir zorluk bir çaresizlik hoş geldin diyordu artık yaşantıma. 
Büyümekle sorumluluk almak, hayata karşı hep mahlup durumda olmak, meğerse hep doğru orantıymış bu hayatta! Aslında yaşça büyüdükçe eziliyor daha bir küçülüyordum!

Neden sonra yanlış yolda olduğumu anladım, artık manen büyümek ve büyüdüğüm kadarıyla küçülmek istiyordum. 
Bundan sonra işin çok zor oğlum dedim, kendi kendime !
Hem büyüyecektim hemde küçük görünecektim ! 
İşin özü sadece buydu ama bunu nasıl yapacağımı  bilmiyordum. Daha yolun en başındaydım ve öğrenmeye hevesliydim.
Artık kararımı çoktan vermiştim!
    
              Sonrasında kendimle  her hesaplaşmam bir başka oldu. Bu yüzden  bir başkasının fikirlerini benliğimde saygıyla yoğurdum. Çocukluğuma ise büyüme kıvamında  yaklaştım ve daha bir yakınlaştım.
Şimdi o güzel günlere özlemle dalıp giderken,  her  iç geçirişimde aslında bir yandan da büyüyordum hissetirmeden.

 İşte  bu yüzden hep sonraları 
''Büyüdükçe Küçülmek'' istedim ...



Yazan:  Salih Yıldırım


   

31/01/2010

AYRILIK DA SEVDAYA DAHİLDİR ...


         
           
        Herkes bir yerinden sarılmış hayata. İyisiyle kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle herkes farklı renklerde yaşıyor toz pembe hayallerini. Adı üstünde hayal işte ! kimi gerçekleşirken kimi ise hayatımızın arka bahçesinde kalmaya devam edeceğe benziyor. 
       Sevgi gibi yaşam gibi aşk gibi bir gerçek var ki düşman başına adına bir çok şey söylemişler ama  nedense adı ''Ayrılık'' diye kalmış. 
Aşk kişiye özeldir, sevda güzel şeydir.  Herşey başladığı gibi gitmez tabi gün gelir hiç ummadık bir zamanda ancak adını yaşayarak öğreneceğimiz şeyler kendini usulca tanıtır bizlere.
Önce özlemi tanırız sonra bir dünya sorun gelir ardından akabinde ayrılık diye bir gerçek  en sona saklar kendini. Gün hesaplaşma günüdür, mevsim sonbahardır ufak ufak eser ayrılık yelleri ve sonrası ...
        Kısacası sevmekle başlar herşey ama  finali ayrılıkla gelir,sonrasında sevgi nefreti de yanında getirir. Demek oluyor ki herşeyin bir bedeli var! Herşey alabilirsin hayattan, çok cömerttir verir de 
ama bir yandan borçlanmışsındır farkında olmadan.Gün o gündür artık bedellerin ödenme zamanı gelmişte geçiyordur.Seviyorsan baştan kabullenmelisin bilmelisin sonunda ayrılık da olabileceğini, Mutlu olabilecegin gibi mutsuz ve umutsuz bir başınada kalabileceğini.
Hayattır bu işte herşey olabilir garanti vermez kimseye kendi kararlarını kendisi alır.Baştan anlaşmış, sende o kampanyadan nasibini almışsındır farkında olmadan.
  Herşey  hep bir zıddıyla vardır ya hayatta; 
  İşte bu yüzden;
  Ayrılık da Sevdaya Dahildir...



Yazan  : Salih Yıldırım


 

28/12/2009

Yalnız ben değilim ki !

   Ne çok severiz kendimize yandaş bulmayı. Ötekinin, berikin çevremizdeki herkesin bizim gibi şeyler yaşamasını neden isteriz ki!
Başına kötü bir olay mı geldi? Gelir elbet insanız beşeriz haliyle şaşarız.
Müsait bir yapımız vardır kandırılmaya,aldatılmaya! Alışveriş yaparız kandırılırız çevremizde bizim gibi kandırılan başka insanların varlığını duyunca birden mutlu oluruz.
Neden???
Çünkü onlar bize yalnız olmadığımızı hissetirirler bu yüzden severiz onları!
''Valla aynı benim durumumu anlatıyor''
''Bende aynı duruma düştüm''
''Sadece ben degilim ki bak o da aynı şeyi yaşamış ben gibi '' bunun gibi bir dünya söz sayarız işte...
   Ya boşver bunları  sana ne arkadaşım, sen önce kendi haline bak! Laf gebeliği yapınca dejarz mı oluyorsun? Maduriyetini neden tek başına üstlenmeye cesaret edemiyorsun!
Kriz olur madur oluruz.Kendi halimize çare arayacağımıza aynı durumdan muzdarip insanlar ararız!
Niye?
Çünkü kolay olanı severiz. İçimizde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için çareler üretmek bizim için herzaman 2.plandadır.
Yanı başımızda bizden birilerinin olmasını yani ''öteki'nin'' yerini ''biz'den'' birinin almasını meğerse ne çok isteriz!
Zincirleme bir kazaya karışsak mutlu oluruz. Arkamızda tren katarı gibi madurları görünce gülümseriz.Acımızı bir kenara atıp diğer ''bizden'' olanlarla ahbap olmayı ortak paydada buluşmayı deneriz.
Niçin?
Çünkü aynı olayın birden fazla kahramanı vardır artık yalnız değiliz!
ALLAH korusun milyonda bir görülen bir hastalığa yakalansak inanın 2.3. bilmem kaçıncılar var mı diye bir araştırmanın içinde buluruz kendimizi!
Neden? Niçin? Niye?
İşte bu soru cümlelerini kendimize sormadan başkalarını cümlenin öznesi haline getirmek en kötü alışkanlığımız olsa gerek.
 Sözün Özü; Ben mutlu olmuyorum benden birileriinin daha çevremde bulunmasına.
Aksine  kızıyorum!
Tahammül sınırlarımı zorlayan durumlarla karşılaştığım zaman güya ''bizden'' olduklarını idda edenlerin ayağımın altında kalabalık yapmasına ise hiç mi hiç gelemiyorum !
Zaten ben madurum,çaresizim,kederliyim. Birde benden bir kaç tane daha olmasını inan hiç çekemem.
''Ötekiyim '' ben işte!  ve sizlere çok ötelerden sesleniyorum ...




Yazan :  Salih Yıldırım




17/12/2009

Buğulu Camlar

                               
            Zamanın her dilimine seni yayabilmek , uzun uzadıya iç geçirim nöbetlerimde yanımda sadece seni görebilmekti benim en büyük şansım. 
O anın tadı sende gizliydi ve sen bana, bir cam buğusunun arkasında ki uzaklık mesafesindeydin.Neden sonra gittikçe uzaklaştı suretin avuçlarımdan. Sana ulaşmanın bir yolu elbet bulunmalıydı.İlk zamanlarda  camların buğusuna seni yazarak başladım bende ki seni anlatmaya.
         İsminin yanına sana dair sevgi ifadeleri türetiyordum kendimce. Siliniyordu harfler kendiliginden, onlar silindikçe ben tekrar tekrar yazıyordum.İnatçıydım,kararlıydım ve inandırmıştım kendimi. 
Sağır sultan bile duymuştu anlamıştı halimden ama bir sen halen bilmiyordun seni çok seven birinin varlığını! 
Camlar yağmur sonrası  buğulanmadığı zamanlarda kendi nefesimle karalama defterimi oluştururdum.Offlayıp pohhlarken çok komik oluyordu yüzümün ifadesi. Görmeni çok isterdim ahh keşke bir görseydin,bir bilseydin! Görebilseydin zaten sende beğenirdin ama bir türlü görmedin.Sana kendimi ifade edebilecek daha başka türlü yollar vardı ama ben inatla camların buğusunu seçmiştim.
   Seni defalarca yazdım parmak uclarımla fakat sen görmüyordun! Parktaki banklara kazıdım ismini kendimce şekiller verdim,kalpler çizdim içlerini baş harflerimizle doldurdum ama hiçbirisi minik titrek ellerimle camın buğusuna seni yazdığım kadar zevk vermiyordu!
               Düşsel avuntularımda hep sen vardın! Geceleri düşlerimde seni buğulanmış camlara ismini yazarken görüyordum.Sonrasında sende bana eşlik ediyordun beraber nefesimizi birleştirerek pohhlarken kocaman camların suretinde kocaman bir çift yürek oluyorduk.
Okuduğum kitaplarda önsöz ve sonsöz sadece sendin! Daha sonraları duvarlara karaladım adını,okul defterlerime,kitaplarıma yazdım seni ama sen halen yanımda yoktun.
Herkese,herşeye söyledim seni ne kadar çok sevdiğimi.Dünya bilse ne çıkar,sen halen bilmiyordun!
   Gerçeği çok  sonraları anladım. Buğulu camlara yazılar yazıp hayaller kurmak çoçukluğumun en zevkli en kıymetli oyunuymuş meğerse benim için, 
sense bu oyunun en pahabiçilmez kahramanı oluyordun her seferinde.
bazen,   ''Sen'' oluyordum bu oyunda.
bazen,  ''Ben''oluyordum.
 Ama her defasında yine ''biz'' oluyorduk !
 Camlar her buğu tutuşunda, aklıma yine sen gelmişsindir.Çok uzakta olmasan bile özlenmişsindir. Kalbim sana yine yenik düşşdür.Anılarım yine depreşmiş,her işin içine yine sen karışşsındır bunu da bilesin ...




 Yazan :  Salih Yıldırım


12/12/2009

AH ULAN LİDYALILAR !



            Sizden önce insanlar halbu ki ne kadar mutluydu! Birşey icaad edip dünyayı kurtaracağınızı sandınız dime! Ama yanıldınız ! Malesef düşündüğünüz gibi olmadı. Kurtaramadınız kaybolan değerleri...

'' İlk Çağ Anadolu uygarlıklarından Lidyalılar, MÖ 710 yıllarında ilk kez parayı bulup kullanarak, günümüz uygarlığına önemli bir katkıda bulunmuşlardır.'' diye geçer tarih kitaplarında!
Lidyalılar fikir babasıydı paranın. Sikke'yi ellerinde tek tek binbir zahmetle işlemişler.Sonra çekik gözlü çinliler burnunu sokmuş bu işe sikke'den değil de deriden yapalım daha güzel olur demiş. Yine güzel bulmamışlar ki ; iyonyalılar denemiş şanslarını. Osmanlılar da kıyısından bulaşmış bu işe derken en son batı dünyası son noktayı koymuş ve  bugünkü kağıt para son şeklini almış!

  Para bulunmadan önce insanlar alışveriş yapamıyormuydu? İhtiyaçlarını karşılayamıyor muydu? Elbette yapıyorlardı ! Hemde en alasından kendince  bir sistemleri vardı.Bunun adına ''takas'' yöntemi diyorlardı. Birinin işine yaramayan ürün başkası için çok önemliydi.
Bir miktar Buğday verip karşılığında belli oranda süt alıyorlarmış. 3 tavuğa 1 horoz, koyun yününe karşılık kapkacak temin ediliyormuş. Kısaca elinde ki malın kendince bir değeri vardı ve elindeki ürüne göre ihtiyaç duyduğu başka bir ürünü komşusundan temin ediyorlardı. Herkesin ürettiği ürünlerin miktarı belirli olduğu için arz talep dengesi bugun olmadığı kadar dengede duruyordu!

Buna benzer şekiller de yürüyordu bu işler. İnsanlar o zaman gayet mutluydu! Aza kanaat ediyordu ama en mutlusundan da yaşıyordu hayatını!
Ne zaman ki nefisleri hep daha fazlasını istedi işte o zaman mutsuzluk başladı!  Tüm arzlarının talep göreceğini sanarak ilk yanılgılarını yaşamaya başladılar.Kıtlığa düştüler,darlık gördüler ama bir türlü ders almadılar!
İhtiyacından fazla ürün yetiştirdiler,sınırlarını genişlettiler  felan feşman derken en sonun da parayı icat edip mertliği bozdular!
 İcat ettiği parayla köleler aldılar! Herkesi köle yapacaklarını sandılar!  Sanayi devrimi ile üretimi artırdılar,tüketim çılğınlığını körüklediler derken,derken işte bugünlere geldik.
Neyse bu kadar tarihe değinmek yeter! Uzmanı olmadığım alanlarda yanlış bilgi verip bu yazıları okuyan değerli insanları yanlış yönlendirmekten korkarım. ( üç aşağa beş yukarı süreç bu işte)


   Gelelim Sözün özüne;  Napolyon para,para,para demiş ölmüş gitmiş. (Kefeninin cebi varmıydı acep?) Para bulunmuş bir kere ben istesem de istemesem de ! Ah ulan lidyalılar ! Yatacak yeriniz yok sizin!
Neyse, ya sonra  noldu?
Parayı ''araç'' niteliğinde gören insanlar gitti, parayı  ''amaç''olarak gören insanlar geldi. Herkes parayı artık mutluluğun amacı sanıyor! (istisnalara lafım yok) Parasız insan gereksiz insandır diye latifeler yapılıyor. ''Parasız aşk olmaz'' diye aşka değer biçiliyor. ''Paranın satın alamayacağı hiçbir şey yoktur'' denilerek üç kuruşa onurlar satılıyor!  Kapitalist sistemin çarklarında ezilen milyonlarca insan nedense hak ettiği parayı  bir türlü alamıyor!  Satıyoruz kendimizi farkında olmadan! İnsanlık değerimize fiyatlar biçtiriyoruz! Yeri geldiğinde ''mal''yerine konup mallaştırılıyoruz ulu orta.
Bunların kaçımız farkında?? ya da  bu kimin umrunda ???



 Yazan :  Salih Yıldırım


 

09/12/2009

Herşey Zamanında Güzeldir ...


Gül dalında dikeniyle birlikte henüz  solmadan güzeldir. Kopardın mı bir kere ondan ne koku kalır etrafta,  ne de  canlılığı bizi etkiler koparılmadan önceki haliye.Meyve ve sebzeler zamanında ve dalından koparılıp yenirse tatlıdır. Mevsim dışı zamanlarda, seralarda yetiştirilip hormon katılmadan  henüz genleri değiştirilmeden önce yenilmelidir. O zaman yediğinden tat alır insan.
Genç insanın fikirleri gençken olgunlaşır, genç hayallerini en çok gençliğinde gerçekleştirebilir.Risk aldığı dönem en çok bu zamanlardır.Yaş ilerledikçe hayata artık aynı heyecanla bakamaz.
Artık daha temkinlidir olan bitene.
İnsan sağlıklıyken mutludur. Sağlığı yerindeyken huzurludur. Yapacaklarını işte bu zaman dilimlerine sığdırmalıdır. Hastalık zamanları sağlığın değerini anlamak için geç kalınmış  zamanlardır. Sıhhatin önemi aslında zamanında bilinmelidir.
Sevdiklerinle geçirebileceğin en güzel anlar, henüz onlar hayattayken değerlidir. Onları kaybettikten sonra onlara artık sevdiğini söyleyemezsin! Dokunamazsın,gözlerini içine bakıp kırılmış kalbini yeniden alamazsın! Geç kalınmış  kıymet bilmek, değer vermek artık geç kalınmış beyhude bir çabadır. Sağken sevdiklerine değer vermeyi bilinmelidir insan! Herşey zamanında güzeldir...
 İnsan çocukken çoçukluğunu yaşayabilmeli, büyükken sorumluluğunu bilmelidir. Büyükken çoçuklarla aşık atmaması gerektiğini de bilmelidir. Mesela vaktinde yapılan ibadet diğerlerinden daha değerlidir. Gençken yapılan ibadetle yaşlanınca yapmak arasında dağlar kadar fark vardır. Vakti gelmiş namazı kılmakla,kazaya bırakılmış namazı kılmak aynı karı kazandırmaz sevap hanenize.
Fırsat zamanında elde tutulursa değer kazanılır. Kaçtıktan sonra ancak ardından dövünülür!
İlk aşk adı üzerinde ilktir.Bir zamanı vardır o zaman diliminde yaşanıldığında güzeldir. Hafızalarda nedense hep o kalır.Aşkın işte o zamanlarda  gözü kördür! O zaman iştahlıdır. O an ''aşk için ölmeli aşk ozaman aşk'' şarkısı işte o zaman değerlidir.Sonrasında yaşanılan aşklar başkalaşmıştır.Maymun da  gözünü çoktan açmıştır artık!
Eğitim hayatı eğitim sürecinde güzeldir ve önemlidir. Eğitim sürecinden uzaklaştıktan sonra  elinize kitap almakta zorlanırsınız başka bir sınava girmeye cesaret edemezsiniz. Bilgiler tazeyken, canlıyken faydalıdır. Sonrasında ne yaparsanız daha fazla mücadele vermek zorunda kalır, çabalar durursunuz!  Okul arkadaşları okuldayken güzeldir(istisnalar hariç) Okuldan sonra ''Nerde eski günler'' diye içgeçirmekten öteye gidip,ayak üstü 5 dakikalık muhabetten başka paylaşacağınız bişey kalmamıştır artık.
Ağaç yaşken eğilir, çoçuklara vereceğin  eğitim de en ufak yaştan başlar.Yaş ilerledikçe fazla birşey öğretemezsin artık ona.Öğrenmeye en aç olduğu zamanlar bu dönemlerdir. İşte eğitim,öğretim bu zamanda güzeldir.
Hayatımıza dair önemli kararları,  yerinde ve zamanında alırsak güzeldir.Sonrasında mutsuzluklara ve pişmanlıklara neden olabilir! (evlilik,çoçuk,iş,aile vss )
Bir yere gitmemiz gerektiği zamanlarda  (düğün,nişan,bebek görmek,hasta ziyareti vss) O an orda olmamız gereklidir. Sonradan bu eylemi yerine getirmek hiçbirşey ifade etmemektedir. Kırılan kalp zamanında alınmalıdır.
Özlenen yolu beklenen zamanında gelmelidir. Çaresiz olduğun an beklenen kişi değerlidir. Sonrasında oda herkes gibidir.
Herneye bilet aldıysan zamanında gitmelisin sonradan gittiğinde gidenin ardına bakar kalırsın.
Mesela öteki dünya (ahiret) için hazırlığımızı şimdiden yapmalıyız 2 dakkika sonraya çıkacağımıza garanti henüz verilmemiştir.
Örneğin bu yazıya zamanında yorum yazılmalıdır! 1 ay  sonrasında yazılan yorum aynı lezzeti vermeyebilir :)))

Felan feşmekan örnekler uzatılabilir (Aklınıza gelen varsa ekleyebilirsiniz) aklıma geldikçe yazarım devamını inşallah. Hazırlık yapmadan yazdığımdan dolayı ancak bu kadar malzeme çıkıyor, kusura bakmayın :))
Son olarak özcümle; HERŞEY ZAMANINDA GÜZELDİR.
Sevdiklerinizi henüz yanınızdayken değer verin, kaybettikten sonra değil!!!
SEvgilerimle... 

 Yazan :  Salih Yıldırım


Sözlerim'e alıntı bir hikaye ile yazıma son veriyorum..



                           AKREP İLE AHTAPOT'un AŞKI


  Çok uzak bir adada yaşayan güzeller güzeli ahtapot ve çok yakışıklı bir akrep birbirlerine aşık olmuşlar.
Fakat ikisi de birbirinden korkuyormuş.
Ahtapot akrep den onu zehirli iğnesiyle sokar diye, akrep ise ahtapotun uzun kolları onu boğar diye…
Fakat daha fazla dayanamayarak ikisi de birbirlerine kollarını uzatmışlar.
Ahtapot "en kötü ihtimalle bir kolumu veririm, nasıl olsa yerine yenisi gelir" diye düşünmüş. Akrep ise "Onun için kendimi feda edebilirim" demiş.
Birbirlerini çok seviyorlarmış. O kadar mutlularmış ki bütün hayvanlar çok kıskanıyormuş onları...
Zamanla akrep den sıkılmaya başlamış ahtapot, aklında açık denizler varmış hep.
Oralara gidip başka hayvanlarla tanışmanın hayalini kuruyormuş. Güzelliğini bu şekilde geçirmemek için Okyanuslara doğru yüzmeye başlamış.
Terk edilen akrep günlerce sahilde onun dönmesini beklemiş.
Ardından çok ağlamış fakat göz pınarları olmadığı için, hep içine akmış gözyaşları. Okyanusların en güzel sularında süzülen ahtapot yeni yerler gördükçe işte gerçek mutluluk diye düşünüyormuş içinden.
Akrebi çoktan unutmuş.
Derken birden bir balıkçı ağına dolanmış olarak bulmuş kendisini. Kurtulmaya çalıştıkça daha çok dolanıyormuş.
Onu gemiye çekmişler. Balıkçılar ahtapotun kollarını kesip geri denize atmışlar. Kesilen kollarıysa içki masalarında meze olarak kullanılmak üzere bir restorana satılacakmış.
Canı çok yanan ve ne yapacağını bilemeyen ahtapot eski aşkı akrebe dönmeye karar vermiş fakat kolları olmadığı için yüzemiyormuş artık.
Terk edilen akrepse onsuz olmaktansa ölmeyi tercih etmiş ve zehirli iğnesiyle kendisini sokmuş. Diğer hayvanlardan yardım isteyen ahtapot akrebe ulaşmak üzereymiş
Akrebin yanına vardığında ise akrebi ölmek üzereyken yakalamış.
Akrep son nefesini verirken "evet işte ben bu güzellik için kendimi feda ettim" demiş içinden. Gerçek aşkının akrep olduğu anlamış ahtapot.
Ama artık ne ahtapotun onu saracak kolları kalmış, ne de akrebin onu tekrar sevebilecek kalbi...


05/12/2009

Şizofren Danalara Ne Oldu ?



Ot yiyerek zayıflansaydı inekler tığ gibi olurdu :))  
Diye bir duvar yazısı ile satırlarıma başlamak istedim.
            Deli dana ile başlayan salgın hastalıklar serisi , kuş gribiyle devam ederek bizleri epey bir şaşırtmıştı o zamanlar. İnekler neden delirmişti ? Bir bilene sorulmalıydı ama  bilen de yoktu ! Peki şu an ruh sağlıkları düzeldimi o şizofren danaların??
 Hatırladığım bir şey var ki o zaman et fiyatları almış başını gitmişti. Sonradan kendi yemimize,meramıza güvenmez olduk ithal etler aldık elin gavurundan !
   Akabinde kuş gribi diye birşey çıkardılar, kuşlar gezdiği ülkelere virüs taşıyormuş, Çok gezen pabuç bok getirir derler anadoluda :)  demek ki  ondan kapmış virüsü.  Neyse bu olaydan sonra bir çok kanatlı hayvan telef edildi. Hiç pahasına !
Kanatlı hayvan sektörü yerle bir oldu. Yine fiyatlar aldı başını gitti olan yine mahsum halka oldu.
        Hepsi geldi geçti derken şimdi de domuz gribi çıktı. He bunun öncesinde kene diye bir hayvanat türünden de  tehdit yedik onu atlamış olmayalım! Hep kışın bir salgın tehditi beklerken yaza özel bir korkulu rüyamız daha olmuştu  oda keneler. Kene yüzünden piknikte rahat oturamaz,sere serpe çimlere uzanamaz olmuştuk, Kenelerim korkusundan paçalarımızı çorabın içine verirken kendimizi bir nebze güvende hissediyorduk bunu yaparken farkında olmadan bir sonraki yılın modasını çoktan yaşamaya başlıyorduk.
 Mevsimler değişti malum önümüz kış. Havalarda giderek soğumaya başladı nezle oluyoruz,soğuk alıyoruz ister istemez. Bizim kendimize özgü gribimiz zaten vardı yıllardır uslu uslu sümüğümüz akar bizde hiç erinmeden silerdik. N bir panik yapar nede korku yaşardık. Bilirdik ki ilaçla 4 gün  ilaç almadan ayak üstü 1 haftada kırgınlığı üzerimizden atardık.
Flaş flaşş  flaşşşş Domuz gribi son gündemimiz,Meksikadan başlayarak diğer ülkeleri telef etti sıra bizede geliyor diye haberler hızla yayılmakta. Ne bir önlemini bilen var? Ne de  aylar öncesinden ucuza ihale edilerek alınan aşının içindeki maddeleri tam açıklayacak uzman var. Sağlık Bakanlığı yine bakakaldı, çok hazırlıksız yakalandı.  Domuz dinimize göre haram değil miydi? Ne arıyor bizim ülkemizde?
Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya niyeti olan birileri mi var acep??
Diğer Hayvanat çeşitlerinden arındırılarak oluşan griblerde bir çok sektör batmışken bu kez domuz gribiyle hangi sektör rant sağlayacak hangi sektörler iflasın eşiğine gelecek merakla bekliyoruz. İlaç sektörünün kazanacağı zaten belli ama başka kimlerin ne planı var bilmek isterim.
Bir diğer merak etiğim şey ise ; Deli dana,Kuş gribi,kene,domuz gribi derken 20010-2011 yılına damgasını vuracak hastalığın adını göğsünü gere gere taşıyabilecek hayvanın adını acayip şekilde merak ediyorum. Hastalıklarla hayvanat bahçesine çevirdiler güzel ülkemizi, Korkudan ağız tadıyla hapşıramaz olduk bea!!
            Herkes bir tahminde bulunsun bakalım  kim bilecek ??? Kimin tahmin ettiği hayvan hastalığa yenik düşüp, şanslı virüsü diyar diyar gezdirecek? Bu doğru tahmini ile gönülleri fethedecek olan kişi kim olacak.
           Bir sonraki hayvanın türü ;  koyun mu olur? köpek mi ? yoksa bu kez süpriz yapıp denizden mi çıkar  bu hayvan ?? Tüm bunların cevabını Seneye bugün ölmez de yaşarsak hep birlikte görecegiz...

01/12/2009

Zamanın kıymetini bilmeyen, zamanla kıymetsiz olur !


          Zaman su gibi akıp geçiyor, geçen her bir saniyede hep ileri atılıyoruz.İnsana biçilen ömür de malum. günümüz şartlarında ortalama 60 lı yaşları görenimiz kendini mutlu sanıyor. Yaradan bilir vademizin son kullanma tarihini ama bize düşen üretim aşamamızdan son kullanım tarihimize kadar aldığımız nefesin hakkını verebildik mi veremedik mi? Zaman hızlı geçiyor,tutamıyoruz da meleti! O halde yapılacak bişeyler olmalı diye kendimce kafa yoruyorum. Yapılacak çok şey var bunların için ömür yeter mi? Nereden başlasam? Bir plan program dahilinde amaçlarımı gerçekleştirmem kolay gözüyor uzaktan ama yakından da sesi hoş geliyor mu bakmak lazım.

            Gün dediğin 24 saat, uyuduğun süre  ortalama 7 saat, iş ortamında bulunduğun süre 9 saat, yolda geçirdigin zaman 1-2 saat (trafik hariç) diger şeylere de 1 saat dersek. Bak sana kaldı en iyi şartlarda 5 saat. Doya doya, bozdur bozdur  harca :))
      Bu 5 saatte o kadar çok şey sığdırmalısın ki, Bu daracık zaman diliminde;hem karnın doymalı,hem sevdiklerine vakit ayırabilmelisin, bir yandan dinlenmelisin aynı zamanda da kişisel gelişimin, amaçların,hobbilerin  vss.. için zaman ayırabilesin. Gelde işin içinden çık! Tutanacak tek dal kalıyor oda haftasonları.Onu da ne kadar verimli geçirdiğimiz ise ayrı bir konu. Velasıl kelam zaman kısa, yapılacak meşakkat çok, insanız bir kere gözümüz aç! Hep daha fazla şeyleri istediğimizden dolayı bu kısıtlı zaman diliminde kendimize bir yer bulmaya çalışıyoruz.  Hea bulabiliyorsak ne mutlu ama olmuyor yetmiyor zaman! Hal böyle olunca ERTELİYORUZ aldığımız her kararı. Yaptığımız plan programa da bağlı kalamıyoruz.Bi soran olduğunda da cevabımız hemen hazır ''Doğaçlama yaşıyorum hayatı''  böyle deriz ama  biyerlerimizin zorundan söyleriz bu klişe lafları.Gerçekleştiremediğimiz  eylemlere bir kılıf uydurmayı çok severiz miletcek! Bunu da iyi beceririz doğrusu. 

      ''Zamanla kıymetini bilirim geçen zamanın'' diye kendimce  cümleler eskitiyordum düşüncemde ama O an anladım ki geçen zamanın kıymetini bilenler hakkı rahmetine çoktan kavuşmuştur. Olsa olsa bize düşen görev  an'ı hakkıyla yaşamaktır.
''Zamanın kıymetini bilmeyen, zamanla kıymetsiz olur!'' diye güzel bir söz işittim biryerde çok da etkilendim. Açıkçası  ne yaparsak kendimize yapıyoruz. Değerimizi tavan yaptırmakta,ayaklar altına aldırmakta yine bizim elimizde!
 Zaman demişken aklıma başka bir konu geldi şimdi. Kullanan kişiye,yere,mekana göre acayip değişkenlik gösteriyor bu zaman kavramı. Kimi zaman 1 saatimizi beklemekle boş boş nasıl  geçirsem diye düşünürken, diğer yandan 1 dakkikalık zaman bir anda hayatımızın en önemli anı oluverir.

Sinemaya aldığımız biletin seansı 1 saat sonraysa boş boş bekleriz o zaman hiç geçmek bilmez. İşe veya toplantıya geç kalmışızdır bırakın bir saati 1 dakkika hiç olmadığı kadar önemli olurda o an, onun sayesinde durumu kurtarabiliriz.
Maratona katılmış koşusu  için  saniyeler önemliyken,Satranç oynayan oyuncu için zaman kavramı 2.plandadır. Hastaya geceler uzun ve ızdıraplı geçerken. Aynı geceyi ve aynı an'ı yaşayan eğlence kulübünde eğlenen insanlar için ise zaman su gibi akıp geçer. Bir kaç saniye erken müdahale ile bile insan yaşamı kurtulurken,Bir anlık zevklerle insan yaşamını sonlandırabilir.

Son dakkika golüyle bir takım şampiyon olurken diğer takım ligden düşebilir ya da lig de kalabilir.
Bunun gibi sayısız örnekler vermek isterdim ama aklıma şimdilik bunlar geliyor.
Zamanın kıymetini bir maraton koşucusu gibi saniyelerle yarışarak ama bir hasta gibi geceyi uzun bilerek yaşamak dileğiyle.
Ertelemeden değerine kıymetler katarak geçireceğimiz en güzel zamanlar  bizlerin olsun...




Yazan : Salih Yıldırım