31/12/2009

EDEB-İ NASİHAT


Oğul ;

 İnsanlar vardir, şafakta doğar, gün batarken ölürler !
Unutma ki dünya sandı
ğın kadar büyük değildir !
İki paralik güneşe aldanip sonrada karda, ayazda kavrulup gitme
Güçlüsün akillisin söz sahibisin !
Ama ;
Bunlari nerede nasil kullanaca
ğini bilmezsen,
Sabah rüzgarinda savrulup gidersin.

Dünya Senin Gözlerin Gördüğü Gibi Büyük Değildir
Bütün Feth Edilmemiş Gizemler ,Bilinmeyenler ,Görülmeyenler Ancak Senin Fazilet Ve Erdemlerinle Gün Işığına Çıkacaklardır .
Avun Oğlum Avun. Güçlüsün,Kuvvetlisin ,Akıllısın , Kelamlısın Ama ;
Bunları Nerede Ve Nasıl Kullanacağını Bilmezsen,
Sabah Rüzgarında Savrulur Gidersin!
Öfken ve benliğin bir olup aklini yener !
Daima sabirli, sebatli ve iradene sahip olasin.
Azminden dönme !
Çikti
ğin yolu taşiyacağin yükü iyi bil !
Her i
şin gereğini vaktinde yap.
Açik sözlü ol ! Her sözü de üstüne alma !
Gördün söyleme, bildin bilme
Sözünü unutma ! sözü söz olsun diye söyleme !

             Bu Dünyada İnancını Kaybedersen Yeşilken Çorak Olur, Çöllere Dönersin .
Anani atani say bereket büyüklerle beraberdir !
Sevildi
ğin yere sik gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibar olmaz.
Üç ki
şiye aci ;
Cahiller arasinda alime,
Zenginken fakir dü
şene,
Hatirli iken itibarini kaybedene !
Unutma ki yüksekte yer tutanlar, a
şağidakiler kadar emniyette değildir.
Ululanma, dü
şmanini hor görme !
şmanini çoğaltma, düşmanliğin başini da sonunu da sen belirle !
Hakli oldu
ğunda kavgadan korkma
Bilesin ki,
Atin iyisine doru yi
ğidin iyisine deli derler ! 



 
         Şeyh Edebali'nin  Osman Bey'e Nasihati 'dir.







28/12/2009

Yalnız ben değilim ki !

   Ne çok severiz kendimize yandaş bulmayı. Ötekinin, berikin çevremizdeki herkesin bizim gibi şeyler yaşamasını neden isteriz ki!
Başına kötü bir olay mı geldi? Gelir elbet insanız beşeriz haliyle şaşarız.
Müsait bir yapımız vardır kandırılmaya,aldatılmaya! Alışveriş yaparız kandırılırız çevremizde bizim gibi kandırılan başka insanların varlığını duyunca birden mutlu oluruz.
Neden???
Çünkü onlar bize yalnız olmadığımızı hissetirirler bu yüzden severiz onları!
''Valla aynı benim durumumu anlatıyor''
''Bende aynı duruma düştüm''
''Sadece ben degilim ki bak o da aynı şeyi yaşamış ben gibi '' bunun gibi bir dünya söz sayarız işte...
   Ya boşver bunları  sana ne arkadaşım, sen önce kendi haline bak! Laf gebeliği yapınca dejarz mı oluyorsun? Maduriyetini neden tek başına üstlenmeye cesaret edemiyorsun!
Kriz olur madur oluruz.Kendi halimize çare arayacağımıza aynı durumdan muzdarip insanlar ararız!
Niye?
Çünkü kolay olanı severiz. İçimizde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için çareler üretmek bizim için herzaman 2.plandadır.
Yanı başımızda bizden birilerinin olmasını yani ''öteki'nin'' yerini ''biz'den'' birinin almasını meğerse ne çok isteriz!
Zincirleme bir kazaya karışsak mutlu oluruz. Arkamızda tren katarı gibi madurları görünce gülümseriz.Acımızı bir kenara atıp diğer ''bizden'' olanlarla ahbap olmayı ortak paydada buluşmayı deneriz.
Niçin?
Çünkü aynı olayın birden fazla kahramanı vardır artık yalnız değiliz!
ALLAH korusun milyonda bir görülen bir hastalığa yakalansak inanın 2.3. bilmem kaçıncılar var mı diye bir araştırmanın içinde buluruz kendimizi!
Neden? Niçin? Niye?
İşte bu soru cümlelerini kendimize sormadan başkalarını cümlenin öznesi haline getirmek en kötü alışkanlığımız olsa gerek.
 Sözün Özü; Ben mutlu olmuyorum benden birileriinin daha çevremde bulunmasına.
Aksine  kızıyorum!
Tahammül sınırlarımı zorlayan durumlarla karşılaştığım zaman güya ''bizden'' olduklarını idda edenlerin ayağımın altında kalabalık yapmasına ise hiç mi hiç gelemiyorum !
Zaten ben madurum,çaresizim,kederliyim. Birde benden bir kaç tane daha olmasını inan hiç çekemem.
''Ötekiyim '' ben işte!  ve sizlere çok ötelerden sesleniyorum ...




Yazan :  Salih Yıldırım




24/12/2009

ÇOCUKTUM UFACIKTIM ...


 
      Atatürk '' Bugünün çoçukları yarın büyükleridir'' diye boşa söylememiş ya. 7 gün sonra yeni bir yıla adım atacağız. Benim yaş kemale erdide bu zaman nasıl hızlı geçti bir aklım ona ermedi!
 Klasik bir geyik laf vardır ya, içimde ki çoçuk büyümedi diye. Benim büyüdü!!! Büyüdüğüne pişman oluyor malesef. Nolurdu ki  sanki çoçuk kalaydım? 
      Günlerden yakın bir geçen günde, iş olsun diye ortaya attığım bir laf öğle molasında meğerse kaç kişinin bam teline değmiş ki, orada bulunan  kişişlerin akorduna hemen bir ayar çekmişti.
  İş ortamı ağır gelmiş olacak ki muhabbet konumuz birden çoçukluk döneminde ki oynanan oyunlara geldi. Nasıl geldi, Neden geldi? diye sorgulamaya hiç gerek yok geldi bir şekilde  işte.
Çoçukken  kaygısız geçen günlerimizin anılarını dökülü verdik birden,tamamen kendi özgür irademizle...
Çoçuktum ufacıktım top oynadım acıktım. Evet  sadece acıktığımız zamanlarda uğrardık eve. Ekmek arası ile ilk tanışmam o zaman dilimlerinde oldu. Oyun kaçmasın diye atlıyorduk ögünleri. Çeşitli oyunlar oynuyorduk zamana aldırmaksızın. Misket oynayıp kendi arkadaşlarımızı yenerek başladık doyumsuz hırsımıza. (favori bilyeme onlarca bilye verdiler de uğuruna inandığımdan kimseye yar etmemiştim.) Oyun kartlarından futbolcu resimleri kazanır yapıştırırdık güzelce, nedense hep bir ikisi eksik olurdu. (Bakkalın oyununa gelip eksikleri tamamlamak için harçlıklarımızı seferber etmiştik.)
Gazoz kapağının şuan bir degeri yok belki ama o zaman çok önemli bir oyun aracıydı.Bakkal önünden tek tek toplardık. Haftada bir mahalleye gelen sinek öldürme aracının egzosunu içimize çekmek için birbirimizle yarışır,giden aracın peşinden hep giden taraf olurduk. Kızlarla ortak oyunlarımız yoktu pek fazla ama onlarlada saklambaç,seksek,yakartop,dokuztaş,ip atlama gibi oyunlarla aramıza köprü kurmasını da bilecek kadar  sosyaldik. Akşam havanın kararmasıyla anne sesinin duyulması an meselesiydi ama biz biraz daha diye oyuna doyamazdık. Bir benjamin bir tsubasa vardı ki , okul dönüşü onları seyretmek için iple çekerdik.(Japonları ilk onlarla sevdim)  Bir gol olacak diye bazen günlerce beklerdik de top kaleye bir türlü girmezdi.
Kavgalı,dövüşlü  filmlerden sonra kendimizi hızla sokağa atıp, filmde gördümüz teknikleri arkadaşlarımız üzerinde denemeye kalkardık ki bu arkaşlığımızı hep küsle sonuçlandırırdı. Ne kadar birbirimize kızsak darılsakda çoçuklar küs kalamazdı. Beş dakkika sonraki oyuna bir şekilde küs arkadaşınla barışmış şekilde beraber katılıp hatta aynı takımda yer alırdık.
Hafta sonları okul tatilini iple çeker, okulun olduğu günlerden daha erken kalkıp belirli çizgi filmleri seyrederdik. ( o kadar tatlı gelirdi ki)  Mahalle kavgaları,mahalle maçları,mahalle takımı vss hep birliktelik duygusu vardı içimizde. Kötü bişey yapmışsak haber çabuk yayılırdı. (korkardık) Evde kilolarca meyva varken uzak komşularımzın bahçesine dalmak için operasyon planları yapardık. İşimiz bitmeye yakın içimizden bir işgüzar hep ''Bahçeyeeee dalaaaan vaaaarrrr ''diye bağırarak işi pok eder hızla kaçışırdık. Abiler vardı mahallemizde onlara özenirdik. Hepimiz birimiz birimiz hepimiz için hareket ederdikte iş oyuna gelince yine kendimiz olurduk. Tahtadan kılıçlarımız,sapandan oklarımız vardı. Sapan ve uçurtma yapmak gibi oyun araçlarıyla  ilk kişisel becerilerimizin temelini atmıştık.
 Komşunun zillerine basıp kaçardık.(Başkasına rahatsızlık vermek bizi rahatlatırdı) Hemde bununla öyle bir eğlenirdik ki.Komşu amca  peşimizden kovalar da bir türlü yakalayamazdı.
 Kar yağar kayak yapar kayardık. Bilyeli araçlarımız vardı yokuş aşağı o bizi taşır yokuştan yukarısına hiç karışmazdı.Kardan adamımız,çim adamımız bilmem nelerimiz vardı.
 Teknolojinin ilk gelişme dönemleri ile çoçukluğumun bitiş dönemi hemen hemen aynı dönemlerde kesiştiğinden, apartman çoçuğu olmadım  hiçbir zaman çok şükür.
 Bu çoçukluk anıları var ya tükenmez bir hazine anlat anlat bitmez valla.( daha çeyregini anlatmadım bile ) O kadar güzel bir dönemi neden tasarruflu harcamadım da tükettim diye ara ara tatlı tatlı kızarım kendime. Geçen zaman gelmiyor iştee. Ben de böyle zamansız yerlerde iç geçirerek, iş ortamlarında lollipop zamanlar düşlüyorum. Zora geldiğim zamanlarda çoçukluk anılarına sığınarak kaçış yolu arıyorum. Kaygısız, tutarsız,sorumsuz yaşamak istiyorum.
Olmayacağını artık geçde olsa kabullendim nihayet ! Mecburen yapcak bişey yok bu saaten sonra diye attım içime.Özlemimi bende böyle anlatarak gideriyorum naparsınız işte ...

19/12/2009

Yakışmadı Sana İstanbul !



        İstanbul ey yeditepeli şehir!
       Herşey yakışıyor da, bir yağmur yakışmıyor sana! 
    En azından ben yakıştıramıyorum belki de hiçbir zaman yakıştıramayacığım o muhteşem şanına...
       Dün evden adımımı atar atmaz yakalandım yağmura.Dışarıda işim vardı  mecburen düştüm yollara. Gideceğim yere yetişmek için bir araçtan diğerine binme mücadelesi verirken yediğim yağmurun haddi hesabı yok! Gündüz neyse de akşam üstü  bir yağmaya başladı ki evlere şenlik. Rahmettir yağacak elbet. Çok şükür lafım yok ama bu kentin altyapısı yok be kardeşim! Her yağmurda evimi sel basacak diye yağmur yağmaması için duaya çıkacak nerdeyse bazı insanlar. ( Bunların çoğunlugu dere yatağındaki evinde yatan vatandaşlar ki o ayrı konu ) 2010 yılının Kültür kenti olacak İstanbul ! Tam olarak hazırmıyız bu ev sahipliğine orası tartışılır ama bence bu organizasyonun tarihi daha  çok önemli. Meteroloji raporları iyi alınmalı Allah korusun bir yağmur yağarsa  makyajı akar şehrimin,kusar tüm bozuk alt yapısını üst tarafa !
   İstanbul'un sürekli sel haberleriyle haberlerde haber değeri taşımasından o kadar rahatsız oluyorum ki. (Trafiğine bile alışmışken) Şu yağmur sonrası manzara beni çok üzüyor. Hep bir acı haber alıyoruz her yağmur sonrası. Cana da geliyor malada. Yakışmıyor İstanbul'a ! Hea diyceksiniz neden İstanbul ? Başka şehirlerimizde de olmuyor mu? Oluyor elbet ama burdaki nüfus yoğunluğu çok önemli. Başka bir yerde aynı yağmur zarar vermezken burda felaket doğurabiliyor.İstanbul'da tükürsen yere sel olup akıyor, tsunami oluyor sanırsın o derece yani :))
        Ben isterim ki yağmur sonrası haberlerde ''İstanbul yağmur sonrasında  uyandığında muhteşem gökkuşağı manzarasıyla uyandı ya da Yağmur sonrası toprak kokusu şehrin havasını değiştirdi'' gibi haberler duymak isterken, biz felaket bölgelerinden gelen haberlerle bilanço yapıyoruz.
  Nisan yağmurunda sevgililer ıslansın bu kentin sokaklarında  ama  canlar heba olmasın bir daha!
 Neyse geleyim dün ki yaşadığım ilginç olaylara;   Caddelerden,sokaklardan  bir su dalgası geliyor ki adım atılacak yer yok, ayağını bastığın her yerde su diz kapağına geliyor. Islanmayı bıraktım en az zaiyatla nasıl karşıya geçerim diye düşünürken küüttt hızla geçen bir araç bir su sıçrattı ki üzerime! Ona su diyenin ağzı egilir. Bildiğin istanbul kanalizasyon atığı! Kıçımdan hiza alarak aşağıya doğru komple üzerim pislendi. Sırılsıklam olduğumu hissetmemle o duyarsız vatandaşa ağız dolusu küfür savurmam aynı anda gerçekleşti! Neyse ezan okunuyordu küfürlerimin bir kısmını içimde beklettim. hocaya dua etsin :))
Ya güldüm demin ama sinirimden falla ! Kendimi sakinleştirdikten sonra, bu işte de bir hayır var mı ? diye düşünürken. Dedim neresinde acep hayır ? Her yerimden şehrin pisliği süzülüyo! Üstüm leş gibi kokuyor! Etrafta böyle insanlıktan nasibini gecikmeli de olsa almamış yaratıklar varken! Can çıkar huy çıkmaz ya , iş görüşmesinden dönerken değilde giderken olsaydı! Gerçekten yıkım olurdu benim için.
   Dün gudümsüzlük bende miydi ? bilmem ama anlatmaya değecek o kadar olay yaşadım ki !
 Gittiğim her yerde elektrik kesildi! Ben giderken vardı ama benden sonra bir daha olmadı :)) Sonra Bindiğim araç kaza yaptı! Bunun gibi olaylara tanık oldum  ama tanımamazlıktan geldim işte. Kendimi eve nasıl atsam diye çok ince hesaplar yaptım birşekilde ulaştım evime. Temizlendim paklandım, Kokular süründüm geçti neyse!!!  Ama siz siz olun yağmurda luzumlu değilse dışarı çıkmayın hele ki İstanbul'da !
Birde unutmadan yağmurda şemsiye taşıyan vatandaşlar sizlere sesleniyorum! Şu şemsiyeyi kullanırken iki kere düşünün. Her yanımdan geçen vatandaş şemsiyesini yeni aldığından mıdır nedir gösteriş yapar gibi sivri demirlerini gözüme sokacaktı nerdeyse! Bu şemsiyeleri satarlarken birde kullanma talimatı verilmeli bence.
Velasıl bunlar benim dün yaşadığım fakat etkisini üzerimden bugün atabildiğim olaylardı paylaşmak  istedim sadece ...

17/12/2009

Buğulu Camlar

                               
            Zamanın her dilimine seni yayabilmek , uzun uzadıya iç geçirim nöbetlerimde yanımda sadece seni görebilmekti benim en büyük şansım. 
O anın tadı sende gizliydi ve sen bana, bir cam buğusunun arkasında ki uzaklık mesafesindeydin.Neden sonra gittikçe uzaklaştı suretin avuçlarımdan. Sana ulaşmanın bir yolu elbet bulunmalıydı.İlk zamanlarda  camların buğusuna seni yazarak başladım bende ki seni anlatmaya.
         İsminin yanına sana dair sevgi ifadeleri türetiyordum kendimce. Siliniyordu harfler kendiliginden, onlar silindikçe ben tekrar tekrar yazıyordum.İnatçıydım,kararlıydım ve inandırmıştım kendimi. 
Sağır sultan bile duymuştu anlamıştı halimden ama bir sen halen bilmiyordun seni çok seven birinin varlığını! 
Camlar yağmur sonrası  buğulanmadığı zamanlarda kendi nefesimle karalama defterimi oluştururdum.Offlayıp pohhlarken çok komik oluyordu yüzümün ifadesi. Görmeni çok isterdim ahh keşke bir görseydin,bir bilseydin! Görebilseydin zaten sende beğenirdin ama bir türlü görmedin.Sana kendimi ifade edebilecek daha başka türlü yollar vardı ama ben inatla camların buğusunu seçmiştim.
   Seni defalarca yazdım parmak uclarımla fakat sen görmüyordun! Parktaki banklara kazıdım ismini kendimce şekiller verdim,kalpler çizdim içlerini baş harflerimizle doldurdum ama hiçbirisi minik titrek ellerimle camın buğusuna seni yazdığım kadar zevk vermiyordu!
               Düşsel avuntularımda hep sen vardın! Geceleri düşlerimde seni buğulanmış camlara ismini yazarken görüyordum.Sonrasında sende bana eşlik ediyordun beraber nefesimizi birleştirerek pohhlarken kocaman camların suretinde kocaman bir çift yürek oluyorduk.
Okuduğum kitaplarda önsöz ve sonsöz sadece sendin! Daha sonraları duvarlara karaladım adını,okul defterlerime,kitaplarıma yazdım seni ama sen halen yanımda yoktun.
Herkese,herşeye söyledim seni ne kadar çok sevdiğimi.Dünya bilse ne çıkar,sen halen bilmiyordun!
   Gerçeği çok  sonraları anladım. Buğulu camlara yazılar yazıp hayaller kurmak çoçukluğumun en zevkli en kıymetli oyunuymuş meğerse benim için, 
sense bu oyunun en pahabiçilmez kahramanı oluyordun her seferinde.
bazen,   ''Sen'' oluyordum bu oyunda.
bazen,  ''Ben''oluyordum.
 Ama her defasında yine ''biz'' oluyorduk !
 Camlar her buğu tutuşunda, aklıma yine sen gelmişsindir.Çok uzakta olmasan bile özlenmişsindir. Kalbim sana yine yenik düşşdür.Anılarım yine depreşmiş,her işin içine yine sen karışşsındır bunu da bilesin ...




 Yazan :  Salih Yıldırım


16/12/2009

Ne İş Olsa İtinayla Yaparım Abi !




*SELAMIN ALEYKÜM ABİ.
Ben iş arıyordum da, şey iş bakıyordum da ...
-ALEYKÜM SELAM da sen kimsin ? baktığın işin burda olduğuna eminmisin? bak buralardaysa al da git o zaman!

*Hııı,yok yanlış anladın abi .İşe ihtiyacım var benim.
-Ne iş yaparsın ki?
*HERTÜRLÜ İŞTEN ANLARIM ABİ!
NE İŞ OLSA YAPARIM ABİ ! 

-Vallaha mı ne iş olursa yaparmısın?
*Evvel Allah abi ! Elimden bir uçan birde kaçan kurtulur ki ,bazılarını da kaçarken yakalamışlığım vardır icabında. 
- Daha önce bir yerlerde çalıştın mı yani  bir  iş tecrüben var mı? 
*Yok abi,tecrübemi hayatla sabit kılmışım ben.

-Nasıl yani...
*Kendimden tecrübeliyim ben abi!

-Merak ettim neler yapabilirsin?
*O kadar çok şey yapabilirim ki.Yapabileceklerimden bazen ben bile korkuyorum abi !

-Nasıl yani? ... Neler yapabileceklerini söyle ki sana yardımcı olayım.
*Yapacaklarımı anlatsam akşam olur,yapamayacaklarımı söylesem ?
-Napim ben senin yapamayacağın şeyleri bana icraat önemli!
*He onu da yapabiliyorum abi!
-Neyi?
*Demin dedin ya icraat. Onu da geçen gün öğrendiydim.
-Fessüphanallah!
*Noldu abi canın bişeye mi sıkkın, anlarım o işlerden de yardımcı olayım?
-Yok istemez!

*Neyse işe çok mu ihtiyacın var?
-Çookkk agabey! Ağzım kokuyor açlıktan diycem ama sen çoktan almışsın kokusunu!
İşsizim, evime ekmek götüremiyorum,çok mutsuzum!
*Hımm anladım. Madem herşeyi yapabiliyorsun bak aklıma geldi şimdi. 
Mutluluğun resmini çizebilir misin?
-Boyacılıkta yaptım abi anlarım o işlerdende.Sen ne tarz bişey istiyosun söyle 2 güne hemen elinde.
*Hahhaaa, Hiç güleceğim yoktu. Seni işe alırım ama bir şartla!
-Ne iş olsa yaparım abi!
*Daha şartımı duymadın ki?
-Kayıtsız şartsız seninim abi! Etim de kemiğimi de al senin olsun! Yeter ki bana iş ver abi!
Abii ağlıyor musun? Ne dedim ki? bana mı kızdın abi? Özür dilerim kötü bişey dediysem!
*Yok... yok... 
Sana kızmadım kardeşim!
Seni bu halle getiren insanlara sinirlendim sadece!



 

15/12/2009

Dedim ...



Rabbinizden bagışlanma dileyin. Sonra da ona tövbe edin...Gerçekten benim Rabbim,esirgeyendir, sevendir.(Hud90)...

Dedim ... Bunca günahım var hangisinin tövbesini yapayım...
dedin : 
"Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zumer53)

Dedim... Rabbim günahlarım tövbe ettiklerimden daha fazladır. Hepsini söylemeye dilim varmadı. Onları da affedermisin? 
dedin :
''Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim.''(Bakara33)

Dedim... Yine gelsem bağışlarmısın? 
Dedin : 
''ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur.''(Ali imran135) 

Dedim... Rabbim benim senden başka kimim var? 
Dedin : 
''ALLAH kuluna yetmez mi?''(Zumer36)

13/12/2009

Deneme yanılma yöntemiyle deneme yazmak!



               Ne bir  nedeni ne de bir sonucu var bu yazının!  
               Öylesine yazdım işte ...

   Demin içtiğimiz çay deminde değildi fark ettin mi sen de? Yok biz yine gidelim kendi mekanımıza ancak orası paklar bizi baksana ...
    Çek ordan demli bi çay Rıza abi! Şenlendir masamızı.Kap ordan sıcak simitleri kardeşim  en tazesinden, Yanlarına kalper peynir almayı sakın unutma! Gidelim oturalım,çınar ağacının altındaki masamıza.Bugün geç kaldık çay ocağına,muhabetin dibine vuramadık daha.
     Her gün hergün  simitmi yenir diye söylenme yine! Fukaranın kebabına laf söyleme,suşi niyetine indir midene işte. Hem tap taze simidin arasını yarıp içine sürdüğün kalperin tadı gönülleri feth ediyorda, bir senin gönlünün metrakaresine mi sığmadı! Ne tuhaf adamsın ya ! bak yine doydu karnımız elhamdürüllah. Artan parayla bir gazete alalımda uzun soluklu okuyalım.Amma kapanışı seri ilan sayfaları ile yapalımda erkenden bozmayalım morelleri. Seriye bağlayalım kendimizi ama muhabet kıvamında gitsin.Daha epey burdayız başka bir plan sakın yapma. Zaten ne zaman planlı programlı günümüz olduysa :) Laf olsun diye söyledim işte. Bugün karşı masadaki amcalar gelmemiş, çaycı rüstemde ocagı çırağa bırakmış. Hayırdır inşalalah anormal şeyler var bugün burda galiba.
   Neyse biz keyfimize bakalım. Yemeği bitiyse masayı toparlayalım da kalabalık yapmasın.Bu arada susamları  atma  ya, ıslatıp kuşlara vericez hayrımıza.
Hergün hergün aynı çay ocağında yaşlılarla oturmaktan sıkılmıyormusun? diye soranlara vardır cevabım EvelAllah! Hem yaşlıların tecrübesiyle, kendi enerjimi  yoğurarak sinerji yapmak ne zamandan belli laf söz oldu! Saçma saçma konuşuyor densizler yine!
Burda bir insanın hayat görüşlerinin temelleri atılıyor hem bunun kim farkında.
  Muharem amca bak geliyor karşıdan, şimdi ne havadisler vardır onda.''Muharem Emmi,Muharem Amıca, otur amca bir çayımızı iç'' diye seslendik ama duymadı galiba. Kafası dalgın yine bu sıralar.
Neyse kardeşim sen anlat sonra nolmuştu. hadea ya ! ''yok canım daha neler'' sallıyorsun yine.Ettin bugün yine muhabbetin içine. Ne adamsın ya! Hem daha önce söylemişmiydin hayal gücünün çok geniş olduğunu? Söylemedim mi nasıl atladım bea. Neyse söylemiş oldum bu vesileyle.
Havada  yağmur var galiba ufaktan atıştırıyor bak su damlacıkları. Nasıl soğudu birden havalar anlamadım ya.Üşüme başladı birden yine. Havalar sular derken muhabet kalmadı yine hızlı tükkettik bugünde. Neyse  Napsak kalksak mı usulca? ...

12/12/2009

AH ULAN LİDYALILAR !



            Sizden önce insanlar halbu ki ne kadar mutluydu! Birşey icaad edip dünyayı kurtaracağınızı sandınız dime! Ama yanıldınız ! Malesef düşündüğünüz gibi olmadı. Kurtaramadınız kaybolan değerleri...

'' İlk Çağ Anadolu uygarlıklarından Lidyalılar, MÖ 710 yıllarında ilk kez parayı bulup kullanarak, günümüz uygarlığına önemli bir katkıda bulunmuşlardır.'' diye geçer tarih kitaplarında!
Lidyalılar fikir babasıydı paranın. Sikke'yi ellerinde tek tek binbir zahmetle işlemişler.Sonra çekik gözlü çinliler burnunu sokmuş bu işe sikke'den değil de deriden yapalım daha güzel olur demiş. Yine güzel bulmamışlar ki ; iyonyalılar denemiş şanslarını. Osmanlılar da kıyısından bulaşmış bu işe derken en son batı dünyası son noktayı koymuş ve  bugünkü kağıt para son şeklini almış!

  Para bulunmadan önce insanlar alışveriş yapamıyormuydu? İhtiyaçlarını karşılayamıyor muydu? Elbette yapıyorlardı ! Hemde en alasından kendince  bir sistemleri vardı.Bunun adına ''takas'' yöntemi diyorlardı. Birinin işine yaramayan ürün başkası için çok önemliydi.
Bir miktar Buğday verip karşılığında belli oranda süt alıyorlarmış. 3 tavuğa 1 horoz, koyun yününe karşılık kapkacak temin ediliyormuş. Kısaca elinde ki malın kendince bir değeri vardı ve elindeki ürüne göre ihtiyaç duyduğu başka bir ürünü komşusundan temin ediyorlardı. Herkesin ürettiği ürünlerin miktarı belirli olduğu için arz talep dengesi bugun olmadığı kadar dengede duruyordu!

Buna benzer şekiller de yürüyordu bu işler. İnsanlar o zaman gayet mutluydu! Aza kanaat ediyordu ama en mutlusundan da yaşıyordu hayatını!
Ne zaman ki nefisleri hep daha fazlasını istedi işte o zaman mutsuzluk başladı!  Tüm arzlarının talep göreceğini sanarak ilk yanılgılarını yaşamaya başladılar.Kıtlığa düştüler,darlık gördüler ama bir türlü ders almadılar!
İhtiyacından fazla ürün yetiştirdiler,sınırlarını genişlettiler  felan feşman derken en sonun da parayı icat edip mertliği bozdular!
 İcat ettiği parayla köleler aldılar! Herkesi köle yapacaklarını sandılar!  Sanayi devrimi ile üretimi artırdılar,tüketim çılğınlığını körüklediler derken,derken işte bugünlere geldik.
Neyse bu kadar tarihe değinmek yeter! Uzmanı olmadığım alanlarda yanlış bilgi verip bu yazıları okuyan değerli insanları yanlış yönlendirmekten korkarım. ( üç aşağa beş yukarı süreç bu işte)


   Gelelim Sözün özüne;  Napolyon para,para,para demiş ölmüş gitmiş. (Kefeninin cebi varmıydı acep?) Para bulunmuş bir kere ben istesem de istemesem de ! Ah ulan lidyalılar ! Yatacak yeriniz yok sizin!
Neyse, ya sonra  noldu?
Parayı ''araç'' niteliğinde gören insanlar gitti, parayı  ''amaç''olarak gören insanlar geldi. Herkes parayı artık mutluluğun amacı sanıyor! (istisnalara lafım yok) Parasız insan gereksiz insandır diye latifeler yapılıyor. ''Parasız aşk olmaz'' diye aşka değer biçiliyor. ''Paranın satın alamayacağı hiçbir şey yoktur'' denilerek üç kuruşa onurlar satılıyor!  Kapitalist sistemin çarklarında ezilen milyonlarca insan nedense hak ettiği parayı  bir türlü alamıyor!  Satıyoruz kendimizi farkında olmadan! İnsanlık değerimize fiyatlar biçtiriyoruz! Yeri geldiğinde ''mal''yerine konup mallaştırılıyoruz ulu orta.
Bunların kaçımız farkında?? ya da  bu kimin umrunda ???



 Yazan :  Salih Yıldırım