her işte bir hayır vardır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her işte bir hayır vardır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26/07/2012

ÜÇ SUALE ,TEK CEVAP


Bir grup felsefeci , gelerek '' Şems-i Tebriziye ''
Dediler: Birkaç sual sormaya geldik size.
O sırada tebrizi hazretleri ders için toplamıştı cümle talebeleri,

Ve elinde bir kerpiç bulunuyordu o ara,
Kerpiçle teyemmüm'ü öğretirdi onlara,
İşte bu sırada, geldi felsefeciler üç sual sormak için, müsade istediler.

1- Dediler ki : ? ALLAH vardır, görünemez diyorsun, görünmeyen şeye mi siz inanıyorsunuz?

2- Ateşten yaratıldı dersiniz şeytan için. Sonrada ''O'' ateşte yanacak diyorsunuz.
Bu iki sözünüzde yok mudur bir tenakuz?
Ateştense şeytanın halk edilişi, Öyleyse hiç yakar mı ateş ,başka ateşi ?

3- Ayrıca dersiniz ; İslamda kul hakkı var, Ahirette , hakkını alır alacaklılar, 
Halbuki bırakın insanları kendi hallerine,
Canları ne isterse, yapsınlar birbirine !


O vakit Hazreti Şems, o kerpiçi alarak , o kimsenin başına vurdu cevap olarak, daha onu dinlemeden şikayetçi olup  götürdüler kadının huzuruna.
Kadı dedi niye vurdun bu adamın başına. Tebriz-i der ki 3 sualine cevaptır amacım. Kadı sorar nedir işin aslı.
Şems anlatır bir bir :

1- Başına vurdum, göstersin o başının ağrı ve acısını ?
Lakin mümkün deiğil acıyı göstermek !

2- Şeytan ateş cinsinden zarar görmez dedi, ateşten yaratılanı neden atıyorsun ateşe yanmayacaksa?
Halbuki kendiside topraktan yaratıldı, öyleyse bu toprak bu kerpiçle niçin başı ağrıdı. insanda topraktan meydana elmedi mi?

3- Ve diyor ki ölünce, yoktur hesap ve mizan , Şu dünyada serbestçe yaşamalı her insan, Bırakın yapsın istediğini , karışmasın kimseye.
Maden ki istemiyorsun hak hukuka riayet, öyleyse bende özgürce yaptım bir hareket. o halde o  niçin beni, size etti şikayet ?



( Aşkın Son Nefesi kitabından alıntı bir hikayedir )

21/09/2011

Evlilik Kavramı Üzerine ,Nedensiz Düşünceler ?


       


      Evlilik kavramı ; oldum olası çok ilginç gelir bana dostlar. Nedenini halen çözmüş değilim. Düşünce gücümle ,soyut olan çok şeyi somutlaştırabildim zihnimde ama evliliğin halen bir resmini çizemedim.
Düşünün ki; hayatın belli bir döneminde kadar yalnız yaşamışsın,tek kişilik hayaller  kurmuşsun kendince, Sana karışan görüşen yok, Belli sorumluluklar hariç kimseye hesap vermezken,birden karşına biri çıkacak ve bir imza ile hayatına yön vermeye başlacayacak.
Çok garip dimi?  '' değil mi? ''  garip çok garip  ...

 Bunun nesi garip  diyebilirsiniz , evet çekinmeyin söyleyin :))  Bende biliyorum bu doğanın kanunu, aile toplumun yapı taşı,evlilik,yuva,çoluk çoçuk çok önemli kavramlar farkındayım başım gözüm üstüne. Benim bu hayatta resmi varlığımda da bu kurum başrolde, her baktım yerde  o varken , neyi ? sorguluyorum bilmiyorum ama tuhaf geliyor bana ne bileyim ...

Kader kısmet (yazgı ) , tabi ki yazacağım şeylerin  açıklaması biliyorum ama  , içimde, taaa benden de  üçerü ben, benim böyle  düşünmemi istemiyor.

Senli yaşlarda veya sana yakın. Bir insan var gençlik hayallerinde onla veya onsuz, severek veya istemeyerek ,her neyse birine diyorsun ki gel bana yol arkadaşı ol. Teklif kabul ediliyor, sözler veriliyor ,tarihler alınıyor. Bir dünya masraf yapılıyor yeni bir ev kuruluyor ama daha önce ne güzel beleşten yaşıyorduk, şimdi ne gerek var bu kadar masrafa diyemiyorsun? Senin adına birileri hep karar alıyor sen genellikle emme basma tulumba gibi kafanı sallıyorsun , bişey diyemiyorsun eziksin, çünkü sen kaşındın  :))

  Senden başka herkes, birden seni senden fazla düşünüyormuşşş gibi görünüyor. İnanıyorsun ister istemez. Bir düğün organize ediliyor adınıza 3-4 saatlik bir eğlence.  kadrajta göründüğün süre toplasan bir saat. evet birkaç saatlik gecenin kahramanısın. Başrolde sen ve müstakbel  eşin.
Sonra sen o müstakbel hanımınla her gün görüşüyorsun bazen oluyor sadece 7-24 onu görüyorsun. Allah korusun ya doğru kişi değilse eşin. İnsan nasıl ona tahhamül edebilirsin!
Bir de senle özleşiyor o insan. Seni  yolda gördüğünde arkadaşların senden önce veya  sonra onu soruyolar. 


Bin küsür kişilik düğün salonu kapalı gişe oynuyor sizin için. İyi tarafı gişe hasılatı size ait (taraflar çirkeflik yapmazsa şayet) size ait günün o saatleri , mekan sizin ve sen düğününe gelenlerin en az yarısını tanımıyorsun,diğer yarısı ise  meçhul.

Sen o arada dalmış gitmişsin vadesi yaklaşacak ilk taksitlere , sonradan öğreniyorsun ki düğündeki kalabalığın bir kısmı artık senin yeni akraban olmuş haydaaaa! Ciccii akrabaların hayatına girdi bile, bi hoş geldin desene :))
Benim akrabam bana fazla yük oluyor zaten bir de bu nerden çıktı diyemiyorsun. Artık çevren çok geniş , sırtın yere gelmez aslansın sen bidenesin , sen artık bir eniştesin veya yengesin ...

     Evlenen arkadaşlarımın hepsinin düğününde aktif rol oynadım. , Onlar mutluluk pozları vermeye çalıştığı sırada, ben de daldım bunları bir bir düşündüm...
Onlara da düşüncelerimi açtım ama ilerleyen yıllarda yarısı doğruladı kimi iş bildiğin gibi değil dedi bana akıl fikir verdi. Kimi  '' herşeyi boş ver de çoçuk bir başka oluyormuş lan'' diyebildiler buruk ve mağrur bir şekilde ...

Kimi aman olum evlenme biz evlendikte noldu dedi. Felan filan söyledikler,  bir kulaktan girdi diğerinden çıktı.
İster evlilikten korkuyorsun sen ondan böyle söylüyorsun diyebilirsin, ister bastırılmış duygular de!. Ne bileyim? Ne derseniz deyin kabulümdür ama size bişey söylim mi ? :
Evlilik çok garip bir şey ya ...



Yazan :  Salih Yıldırım


11/05/2011

MİM DEDİĞİN NEDİR GÜLÜM ?


Evveett sıra geldi yazmaya...
Kısa aralıklarla gidip gelmelerime alıştı artık beni tanıyan güzel insanlar.Artık gitmelerimi kimse umursamıyor, yadırgamıyorlar. Biliyorlar ki Sözün Özü ;kürkçü dükkanına kısa zaman sonra dönecek :)) 
Zaten benim de gitme gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı olmaz da. Biz yazmaya alışmış insanlar bi fırsatını bulur yine yazarız vesselam.

      Bazen ister istemez tenhalaşıyor insan.Canım bişey yapmak istemiyor, yada yoğun oluyorum,yorgun oluyorum vss derken blog yazmaktan kısa bir süre uzak kalabiliyorum. Ama blog okumaktan asla geri kalmıyorum. Yazamasamda blogları mutlaka takip ediyorum.Kısacası  canım blog yazmakla yazmamak arasında gidip geldiği içindir işte bütün bu meselem. (ortada bi mesele de yok hea lafı uzatıyorum )

    Bu yazımda ''blog yazarlığı'' hakkında ki  düşüncelerimi sizlerle paylaşmak, ve kendi blog sayfam hakkında da bir kaç sır vermek istiyorum sizlere. Amacım ;  konuşmak, biraz da dertleşmek sizlerle;  Bakalım sizler de benimle aynı fikirdemisiniz ?  ama öncesinde , epeydir aklımda olan bir fikri , dün bana vermiş olduğu MİM'le zihnimde canlandıran             '' Gelibolu17 '' (yani teyzeme ) çok teşekkür ediyorum. Bir çok kişiyle birlikte beni de mimlemiş olmasının nedeni  şu soruydu :

1 ) "Blog açma hikayeniz" nedir ? 
2)  "Blog adınız.... Neden bu ismi seçtiniz ve hikayesi nedir?"

      En baştan belirteyim ki bu yazı biraz  uzun olacak.Yok ben duymadım ,okumadım demeyin sonra bahane kabul etmem ona göre! Benden uyarması sizi :) Zaten epeydir yazmıyorum kelime dağırcığım dolmuş taşmış hırsımı sizden almim :)) evet sıkılacaksanız şayet ? Şu an bu satırda okumayı bırakınız ! 
Madem şu an bu cümleyi okuyorsunuz tamamını da okuyacağınız anlamına geliyor sabrınız için teşekkürler şimdiden :))


Blog geçmişim çok uzun yıllara dayanmıyor 1,5 yıldır blog yazıyorum. Çok sayıda ödül ve bi dünya mim aldım. Aslında bir çoğuda gereksizdir bu mimlerin açıkçası :)  Yani çoğuna itibar etmedim bi iki mim'e cevap yazacaktım ki zamanım olmadı derken ilk defa bir mim'i cevaplıyorum anlayacağınız .
Bu mim ne lan! Açılımı ne ? Hangi ülke menşeli, kim niye çıkarmışş :))) İlk başta ismi  kulağa hoş geliyor ama sürekli mim ,mimm, mimmm ... diyince sinek vızıldaması gibi oluyor bi süree sonra. ( bakın deniyin çok sinir bozucu bişeyy ,ıghhh ! aynı 118 ... bilmem kaçın  reklamları gibi )

Mim'i veren zat-ı  muhterem sevgili teyzem'e bu mim' i napcam şimdi,  nerde cevaplıcam diye bloguna yorum yazarak sordum ama sadece kendi blogumda yayınlamam gerktiğini söyledi . Başka da bişey demedi. Ben sana verdim nasıl olsa,  sende başının çaresine bak der gibiydi :))   (kızma teyze hea, şaka yapıyorum )

Bende kendi üslubumla cevaplarım canımm nolcak yanii...


   Neyse uzatmıyorum artık,  sevgili '' Gelibolu17'' teyzemin sorularını şu MİM'ine istinaden cevaplıyorum (bakınız ; şekil a : http://gelibolu17.blogspot.com/2011/05/mim-diyorumneden-diyorum.html  )


1- "Blog açma hikayeniz" nedir ?  


         Blog açma hikayem yaklaşık  1,5 sene öncesine dayanır. Yazmayı çok seven bir insanım, öğrenim hayatım boyunca  edebiyat dersinden , kompozisyon sınavlarından aldığım notlar sayesinde yırtmış biriyim.Çokta ekmek yedim millete ücret karşılığı kompozisyon yazıları yazarak :) Edebiyat öğretmenim mutlaka senin yazman lazım derdi. Okul dergisinde yazmam gerektiğini ısrarla söyledi ama bilmiyordu ki bizim okulda okul dergisi ,yoktu hiç t olmamıştı :)))  öyle kaldı işte.Hevesim kursağımda kalarak nice dönemler geçti . 

      Neyse yazmayı çok seviyorum, Her zaman , her koşulda cebimde not defteri ve bir kalem bulundururum. Günlük koşuşturmaca içerisinde bile aklıma gelen güzel cümleleri not alıp geçmiş zamanda onu konu başlığı yapıp çok blog yazmışlıgım vardır. Evet farkındayım  asıl soru bu değil biliyorum ama ben biraz detaycı bir insanım :)) Bir şeyin nasıl başladığını bilmeden bir kişinin blog yazarlığını sorgulamak saçma olur diye düşünüyorum.  Sorunun cevabı şu ki. benim aklımda blog diye bişey yoktu. Kişisel bir bir web sitem olsun diye çalışmalar yaparken çok sekteye uğradı yazma eylemim. Yazdıklarım bi kenarda halen bekler çoğunu yayınlamadım erindiğimden :)) 

        Hazır gerçekten bir çok yazım.  Hatta ben inanın blog sayfasının ne olduğunu dahi tam olarak bilmiyordum. O kadar cahildim bu konulara yani. Cebimde ki not defteri yazmak için ilk başlarda bana yetiyordu oysa. Bir gün yakın dostum '' lannn gangaaa baksana bi.  Bir blog adresi almışım. Hemde istediğim isimde buldumm oooo süper oldu. Bundan sonra odu poku yazcam oraya  sen de ordan  takip et beni dedi. Lan olum şurda karşılıklı konuşuyoruz, karşılıklı çay keyfi yapıyoruz yetmez mi sana ? Hem yüz yüze anlatacaklarınla sanal ortamda anlatacağın şeyler aynı kefeye koyulur mu dedim.  Sende aç dedi durdu. Açmazsan bile beni takip ett dedi. 

  Bi süre açmadım onu takip ettim. Ne o bişey yazıyordu bloguna nede millet ona cevap yazıyordu. Bir gün yine bu kısır döngülerde gezinirken arkadaşım gittim birsürü yorum yazdım paylaşımlarına çok hoşuna gitti. O meşhur '' adsız '' adlı  yorum yazan kişiyi merak edip durdu1 hafta .  Sonra hevesini kırmadan söyledim gerçeği ona. Haftalar geçtikten sonra blog için nereye kayıt oluyoruz ikematkah,resim istiyorlar mı ? bürokratik işlemleri uzun mu bunun diye sordum. yok kolay dedi tarif etti. 

Akşam gittim ismime bir tane açtım blog. (bu blog değil tabi) Yazdım durdum bi iki gün. Sonra  bi yazıma yorum geldi, derken  2 kişi izlemeye aldı beni. Ama halen ben nasıl izleneceğimi bilmiyordum o insanları. Sonra 3 izleyicim olunca ve 3 kişiden sürekli yorum gelince lan dedim nerden buldular beni. Ciddi ciddi okuyorlar beni.Takip ediyorlar, begeniyorlar da , iyi dedim bea sevdim bu blog işini. , bi o üç kişiden birinin 300'e yakın izleyicisi vardı. Yani benim 100 katım. Bende neyin nolduğunu tam bilmiyorum ya. Vayy bea dedim 300 kişi onu izliyor ama o gelmiş bana yorum yapıyor. Yazılarımı beğeniyor dedim. Bi şımardım ayıptır söylemesi :))) O gün blog olayı kafamda cukkk diye bir ses eşliğinde oturdu zihnime :))

    Başladım yazmaya verdim çoşkuyu verdim çoşkuyu  :))   3 hafta sonra sıkıldım! Yanlış anlamayın yazmaktan degil blog isminden,blogun amacından,gidişatından vss. Bi süre yazmadım , yazma eylemimi gerçekleştirebilecegim, gelen tepkileri sıcağı sıcağına somut olarak görebilecegim bir ortamı arkadaşım sayesinde keşfettim. Sağolsun,ksik olmasın. Haftalardan sonra; 1,5 yıl önce (2009 eylül sonunda) http://heristebirhayirvardir.blogspot.com/  isimli  bu blogumu  açmaya karar verdim, ve kısa süre sonra açtım. Hiçbir zaman da kendi iradem dahilinde bu blogu  kapatmayacağıma veya  yazdığım yazıları silmeyeceğime dair , yürürlükte olan  kendime dair bir sözüm vardır.
Bi insan blogunu neden kapatır, ona karşı harcadığı emegi,sevgiyi ve zamanı neden ani bir karar sonucunda bir enter tuşuna basarak yok eder halen anlamış değilim.
Offf 1. sorunun cevabı bayağı uzamışşş geçiyorum 2'ye biraz da orda laflıyalım :))
 


2) "Blog adınız ? .... Neden bu ismi seçtiniz ve hikayesi nedir?"


       Teyzem  ve özellikle bir kaç arkadaşım özellikle bu sorunun cevabını bekliyor biliyorum.Siz de çok meraklısınız bea canım yaa :)))

 Yukarıda anlatıklarımla ilintilidir aslında isim seçimim.  ilk açtığım blog kendi ismim ve soyadımı kapsıyordu iyiydi güzeldi ismi, belki tekrar bulmak çok zordur aynı ismi. ama ben kısa sürede  sıkıldım blogun yapısından,tarzından. Çünkü çok kişiseldi. Ne kadar yazmak istesemde kalemin mürekkebi bir türlü damlamıyordu sayfaya. Bunu hissetiğim an, daha yeni başlamış olmamın rahatlığı ile  orda paylaştıgım 10'a yakın yazıyı ve blogu sildim. İşte bu yüzden 2.bir blog  silmeyeceğim. O blogu sildiğim dönemlerde şu ömrü hayatımın en kötü dönemlerini geçiriyordum. o kadar kötü bir dönemdi ki ; tekrar düşünmek bile istemiyorum. depresyondaydım,başıma bin bir türlü işler gelmişti. Dostum bana sırlarını, dertlerini anlatırdo o dönemde,  ben  '' sabret biraz daha kardeşim, hayırlısı olsun az daha bekle, olum bak her işte bir hayır var göreceksin '' gibi benzer cümlelerle bitirirdik sohbetin sonunu. Bir gün bana dedi ki ; sana da ne söylesem hep her işte bir hayır vardır / her şeyde hayır var ,  diyorsun. Olmuyor olum nerde bu hayır , ben niye göremiyorum. inancım sonsuz ama hep hayırlısı diyorum bu kezde hiçbirşey olmuyor. nolcak bizim bu halimiz lan !   Az da benim istedigim olsun '' der dururdu. Günler günleri kovaladı onun basit
 sorunları en hayırlı bir şekilde sonuçlandı. Hep berber mutlu olduk güldük geçtik olayların ardından. Derken bi zaman sonra başıma öyle olaylar geldi ki ama hep üst üstee! İnanın aklınıza gelebilecek envai çeşit sıkıntılar çektim, büyük acılar yaşadım.

 Bir gün nefes alamadığı hissettim. Dertlerim artık beni aşıyordu. Tahammül sınırlarımı aşmıştı çoktan ama Cenab-ı Allah kimseye taşıyamayacağı yükü vermez biliyordum sabır çekip duruyordum. O bana dert yanan arkadaşıma anlattım sıkıntımın sadece yüzde 50 sini, işin içinden çıkamadı ve bana kardeşim sen bana diyordun ya ; Bunlar da geçicek,sabret biraz,hakkımızda hayırlısı olsun,  zaten sen de biliyorsun ki '' her işte bir hayır mutlaka vardır'' insanlar için  dedi.
İşte o an garip bir şekilde ikimiz tarafında da tekrarlanan bu süpriz cümle ile  tekrar nefes almaya başladığımı  hissettim. O gün bugündür çook ama çokk iyiyim.  Ben de o günleri unutmamak adına, her günümde bana umud aşılasın diye ve her işimin gücümün hakkımda hayırlısını olmasını istediğim için bloguma bu ismi layık gördüm. İyi ki de yapmışım pişman değilim :)) hea dez avantajı yok mu?  Var tabi , çok uzun elle yazması zor oluyor :) ama olsun ben onu her haliyle seviyorum :))
  
    Bana bu açıklamaları yapma fırsatı veren '' Gelibolu17 '' ye teşekkürlerimi sunar mim olayını burda sona erdiriyorum.Ben kimseyi mim'lemicem o kadar ismi tek tek bulacak buraya yazıcak zamanım yok şuan. Kimseyi uğraştırmak da istemem :)) ama benim blogumu izleyen duyarlı dostlarım kendi blog isimlerinin anlamlarını yorum kısmına yazarsa şayet hep birlikte öğrenmiş oluruz hikayelerini.


Aklıma gelipte yazamadığım bir kaç nokta daha kaldı ama onlarıda artık bir sonra ki yazımda yazayım çünkü bir post için fazla bir yazı oldu şu an bu.  Bir sonraki yazımda bloglar için püf noktalar,izleyici artırma yöntemleri,blogspotun akıbeti,blog dostluğunun gerçek hayata yansıması gibi bir çok süpriz konuları sizlerle paylaşmak isterim. neyse şimdilik benden bu kadar.
SEvgiler ...


13/04/2011

Bugün Bir Başka Seviyorum Seni ...


















Bir türlü gelmek bilmeyen yazı  seviyorum, soğuklara inat ,
Özlemeyi seviyorum,hasrete inat,
Sevmeyi seviyorum ,sevmeyene  inat,
Yaşamı seviyorum ölüme inat,
Zamanı seviyorum, hoyratça akıp gitmesine inat,
Yağmuru seviyorum ,çamura ve ıslanmaya inat,

Bu sabah bir başka seviyorum herşeyi ...

kuşlara yem vermesini seviyorum,üstüme pislemelerine inat,
Bitkileri seviyorum , dikenlerinin batmasına inat,
Sevgimi, açıkça göstermeyi, hiç çekinmeden karşımdakine söylemeyi seviyorum,
Kötüye kullanmalarına  inat,
Fakiri seviyorum , zengine inat,
Doğruyu seviyorum,dürüst olmayana inat
Beklemeyi seviyorum,gelmeyene inat
Aşkı seviyorum, bulamama inat,
Herşeye rağmen seviyorum lann seni !
İnatçıyım işte huyum kurusun, Bugün bir başka seviyorum seni ...




 

28/03/2011

Uçurumun Kenarındayım Hızır



Uçurumun kenarındayım Hızır
Bir dilber kal'asının burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Koca yâr adım çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni ha itecek ...
 

Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Güzelliğin zülme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır ...
 

Ben fakir
En hakir
Bin taksir ...
 

Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzdan
Dabbet-ül arz dan
Yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum senden
...


Şiir: "Gülce"-Ömer Lütfi Mete

22/12/2010

Fİ TARİHİ'NDEN BU YANA ...



    
                        SEZAR'IN HAKKINI BANA VERİN :))
        Vakti zamnında, Sezarın huzuruna ıkı kısı gelıyor ,bunlar borclu - alacaklı bırbırlerınden, Bır turlu ellerınde tuttukları paraları paylasamıyorlar!
Bu paranın tamamı benım yok olur mu ? öyle şey canım bu para benım hakkım! felan fılan derken, dıyorlar bu iş böyle olmayacak bız kral Sezar'a gıdelım o dogru kararı verır dıyerekten dusuyorlar yolla!
     Bızım Sezar'da adına en afıılısınden yenı bır para bastırmıs o zamanlar, Havasından gecılmıyor kralın,  Adamlar anlaşamayınca soluğu Sezar efendi'nin yanında alıyorlar. Kral'ımız adildir,bu paranın  kimin hakkı olduğunu hemencecik söyler, bizde ona göre hareket ederiz diyorlar.Diğeri ne de olsa benim lehime karar vercek bak görürsün derken topu Kral Sezar'a atıyorlar.
Sezar bakıyor bunlar şiddetli geçimsizlik içinde adamlara dıyor kı ;
Verın bakim ! o paraları bana. Adamlar anlaşmazlığa düştükleri paranın tamamını kral'
a veriyorlar.
       Hakkatiyetli bir karar cıkmasını bekleye dururken,
Sezar bu paralar benım olacak ! Bu paralar benim diyor, bende bunları arıyordum.Tamam  sorun cozulmustur dağılın bakem diyor !
Adamcağızlar , aynı anda ,nasıl olur kralım? 
Bız kendı aramızda halledemedıgımız ıcın sana geldık sen de kasla goz arasında ıc ettın parayı! 

    Ayıp falla sana dıyorlar kral'ım da Sezar'ım ! yakısmadı koca sezara!
Sezar dıyor ki ;  Bu paranın arkasında ne var ?
Adamlar bakıyor, bakıyor,  kralımız Sezarın tugrası vardır dıyorlar, ve ıcınde halıyle resmınız var!
Evet diyor Sezar!
O halde ; Sezar'ın hakkını siz de  Sezar'a vereceksınız !



O gün bugündür bu laf, dilden dile dolanıp bu günlere kadar gelmiştir.Ortada artık ne Sezar vardır ne de hakkı kalmıştır. En son ihale bende kaldı, bende bu sözü üşenmeden araştırıp, kendimce yorumlayıp (yani katledip )  sizle paylaşmak istedim. Artık hikayeyi siz de bu şekliyle biliyorsunuz. Siz de böylece benim suç ortağım oldunuz :))

  Sevgili duyarlı izleyicilerim, sizler de benim gibi böyle  hikayelere merak salıyorsanız, araştırmacı bir yönünüz var fakat bu yeni bilgileri edinmeye zaman bulamıyorsanız ? Artık     bilgi dağarcığınıza yepyeni bilgiler katacak bir blog sitemiz var. Adı : fi-tarihi , Ben tüm sevecenliğim ve samimiyet'imle tavsiye ediyorum. Bazı arkadaşlar şiddetle tavsiye ediyormuş.Ama siz şiddet'ten yana olmayın lütfen, sevgiyle yaklaşın :)) 


    Yukarıda ki hikayeyi paylaşmamın sebebi tamamen Fİ TARİHİ adlı site'den ilham almamdır.(Özellikle ; şu hikayeden esinlenmemdir ) Adamın işi gücü yok ! Böyle şeyleri araştırıyor, sonra yorumluyor ve erinmeden de bizlerle paylaşıyor.ALLAH razı olsun kendisinden,sayesinde bilgi dağarcığım genişledi,genel kültürüm tavan yaptı. Tavsiye etmemin sebebi tamamen bundandır. 
Neyse reklam kokan hareketlere daha fazla bulaşmadan!  Gerçekten tavsiye ettiğim bu blog sayfasına  sizde bi zahmet uğrayıp bi  izle dersiniz dime ? :))


SEvgiler ...









16/12/2010

Yarım Kalan Bir Aşk Hikayesi...

Evet sevgili okur kesimi. Blog sahibi de beni mazur görürse, kendisinin de - başrol olmasa bile - yardımcı erkek oyuncu olarak bulunduğu bir aşk hikayesinden bahsetmek isterim. Her hatırlayışımda heyecandan kalbimin pır pır attığı, nutkumun tutulduğu ama sonunda duyanların "aman tanrıııım" diye haykırmak istediği, sıradışı bir aşk hikayesi. Dilerseniz en başından alalım ki, kafalarda soru işaretleri kalmasın..

Soğuk bir kış günü, heyecandan titreyerek bu blogun sahibini aradım. Dedim kardeşim, işten çıkar çıkmaz hiçbir yere uğramadan, doğrudan her zaman oturduğumuz mekana geliyorsun, sana anlatacak çok önemli hadiselerim var. Heyecandan sesimin titrediğini sanırım o an o da fark etmişti ama çok da belli etmeden sadece "tamam" diyerek telefonu kapattı. O an ki heyecanımla yolda gördüğüm sıradan bir insanı, gel birader şöyle karşıma diye çevirip, başımdan geçenleri ona bile anlatabilirdim ama akşamı beklemem gerekiyordu. Nihayetinde akşam oldu da buluşma gerçekleşti. 

-- Hayırdır kardeşim? Nedir akşam akşam bu kadar mühim hadise? Anlat hele?
- Dur be olm, önce iki çay söyleyelim de elimizin altında kuruyacak damağımızı sulamalık bişiler olsun...
-- İki çay lütfen, bi tanesi açık olsun.
- Neyse, başlıyorum bak. Hazırsın demi?
-- Olm anlat işte, zaten telefonda sesin tir tir titriyordu!!

Bak dinlemeyeceksen anlatmayayım diye saçmalayarak olaya girdim. Olm, benim şu gittiğim kurs var ya. Orada daha ilk derste, arka sırada oturan sarışın hatundan bahsetmiştim. Hatun bana bakarken bir gariplik olduğunu sezinlemiştim ama, yok artık, taş gibi hatun işi gücü yok bana mı bakacak diye önemsememiştim. Neyse abi, gel zaman git zaman, ders aralarında, ders çıkışlarında hatun bana bir bakıyor ki sorma. Artık iyice işkillenmeye başladım. Dedim burda var bi bit yeniği ama hayırlısı. Bir yandan da, ya bu hatun da çirkin erkek seven güzeller kategorisindeyse. Ya gerçekten benim sessiz sakin ama filozofvari havamdan etkilendiyse? Sorular ve günler birbirini bu şekilde kovaladı gitti. 

--Ee, sen gerekli cesareti gösterip kıza açılamadın da, kız mı geldi sana açıldı yoksa??
- Dur olm yaa!! Böyle hikayeyi hiç edeceksen hiç anlatmayayım daha iyi..
-- Tamam lan tamam, devam et ben dinlemedeyim!!

Neyse işte, dün akşam üzeri kurs çıkışı empeüç kulaklığını taktım kulağıma. Verdim alttan en agresif metal müzik dinletilerini. Hırçın ve agresif bir modda her zamanki yoldan otobüs durağına yürüyorum. Hemen arkamda da, bizim sınıftan üç bayan arkadaş (birisi de benim şu bahsettiğim sarışın). Ben bilerek adımlarımı hafif yavaşlattım ama neden yaptığımı bilmiyorum, arkamda da sesli sesli birşeyler konuşuyorlar ama lanet olası empeüç player yüzünden anlamıyorum. Birden, sanki arkamdan bana yaklaşıldığını hissediyorum ama sanki yaklaşmıyor da ben yaklaştıklarını görmek istiyormuşum gibi. Anlatılması çok güç bir durum. Tam o esnada sol omzumda bir dokunma hissi ile arkamı dönüyorum ki, o da ne !!

- Olm ben burda sana ne anlatıyorum sen kalkmış karşı masadaki hatuna kilitlenmişsin. Bu mudur yani sevgi barış dostluk kardeşlik?? Bir daha da sana birşey anlatırsam iki olsun. Te allaam yaa, şu yaptığını düşmanım yapmaz yeminle!! Ben eve gidiyorum...

Diyerek ayrıldım o gün cafe'den.. Hikaye de başlıkta bahsettiğim şekilde yarım kaldı : ))

06/12/2010

1 milyon kalem - birmilyonkalem kaç düzinedir ?


   Bundan sonra 1milyonkalem adlı blog sayfasında yazar olarak görev alacağımı duyarlı izleyicim'e ilanen duyurmuş bulunmaktayım.
Sen kendi blogunda bile yazmasken  başka bir yerde nasıl paylaşımda bulunacaksınız dediğinizi duyar gibiyim.Söyleyin söyleyin alınmam :)) Farkındayım blogcanım'ı çok ihmal ediyorum uzun zamandır farkındayım. Artık bu gidişe bir son vermek istiyorum. Malum havalar hızlı birşekilde soğumaya başladı. Bu ne anlaam geliyor ? kış geldi. kır bacağını otur sıcak evinde, aç blog sayfanı kaldığın yerden devam et. Benim için bu anlama geliyor. Bu üşengeç , sürekli işi gücü çıkan kardeşiniz bundan sonra kendine extrem zamanlar ayarlayarak , kışı da bahane ederek yazmaya başlayacaktır emin olunuz. En azından yazabileceğini düşünmektedir. Uzun zamandır gerek sosyal yönüyle,gerek kültürel paylaşımı ve seviyeli çizgisiyle yayın yapmakta olan değerli  ''1 mk''   blog sayfasında, yazar olarak başlamış bulunmaktayım. 
Tüm içtenliğim ve samimiyetimle orada da yazılar yayınlayacağım. Belki ilk başta eski yazılarımdan bir seçme de yapabilirim  ama bir şekilde yep yeni yazılarım,gözlemlerim ve şiirlerimle sizlerle olmaya devam edeceğim.Güzel sosyal projelere imza atan,ticari kaygı taşımayan kaç tane blog var ki alasen? Varsa söylin gidim onlara da üye olim. Vel asıl kelam  sırf bunu söylemek için yazdım. Sizde üşenmediniz okudunuz , teşekkür ederim. unutmadan son yazılarıma yapılan yorumlara cevap vermediğim için çok mahçup durumdayım. Yorum yapan tüm güzel insanlara çokk teşekkürimi sunuyorum.Eksik olmayınız. Eliniz değmişken, hayrınıza şimdi linkini vereceğim yazıya da bir yorum yazarsanız sevinirim :))  Onun 0 yorum olarak bulunması canımı sıkmaya başladı. Lütfen bir el atınız :))) Şimdi ben yorum yaparsam ayıp olur ! Öyle değil mi?
Uzun zamandır çeşitli gözlemlerde bulunmaktayım.Yemedim içmedim gittim kalabalığın arasında çaresiz ve yalnız gözüken insanları gözlemledim,notlar aldım, kelimelerle oynadım içime sözler akıttım.Artık onları sizlerle paylaşmanın vakti geldi.  tek sorunum şudur ki ;  onları nasıl başlasam da yazsam diye düşünüyorum. Ara verince yazıya, tekrar  başlaması güç oluyor gerçekten! Kalemim ürkek,bedenim üşengeç fakat ruhum aç ! Her şeye rağmen bu yürek haykırmak istiyor ! Bu yüzden en kısa zaman zarfında görüşmek üzere, esen kalın ...


SEvgiler,
SAygılar ...



13/05/2010

Bu Son Olsun !





Sen kimsin?
Bence kısaca sen ;
Alfabemde olmayansın,
Hayatımda eksikliği olmayan ama yeri de dolmayansın,
Yokluğu,varlığını aratmayansın,
İşin sonunu düşünmek için sonucunu bekleyensin,
son umudumu yitirmeme yardım ve yataklık edensin,

Sen hayatıma atılmış bir son dakika gölüsün,
Son bir yalancı tebessümsün ,
Son dakika haberleriyle yüreğime düşen ateşsin,
İzlemek istediğim filme bulamadım son biletsin,
Son dinlediğim şarkının, dilime dolanan en son nakaratısın,
Yazdığım cümlenin son noktasısın,
Hayatın ön sözünü öğretmeden, son sözünu söyleyensin,

Sonsuz hayallerimin en zayıf halkasısın,
Hakkında sual olunan ama hiçbir soruya cevap bulunamayansın,
En son verdiğim karar, yüreğimin son yaptırım gücüsün,
Nefes nefese peşinden koşup , bir türlü yetışemediğimsin,
Gözümden süzülen en son yaşsın,
Sonunu bile bile izlediğim filmin, en acıklı sahnesisin,
Sona bırakılmış ödevimsin,
Son dakika da çıkan işim ,gücüm, belki de güçsüzlüğümsün!
Sona eren bir filmin kaçırdığım alt yazısın,


Son şansım,
Şansızlığım !
En son çarem,
Trafıkte akmayan en son şeridimsin,
Son haykırışımsın,
Tutunacak son dalımsın,
Sonradan düşen jetonumsun,
En sona sakladığımsın,
Mecalim son takaatim,
Son nefesimsin ...

Mutlu sonla bitmeyen hikâyenin son kahramanısın,
Gönül değerimin, en düşük ayarısın,
Kelime dağarcığımın, en sonunda yer alansın,
Sonu gelmez düşüncelerimin,  en son görgü şahidisin,
Sonsuzluğa acılan gönül penceremin son aralığısın,


Aslında sen hiçbır şey olamayacak kadar önem arz eden,
Her şeyim olmayı da bir türlü hak etmeyen!
 Değer bilmezin tekisin!
Neyseee
Her neyse!
Sana söyleyecek son sözüm bu olsun...
Ve bu da bu son olsun !!!
Bu son olsun ...


 Misalih 

Salih Yıldırım

13.05.2010




23/04/2010

SEFİL BİR YALNIZLIK



Sen avutulmuş bir hüznün
 belki de son demisin
demin aglamaya hazırlanırken
şimdi tebessüm eden yüzümsün



Sefil bir yalnızlıga büründüm
yalnızlıgımı, yalnız ben bılıyorum
fark edilmiyorum bu kalabalık şehirde
silik bir yüz, uzaktan tanıdık bır simayım sadece,


Yorgun sokakların alıngan kaldırımlarında
çizgilere basmadan yürüyorum,
kaldırımlar bıle kaldırmıyor artık bu fikri
Düsüncelerımi evlatlık vermek istiyorum


Bir başımayım bak yıne!
kendimle hesaplaşıyorum  
 hiç ses etmeden, kimseye belli etmeden 
usulca akıp gıdıyorum bak yine  kendımden ...



Şiir : SALİH YILDIRIM