Dilenme kardeşim!
Yorgun bir akşamı selamlayarak
arşınlıyorum yine aynı yolları.
İskele kenarı yine ıssız yine sessizdi. Düşünceli bakışlarım da kendini
karanlığa teslim etmek üzereydi. Hissettiğim şey sadece soğuktu. Hava kendini
bile ısıtamayacak kadar aciz ve bencildi. Ellerimi ısıtmak amacıyla nefesimle
yaptığım hohoholamalarım bile içimde ki ayazı dindirmiyordu. Anladım ki
İstanbul bize dünden bozuktu. Yine küsmüş bize belli, göz yaşını akıtmıştı
üzerimize. Dedim ya ! hava soğuktu üşüyordum ama üşenmiyordum denize parelel
iskele kenarında yürümeye.
Karanlık sokaklara artık dargındım çok
erken kararmasına sitemim vardı. Aniden bahsettiğim ıssız,sessiz yoldan bir ses
yükselmeye başladı. Bu sesle irkildim '' Abiler ,kolonyalı mendillerim var. Her
yerde ,her an ihtiyacınıza yetişir, ellerinizi mikroptan arındırır temiz pak eder.
Hem iskele de yediğiniz balıktan sonra ellerinizin kokusunu değiştirir sizlere
ferahlık verir. Mendillerim var abiler sadece 1 Lira ''
Bu seste nerden geliyor ? Şaşırdım önceleri, sonra sese doğru yürümeye
başladım. Fakat sokakta bir kaç kişiden başka kimse görünmüyordu. Gelen ses ise
orta yaşını henüz aşmış bir bayana aitti. Sese geldiği yöne doğru yürümeye
devam ettim. Yolun başında, iskelenin hemen solunda temiz yüzlü bir teyze,
kolonyalı mendil satıyordu. Siyah gri, ağzı çıtçıtlı bir poşetin içine, 10 tane
ıslak mendil koymuştu. Yaptığı ambalajın ve mendil kalitesinde her an gibi bir
sıktı yoktu ,bana göre fazla bir intizam vardı bu işte.
Teyze tekrardan ; 'Mendillerim
var abiler, ablalar sadece 1 lira ! Miskokulu parfüm esanslı ... diyerek aynı
cümleleri aynı ustalıkla tekrar saymaya devam ediyordu. Hemen fark ettim
ki bazı harfleri teyzem söyleyemiyordu. Kurduğu cümlenin içinde geçen her
s ve r harfinden sonra kulağa hoş gelen bir name yayılıyordu sessiz ama bir o
kadarda soğuk sokağa.
Teyzenin yanından geçerken yavaşladım ve onu izlemeye daldım. İşte sadece o an
üşümüyordum. Teyzenin işini ne kadar ciddiye aldığını görünce birden garip bir
şekilde içim ısındı. Ve elindeki bir ıslak mendilin tüm faydalarını bir bir
müşterisine anlatırken ne kadar başarılı olduğunu görünce hayretler içerinde
kaldım. O bir ıslak mendil satmıyordu! Aldığın taktirde sana sunacağı
faydaları satıyordu.
Tüm bu işinin içinde buram buram emeği ve alınteri vardı. Belli ki
haram kazançtan korkuyordu. İhtiyacı vardı şüphesiz yoksa kim bu soğuktan
muzdarip olmak isterdi ki bir kaldırım taşının üzerinde. En önemlisi şuydu ki;
ihtiyacı vardı fakat dilenmiyordu, ihtiyacını dilendirmiyordu. Belli ki mert
biriydi ki namerde muhtaç olmak istemiyordu !
Öylece ona bakarken kalakaldım. Ayrı
bir ruh alemine gittim geldim. Olay çok basitti belki ama o an ki ruh halimle
bu olaydan çok dersler çıkardım. Bakmakla görmek arasında gidip gidip geldim
bir an , ama sonunda gördüm! İçimden yükselen sesin, ana fikriyle
kucaklaştım.
Sadece 1 Lira , idi sattığı ürün fakat inanın 1 liradan fazla bir değer vardı o
üründe. Kazandığı bu miktar kimine göre az kimine göre basit bir paraydı ama
onun varı yoğu, tek geçim kaynağıydı. Kimi insan çıktığı mekandan 1 lirayı bahşiş
olarak bile bırakmaya utanıp daha fazlasını verirken. Soğukta üşüyen teyze
sadece 1 lira istiyordu fazla sayıda mendil alırsan eğer, ondan şanslısı
yoktu o akşam.
Teyzemin yanında durdum, birkaç tane
ıslan mendil ben de aldım. Attım çantama. O an hiçbir faydasından
yararlanmadım belki ama sonları onun anlattığı şekliyle faydalarını
bende keşfettim. 2 gün sonra aynı yere yolum düştü hafif yolumu uzatarak
teyzem'le konuşma fırsatı yakaladım. Uzun uzadıya konuştuk soğuk el verdiğince.
Oğlunu evlendirecekmiş, paraya ihtiyacı varmış ve sadece kendi emeğini
sarf ederek oğlunu baş göz etmek istiyormuş vss ihtiyaçlar derken... Anladım ki
çalışmayı seviyor, Emeksiz bir kazanca karşı çıkıyor, ve gururundan, gönül
zenginliğinden ödün vermiyor. Konuştukça onu daha çok tanıdım. Gel zaman
git zaman çok kez yanına uğradım. Ama dün ki ve bir önce ki
ziyaretim sırasında kendisini görmedim. Sonra başka bir esnaftan duydum ki
çoçuğu baş göz etmiş hanım teyzem. Ne kadar çok sevindim anlatamam.
Dün anacım odamda ki
çekmeceleri düzeltirken dedi ki : '' Sende yaşın ilerledikçe pasaklı
oluyorsun,ne bu çekmecelerin hali ıslak mendilden kapanmıyor! Napcan olum
sen bunları hastamısın? dedi'' Bişey demedim güldüm geçtim ...
Geçen gün bir mekan çıkışında arkadaşlarla hesap ödemek için birbirimizi itip
kakarken! yok ben ödeyeceğim olur mu? sen misafirsin felan feşman derken.
Arkadaşım hesap için gelen zımbırtının içine bol miktarda, bahşiş için 1'er Tl
bıraktığını gördüm! O an kendimi kötü hissettim! Ve bir daha bahşiş
vermemeye kendimce ant içtim. Aklıma hanım teyzem geldi! Halbu ki ''O'' daha
çok hak ediyordu o 1 Liraları. Keyfim kaçtı gittim evime oturdum.
Dün vapura yetişmeye çlışırken önünden
geçtiğim sayısız dilencinin ''ALLAH rızası için fakire bir sadaka '' dediğini
duydum ama duymamazlıktan geldim! Birinin arkadan ''ALLAH versin
dediğini''duydum. Ama ALLAH çalışana verir bilmiyor musunuz diye içimden
geçirdim! Vapurda o dilencilerin hiç bir şey yapmadan kendisini acındırarak
insanların masum duygularını sömürdüğünü düşündüm.
Normal şartlarda vermekten ziyade , istemek zordur. İhtiyacı olan öyle
kolay isteyemez herkesten. Utanır sıkılır …
Halbuki çalışmak sünnetti! Siz neden çalışmıyordunuz? Yüzünüz kızarmadan ,
utanıp sıkılmadan habire istiyor kolaydan kazanmayı alışkanlık edinmişsiniz. Hanım
teyzeden neyiniz eksik? Tabi ki utanma duygunuz!
Bilmem ama aramızda ki fark bence o teyzem, çok mert !
Siz ise namert diniz! Namert olmasaydınız , vicdan sömürüsü
yapmazdınız ! Dilenmeyin kardeşim!. Lütfen dilenen aciz insanlara itibar
etmeyelim ! Dilenci deyip geçmeyin , haksız kazancı haklı göstermeye çalışan
mafya tekelinde olan şahsiyetsiz kişilerdir bunlar! ALLAH ıslah etsin
hepinizi.
Evet ,bu satırları işte bu cümleye kadarını yetiştiğim vapurda yazdım.
Daha da devam edecektim ki görevli ısrarla '' iskeleye yanaştık abi hadi artık
sende in'' diyene kadar ...
Yazan : Misalih







