06/02/2013

Bu Son...

 
BU SON
 
Her defasında bu son deyip,

Alıyorum kağıdı kalemi elime.

Her defasında bu son deyip,

Uykusuz bırakıyorum gözlerimi.

Bir yaranın sızısındayken,

Yüreğime söz geçmediği gibi,

Gecem gözlerin karasındayken,

Uyku tutmaz ellerimi.

Yine bu son şiirimdir sana,

Ama bilirim çok geçmez üzerinden,

Elimde kalem,

Kağıt masamda,

Karışırken nefesim sigara dumanına,

Bulurum ben yine kendimi.

Yazarım seni göz görmemiş mısralara,

El değmemiş duygularla...
 
Yazan: Banu Kenber

23/01/2013

GÜLLERİN EFENDİSİ





      Gecenin karanlığından daha karanlık bir dönem. Bilinmezlikler içinde boğulan insanlar. Cehalet batağına saplanmış bir toplum. Şeytan onları aldatmak için hiçte yormuyor kendini. İnsanlar eğlence kaynağı olarak aslanın önüne atılıyor ve izleniyor. Kız çocukları ölüme götürülüyor. Dayıya götürülmek deniliyor  ölümün adına.  Sapkınlık bir okyanus olmuş insanlar kulaç atarak kurtulacağını sanıyor. İşte tamda böyle bir dönemde alemlerin Rabbi bir kandil asıyor yedi kat semaya.

"Biz seni müjdeci, uyarıcı, davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.”  (Ahzab:  45-46)

 Bir güneş doğuyor ve ışığıyla karanlığımızı perdeliyor. Beşerin illetine tabip oluyor… Dermanımız Sensin yaa Resullulah!
Sevgili seni görmeden sana sesleniyoruz. Hani onlar senin arkadaşlarındı  biz ise kardeşlerin. Görmeden sevdik  seni .  Cennetin kokusunu hissettik burnumuzun ucunda seni anarken, huzuru bulduk seni yaşarken. Sabun üstünde yürümeye çalışırken sana tutunduk düşmemek için . Yolumuzu kaybedecekken tam da bir iz. Ebedi saadete gidecek yolun tarifi bu . Sensin yaa Habibullah!

     Ümmetim ümmetim diye yanıp tutuşan, ümmetinin sıkıntılarıyla sıkıntıya düşen, şefkat ve merhamet abidesi bir resulü bize gönderen rabbimize sonsuz hamdü senalar.
Bu mübarek gecede seni layıkıyla hissedebilmek, yaşayabilmek ve varoluş gayemizi tam olarak anlayabilmek dileğiyle…
Hayırlı kandiller
Dualarda buluşmak üzere…


 Burcu YILDIRIM



27/12/2012

Sevgiden de Öte

SEVGİDEN DE ÖTE
Buz gibi alevler içinde beyaz bir gül,
Dikenleri batmıyor kimseye.
Suspus olmuş dalda bülbül,
Şikayetini getirmiyor dile.
Kapkara geceye doğuyor güneş,
Ay gökte asılı kalıyor.
Aklım almıyor hiçbir şeyi…
Karanlık caddeye yağıyor mavi gökyüzü
Cam kırıklarının acısı ellerimde,
Sevdan kadar acıtmıyor canımı.
Elimdeki sıcaklığınla başlıyor uzaklığın
Sonra gidiveriyor içimden martılar.
Bir günah perdesi hep gözlerimde,
Düşüncelerimde söyleyemediğim sözler.
Sen beyaz yalanlar söyle bana,
Durma, söyle hadi.
Geceyi uyandırmışken dolunay
Kayan küçük yıldızı yakala.
Sonra bir dilek tut sessizce,
Gerçekle düş arasında.
Sarı, siyah, kızıl eller
Uzanır boynuma günahlarla.
Rüzgar eser durur yüzüme yüzüme,
Darmadağınım…
Korkutur hep gök gürültüleri.
Sığdıramam kendimi koca şehre.
Zor gelir bu kıyamet günleri.
Getirmedim ama yolundan hiçbir gideni,
Karanlıkları hep bıraktım geceye.
Doğru belki sevmiyorum seni,
Bu bendeki sevgiden de öte…
Yazan: Banu Kenber (onaylı)

09/12/2012

GEL ARTIK ...



Herşeyden vazgeçtiğim bir anda,
Kalbimin kapısını çalmadan gel,
Paldır küldür gir hayatıma,
Gelişin ses getirsin,,
Yankılansın dört bir yan,
Varlığınla aydınlansın gözümün feri,
Şifa olsun gelişin acılara,

Mucizem ol,
Yaşama sevincimi kucakla,
Sığınacak limanım,
Karanlığıma fener ol,
Şans meleğim,
İlham perim ol,
Gelişinin şerefine dizerim mısraları  sıraya,

Umudumu henüz  yitirmeden,
Güneş batmadan gel,
Tesadüfen geç istersen gönül yamacımdan,
Süpriz yaparmışçasına gel,
Otur, kurul yüreğimde baş köşeye, 
Yüreğim az dağınıktır,
Kusura bakmadan gel ...

Şiir :  Salih Yıldırım

07/12/2012

BAK YİNE GEÇTİ BAHAR GÜL NEYLESİN ...


Bak yine geçti bahar gül neylesin neylesin
Gelmeyince nazlı yar yol neylesin neylesin
Ağaç bakar göklere bulutlar hasret yere
Güneş yakmış bir kere çöl neylesin neylesin
Gönlümdeki arzuyu dinmeyen şu sızıyı
Tanrı yazmış yazıyı kul neylesin neylesin ...



06/12/2012

Gitgide Alışıyorum Sana


Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...

 
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!
 

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.

 
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

 
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...

 
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...

 
Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...



Ümit Yaşar OĞUZCAN

25/10/2012

AY BİR BAHANE



Geçen gün  çıktığım yolculukta hava artık kararmış gece tüm ihtişamıyla kendini göstermeye çalışıyordu. Bir ara başımı gökyüzüne doğru tevafuken kaldırdım ve ayın yaratılış vazifesini yerine getirdiğini fark ettim . Bu bir fark edilişti aslında. Hepimizin bildiği sıradan bir aydı bir başka onu gören için . Ama ben  böyle bir eserin tüm insanlar ya da diğer varlıkların bir araya gelerek yapamayacağını düşündüm bir an. Daha sonra ona bakarak  rabbimin hikmetini düşündüm ve şu ayeti hatırladım : "Rahmanın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak(düzensizlik) görüyor musun?" (Mülk suresi, 3. ayet) 

Tabiki de dedim kendime her şeyi belli bir ölçüde yaratan rabbimizin akıl almaz hesaplamalarını düşündüm . Mesela dedim;
·         Dünya kendi ekseni etrafında saatte bin mil hız yapar. Eğer böyle değil de saatte yüz mil hız yapacak kadar dönseydi, gündüz ve gece şimdi olduğundan daha uzun olurdu. Bu durumda bitkiler gündüz yanar, kalan olursa da onlarda donardı.
  • Ay, dünyamıza şimdiki noktasından 50 bin mil ötede olsaydı, yeryüzünde med-cezir(gel-git) olayları sonucunda bütün kıtalar günde iki defa su altında kalırdı.
  • Dünyamızın çevresini saran atmosfer tabakası biraz daha ince olsaydı, atmosferde yanıp parçalanan binlerce meteor, o zaman dünyamıza rahatlıkla ulaşabilir ve her şeyi yok ederdi.
  • Mevsimlerin sürekliliği, gece ile gündüzün birbirini izlemesi, su döngüsü, yeryüzünde yaşamın oluşması da evrende mükemmel bir düzenin olduğunun en açık delilidir
‘’Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aya evreler koyan Allah'tır. Allah, bunları boş yere yaratmamıştır. O, ayetlerini düşünen bir toplum için ayrıntılı olarak açıklıyor." (Yunus suresi, 5)

‘’Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık" (Kamer suresi, ayet 49 ) ayeti çınlıyor kulaklarımda. Doğadaki bütün canlı ve cansız varlıklar, varlıklarıyla Allah’ı temsil ederken nasıl oluyor da bu kadar kör olabiliyoruz. Oysa bir yaprak bile silkinerek çıkardığı sesle  Allah’ı tesbih ederken nasıl oluyor da biz eşref-i  mahlukat olarak bunları göremiyoruz diye sitem ettim kendime kendime. Kainat aşk ile ilan ederken teslimiyetini nasıl oluyor da kulaklarımıza pamuk tıkayabiliyoruz . Evren muhteşem ahengiyle sesini bize duyurmaya çalışırken çığlık çığlığa, ben buradayım benim bir sahibim var derken nasıl oluyor da her şey bizimmiş gibi davranabiliyor, Dünyanın merkezi olarak görebiliyoruz kendimizi…

    Hayatı bir tiyatro sahnesi gibi düşünelim hepimizin birer rolü var belki hepimize göre rolümüz çok önemli layıkıyla canlandırmalıyız. İşte bizim de layıkıyla yerine getirmemiz gereken vazifemizde kulluk vazifemiz. Oyun bittikten sonra sahne çıkışında kendimizi izlediğimizde hatalarımızdan utanç duymayalım değil mi?
Umut ediyorum rabbim onu her yerde görebilmeyi, onu her yerde duyup hissedebilmeyi, onun yoluda koşturmayı nasip etsin bizlere  inşallah…
Dua İle…

BURCU YILDIRIM

01/10/2012

BANA ÖYLE GEL...


BANA ÖYLE GEL…

Öyle bir gel ki bana güzelim,
Tan yeri henüz ağarmadan,
Horozlar ötmeden gel.
Güneş tepelere ulaşmadan,
Aydınlığa kavuşmadan gel.
Çiy taneleri yaprağın ucundayken,
Rüyada mıyım bilmiyorken gel.
Akşamdan kalma uykum dağılmışken,
Rüzgar penceremi aralarken gel.
Ezan sesi kulaklarımda çınlarken,
İsmini secdede anarken gel.
  
Gel ki,
Sana hasret gözlerim
Görünce güzelliğini,
Doğuversin evime gözlerin.
Alev alev güneş gibi
Yaksın çırpınan yüreğimi.
Alıp götürüversin karanlığı,
Duvarlardan kazısın.
Sürüklesin dağların öte yanına,
Benden uzaklara atsın.
 
Ya da bir gece vakti gel güzelim,
Güller henüz kapanmışken,
Bülbüller şikayet etmezken gel.
Karıncalar yuvaya dönmüşken,
Gece kapımı çalmışken gel.
Kapkara bulutlar ıslanırken,
Ay gökte dolanırken gel.
Etrafta ayak sesleri kesilmişken,
Hasretin içime işlemişken gel.
Düşüncelerim karanlığa karışmadan,
Nerden geldiğini söylemeden gel.
 
Gel ki,
Birer yıldız olsun ela gözlerin,
Karanlığın içinde parlasın.
Bir yol göstersin sana doğru
Aydınlansın kara gözlerim
Ne pahasına olursa olsun
Uzatayım elimi sonunda.
Açıvereyim ardında bulunduğun kapıyı
Ulaşayım yıldızlarına…
Yazan: Banu KENBER

23/08/2012

ÖNCE BEN SEVMELİYİM SENİ


Önce ben sevmeliyim seni
Ama yavaş yavaş…
Önce ben sevmeliyim ki
Ellerim yüzünde dolanırken
Gözüm kapalı görmeliyim sevgini.
Dilinin en suskun olduğu anda
Yüreğini duymalıyım çığlık çığlığa.
İçime çektiğim kokun olmalı
Aldığım her nefesim.
Gözlerimi kaçırdığım her yerde
Gözlerini görmeliyim en derininden.


Önce ben sevmeliyim seni
Ama yavaş yavaş…
Önce ben sevmeliyim ki
Paylaşmadan tadını aldığımda sevginin
Gelgitlerin canımı acıtmalı.
Sıradan aşkların duygusuna inat
Seni sevmek öyle kolay olmamalı.
En aklımda olmadığını sandığım anda
Dilimden dökülen adın olmalı.
Adının aklıma düştüğü her an
Yüreğimden martılar uçuşmalı.


Önce ben sevmeliyim seni
Ama yavaş yavaş…
Önce ben sevmeliyim ki
Bir ‘üç beş nöbeti’ uykusuzluğunda
Yazdığım şiirler hep sana olmalı.
Özlemin gurbetinde değil
Elimdeki sıcaklığında duyulmalı.
Dayanamadığım mesafelerin değil
Bakışlarının benden uzaklığı olmalı.
Başkası olmamalı senden kıskandığım
Benden önceki yılların olmalı.


Önce ben sevmeliyim seni
Ama yavaş yavaş…


Yazan: Banu Kenber (onaylı)