08/02/2010
TÜKENMEZ KADER
Neler geldi neler geçti ! Geçen günün adı geçmiş, günü görmüş kişinin aslında çooktann içi geçmiş.
Mişli geçmiş zamanlardı Herkese göre sıradan yaşayana sıradışı bir armağandı.
İşte öyle bir zamandan muzdarip adamın, çok zamansız iç geçirim nöbetlerine tanık olmuş biriydim.
Herşeyin üst üste ustalıkla geldiğinden şikayet ederek hep söze başlardı. Kendini o kadar yaşadıklarına kaptırmıştı ki anlatırken hızına yetişmek neredeyse imkansızdı. Onun ifadelerinin ne bir giriş cümlesi ne de bir sonucu olurdu.Çünkü hayatında hep degişen şeylerden gelişen, gelişi güzel gelişme cümleleri vardı onun.
Bu anlatacaklarının da ne bir anafikri ne bir sonuç cümlesi vardı ! Kimseye gönderilmek üzere bir mesaj kaygısı da taşımıyordu ! Yalnız rahatlamak amacıyla mişli geçmiş zamanlarda ki kendiyle konuşmalarının dışarıya nasıl yansıdığını geçte olsa merak ederek bu satırlar yazılmıştı ...
Kendi gibi cümlelerinin de artık takati kalmamıştı.Çok yorgundu düşünmekten!
Nefes almak için bile özel bir çaba sarfediyordu. Can çekişmeye can atıyordu benliği ! Cümleler devrikti, tıpkı onun gibi devrilmek üzereydi.
ve hızlıca yaşadıklarını anlatmaya başladı :
Anlatılmaz yaşanır derler ya aynen öyle bir zamandı. Anlatamıyordum ve ben sadece yaşıyordum. Hayatımda bir anda film setine dönüştü. '' Yok ya bu kadar da olmaz! '' dediğim herşey inada yapar gibi gözümün önünde bitiyordu. Benim bu oyundaki rolüm; sindire sindire gerçekleşen olayları yaşamaktı.
Bana verilen Diyalogda ise; ses çıkarmamak! İsyan etmemek! İçine atmak ama kendine kesinlikle zarar vermemek gibi sözler yer alıyordu. Neyse istemeye istemeye kabul ettim ! Nasıl etmeyeceksem koskoca hayat produksüyon layık görmüş bana bu rolü !!!
ve başladım oyuna. Artık bilmediğim bir oyunda konuk oyuncuydum, sahnelerin tozunu istemeden yutmuştum birkere.
Konuk oyuncuydum az oynayıp kaçıcaktım güya! Bu kadar acıtasyon role uzun süre kalınamazdı da zaten.Sonradan birde baktım ki oyuncular degişiyor, başrol acı çekiyor, zaman ve mekan kavramına ise kimse riayet etmiyordu..Bunun gibi bir çok olay kendini sürekli yeniliyordu sabit olan birşeyler yokmuydu? vardı tabi bölüm başına hisseme düşen acılar hep sadık kalmıştı bana hepsi bu !
Ben yine misafir oyuncu olarak kaldığım yerden görevime devam ediyordum. Tüm acılara itinayla bürünen baş figüran olup çıkmıştım biranda! Kendi hayatım konu ediliyordu bu oyuna ama ben sadece bir figürandım kendi acılarıma seyirci kalıyordum!
İşte öyle en karamsar tabloların en zifir köşesinde dizlerimin üstüne kapaklanmış bekliyordum. İçimden kendimi yerken aynı anda ağız dolusu küfürlerimi hiç esirgemeden sağa sola rast gele savuruyordum. İsyanın köşesini dönmeye son bir viraj kalmıştı. Çıkmaz sokaklara doğru seyrediyordu düşüncelerim !
Patlamaya hazır bir bombaydım, pimimi çoktan çekmişlerdi ve bundan kimsenin haberi yoktu!
İşte böyle dönemlerden geçip giderken benliğim, içimdeki ses hep aynı şeyleri tekrarlıyordu.
''Her işte bir hayir vardır ''
Böyle diyordu demesine ama bozuk plak gibi aynı şeyleri yineleyip başıma sürekli kalkması önceleri beni çok rahatsız ediyordu! O ne derse desin dinleyen kim! Ben yine bildiğimi okuyordum.
İtiraf etmek gerekirse aslında bildiğim bir şey de yoktu ya ! Tek bildiğim keşkelerdi. Keşkelerle ne peynir gemisi yürüyor,ne de olmuşla ölmüşe çare bulunuyordu! Kimse bulamamıştı ki bu işe bir çare ben bulayım. Neyse ki bu zaman çok uzun sürmedi , taşlar oturmaya başladı kendinden.
Sonra ne mi oldu?
Bu işte de bir hayır vardır! Elbet bu günler de geçer! diyerek isyanımı içine çeken iyimserliğin artık gözleri üzerimdeydi ve çoktan teşhisini koymuştu.ve bana seslenerek diyordu ki:
Ey Arkadaş ! Kaderin şartı şurtu yok işte ! Sadece yazgısı vardır gördüğün gibi işte. Ve sen sadece sana yazılanları yaşıyorsun. Artık hakkında yazılanları sürekli sorgulama ! Herşey olacağına varıyor görüyorsun işte ! Bak ne 1 saniye geç ne de 1 dakika erken oluyor bu süre ! Sistem tıkır tıkır, muhteşem bir şekilde işliyor. Tükenemez bir kader var karşında ! Sen ise bu sistemin zincirinde en zayıf halkasın artık bunu kabul et !!! Diye diyee içimde ki ses artık dışıma da yansıdı !
Yazılımıydı,sözlümüydü bu Kurallar bilmem ama kıt bilginle ne kadar karşı durabilirsin bu mükemmel sisteme? Gözün kesiyorsa sana verilen cüzi iradeni koy önüne, Ben geldim arkadaş ! diye dikil karşısına, bağır çagır yine isyan et ! Ama artık ne fayda !
İşte türü ne olursa olsun oynadığım bu oyunda ben sadece bir figürandım !!! Payıma düşenleri işte ben böyle yerli yersiz zamansız , iç geçirerek yaşadım ve sürekli paylaştım kendimle.
Yaşadıkça öğrendim her insan gibi.Yaşadıkça da farkında olmadan yaşlandım. Kıt bilgimle kıt kanat kendimi geçindiremezken, tükenmez kaderime nasıl isyan ederim! Aklıma geldikçe halen kendime şaşarım !!!
03/02/2010
DİLİMİN UCUNDA
Dil yarası diye bir şarkı vardı ya hani ? Dilimi ısırınca aklıma o şarkı geldi birden. Gerçektende dil yarası ne büyük acıymış ! Az kalsın küçük dilimi yutacaktım şaşkınlıktan. Neyse ki hemen geçti fakat dilimin ağrısı geçince de dilime takıldı bu şarkı ! Sonra mırıldandım durdum, bildiğim kadarıyla nakaratını.Dilimden düşmedi bir süre bu şarkı.
Ben küçükken ,up ufacıkken dil yarasını fiziki olarak yaşadığım acı gibi bilirdim meğerse daha derin anlamlar yatıyormuş altında. Neyse sonra düşündüm dilimiz olmasaydı napardık diye ? Cenab-ı Allah ne mükemmel yaratmış insanı. Ufacık bir et parçası ile kesintisiz iletişim kuruyoruz. Derdimizi anlatıyoruz,paylaşıyoruz,konuşuyoruz falan feşman. Ne kadar önemli bir uzvumuzmuş dilimi ısırınca anladım.Çok kısa iletişimim kesildi dış dünyayla !karıncalandı ses tonum, dilim dolaştı konuşamadım.
Daha sonra kendi kendime güldüm, dedim ''çıkar dilinin altında ki baklayı '' ? Ne anlatmaya çalışıyorsan direk söyle. Konuşamıyorum ki, dilim dolandı yuvalandı harfler bir tülü kelimeden cümle yapamadım. O halde bile şarkıyı mırıldanmaya çalıştım tekrardan ama beceremedim. Hay dilimi eşek arısı soksun şarkıyı katlettim. Ya blog sahabı ''altı üstü bir dil acısı neden bu kadar büyüttün olayı '' dediğinizi duyar gibi mi oldum ne ? Olay aslında bildiğiniz gibi değil!
Atalarımız boşa dememişler on kez düşün ama bir kez konuş diye. Düşünmeden konuşup kalp kıran , diline sahip olamayan sırf bu yüzden acılar çeken nice insanlar var. Laf ağızdan çıkarken en büyük referansı dil'dir. Dilin kemiği yoktur. O söyler söylemek istediğini. Düşünmeden konuşursan çekersin cezasını. Faturası sana pahalıya patlar. Dil kabullenir kabullenmesine söylediklerini ama dal kırılmıştır birkere. '' Dil yarası,dil yarası en büyük yaraymış'' Ağzımızdan çıkanları kulağımız duymadan gereksiz sarfetmeyelim cümlelerimizi. Mazzalah dilimiz acı çeker sonra. Çok konuşan adama derler ya '' dile bak dil papuç gibi '' Aslında kapasitesi ,eni,boyu bellidir dilimizin! fakat gereksiz kullanımlara da her zaman çevrimiçidir. Dil yaşayan bir şeydir. Kültürlerin gelişiminde dilin etkisi yansınamaz bir gerçektir. Dil toplumlararası kaynaşmanın köprüsüdür. Yabancı Dil için dil dile değmeden öğrenilmez diye bir kaba tabir vardır ya işte dil o kadar sosyal olmayı da beraberinde getirir.
İşte bu kadar önemli bir organdır dil! e e e bişey söyliyecektim unututum! Halbu ki az önce dilimin ucundaydı. Bir dilimi ısırmamdan muhabbet nereye geldi bakarmısınız. '' her işte bir hayır vardır '' diyeyim yinede böyle olmasaydı , bu yazıyı nasıl yazacaktım ki ! Neyse dil yarası'nın iki türlüsü de acıymış her ikisini de yüksek dozajıyla yaşadım , test ettim fakat onaylamadım biiline...
Anlat anlat dilimde tüy bitti ! Ne derin konuymuş dil yarası yazının sonu bir türlü gelmedi.
Dikkat ettiyseniz dil üzerine 10 dan fazla deyiş ve tabir saydım ne kadar önemli bir organımız olduğunu anlatmak istedim sadece. Neyse konuyu daha fazla dillendirme'den sonlandırayım.
Dilinize mukayet olun her daim :)))
Etiketler:
dil,
dil yarası,
dilden dile,
dilimde tüy bitti,
dilimin ucunda,
dilini eşek arısı soksun,
dillendirme,
her işte bir hayır vardir,
salih yıldırım,
slhyldrm,
sözün özü
02/02/2010
BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLDÜM ...
Küçücük yüreğimle bir dünya umudu sırtladım,
Kocaman dünyayı ise ufacık avuçlarıma sığdırmaya çabaladım ...
İşte böyle bir zaman diliminde gezinirken çoçukluk anılarıma rastladım.
O günleri hatırladıkça yerli yersiz 'ahh ulan ahh ne günlerdi '' diyerekten iç geçirir dururum. Bir an dalıp gidesim gelir o güzel günlere...
O günlerde de acı tatlı bir çok olay yaşanırdı hayatımda ama ben çocuktum. Beni anlık mutluluklardan başkası ilgilendirmezdi. Acıya dair hiçbir şey hatırlamam o günlerden mesela. Zaten duyarsızdım! Ancak duyduklarıma inanır ve onlara körü körüne bağlanırdım. Bildiğim tek bir şey vardı gamsız,anlık sevinçlerle dolu geçen dop dolu günlerin sayısının giderek her gün daha da artması. Bu dönemlerde kendi kahramanını kendin kurgulardın sonrasında onu doyasıya yaşamak sana kalırdı,genelde de hakkı verilirdi bu çabaların hiçbir şey boşa gitmezdi.
Hayallerimin en zirvede olduğu altın çağımı yaşarken burnum kaf dağına gider gelirdi.
Karışanın görüşeninin en az olduğu ender zamanlardı, birkaç tane iyiye yakın arkadaşın varsa dünyanın en mutlu insanıydın. Çeşitli nesnelerden oyuncaklar yapar, kendi oyunumuzun değerini yine kendimiz belirlerdik.
Oyunun kurallarını koyan taraf hep biz olurduk.Başka kurallara karşı hep bir alerjimiz vardı bizden ötede ki kuralları tanımaz,bilmezdik.
Hem oyuna dalarken zaman bugünkü kadar hızlı da geçmezdi, her şey tasarufluydu bizim için.
Bir o kadar da ekonomik yaklaşımlarla kendi düzenimizi kendimiz belirlerdik ...
O yaşlarda ne ülkenin durumuyla ilgilenir, ne sevgilinin nedensiz gidişine kafa yorar nede mezuniyet sonrası iş kaygısı yaşardık.
O çocukluk dönemi geride kaldı artık. İyisiyle,güzeliyle bir çok anıyı geride bıraktım ardımda.
O zamanlar kötü denebilecek bir anı olsa bile ya hatırlamam yada en alasından güler geçerim. Bir daha o güzel günlere dönemeyecek olmanın üzüntüsünü nedense hep içimde yaşarım.
Önceleri fiziksel olarak büyümekle işe başladım ve enime boyuma imkanlar dahilinde Allah ne vermişse büyüdüm.Ardından manen ve madden büyümeye evrimime hız verdikçe daha da büyüyordum benim içimden bir ben daha çıkıyordu adeta. Çocukluktan ilk çıkışımdı alışık olmadığım bir ortamda seyrediyordu düşüncelerim.Heycanlı bir o kadarda sabırsızdım.Farklı bir ortama kapılarımı ardına kadar açmıştım artık.
Sonraları büyümeyi fazla gözümde büyüttüğümü hissettim. Aslında büyümekle hep yeni sorunlar bir sonrasını davet ediyordu.Hep bir zorluk bir çaresizlik hoş geldin diyordu artık yaşantıma.
Büyümekle sorumluluk almak, hayata karşı hep mahlup durumda olmak, meğerse hep doğru orantıymış bu hayatta! Aslında yaşça büyüdükçe eziliyor daha bir küçülüyordum!
Neden sonra yanlış yolda olduğumu anladım, artık manen büyümek ve büyüdüğüm kadarıyla küçülmek istiyordum.
Bundan sonra işin çok zor oğlum dedim, kendi kendime !
Hem büyüyecektim hemde küçük görünecektim !
İşin özü sadece buydu ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Daha yolun en başındaydım ve öğrenmeye hevesliydim.
Artık kararımı çoktan vermiştim!
Sonrasında kendimle her hesaplaşmam bir başka oldu. Bu yüzden bir başkasının fikirlerini benliğimde saygıyla yoğurdum. Çocukluğuma ise büyüme kıvamında yaklaştım ve daha bir yakınlaştım.
Şimdi o güzel günlere özlemle dalıp giderken, her iç geçirişimde aslında bir yandan da büyüyordum hissetirmeden.
İşte bu yüzden hep sonraları
''Büyüdükçe Küçülmek'' istedim ...
Yazan: Salih Yıldırım
31/01/2010
AYRILIK DA SEVDAYA DAHİLDİR ...
Herkes bir yerinden sarılmış hayata. İyisiyle kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle herkes farklı renklerde yaşıyor toz pembe hayallerini. Adı üstünde hayal işte ! kimi gerçekleşirken kimi ise hayatımızın arka bahçesinde kalmaya devam edeceğe benziyor.
Sevgi gibi yaşam gibi aşk gibi bir gerçek var ki düşman başına adına bir çok şey söylemişler ama nedense adı ''Ayrılık'' diye kalmış.
Aşk kişiye özeldir, sevda güzel şeydir. Herşey başladığı gibi gitmez tabi gün gelir hiç ummadık bir zamanda ancak adını yaşayarak öğreneceğimiz şeyler kendini usulca tanıtır bizlere.
Önce özlemi tanırız sonra bir dünya sorun gelir ardından akabinde ayrılık diye bir gerçek en sona saklar kendini. Gün hesaplaşma günüdür, mevsim sonbahardır ufak ufak eser ayrılık yelleri ve sonrası ...
Kısacası sevmekle başlar herşey ama finali ayrılıkla gelir,sonrasında sevgi nefreti de yanında getirir. Demek oluyor ki herşeyin bir bedeli var! Herşey alabilirsin hayattan, çok cömerttir verir de
ama bir yandan borçlanmışsındır farkında olmadan.Gün o gündür artık bedellerin ödenme zamanı gelmişte geçiyordur.Seviyorsan baştan kabullenmelisin bilmelisin sonunda ayrılık da olabileceğini, Mutlu olabilecegin gibi mutsuz ve umutsuz bir başınada kalabileceğini.
Hayattır bu işte herşey olabilir garanti vermez kimseye kendi kararlarını kendisi alır.Baştan anlaşmış, sende o kampanyadan nasibini almışsındır farkında olmadan.
Herşey hep bir zıddıyla vardır ya hayatta;
Herşey hep bir zıddıyla vardır ya hayatta;
İşte bu yüzden;
Ayrılık da Sevdaya Dahildir...
28/01/2010
BAKMAKLA GÖRMEK ARASINDA GİDİP GELMEK
Hani bazen olur da gözlerimiz dalar ya bir yerlere , hani öylece bakarken kaptırı veririz birden kendimizi. Öylece odaklanırız bir boşluğa ve orda öylece askıda kalırız. Hatta o an yanımızdan bir tanıdığımız geçer de görmeyiz. Sonra o göremediğimiz tanıdığımız kendisini görmezden geldiğimizi sanarak bize gönül koyar. Halbu ki gerçektende görmemişizdir o an. Zaten bakakalmak deyimide bu yüzden ortaya çıkmıştır. Peki bakmakla görmek arasında nasıl bir ilişki var? ikisi de ayı şey değilmi?
Aynı şey değil tabi ki !
''Bakmakla'' , ''Görmek'' aynı familyadan olsalarda arasında çok önemli nüans farkı vardır bunların.
Bir o kadar şiddetli geçimsizlik içindedir aile bireyleri.
Bu iki nokta arasında gidip gelmek anlık gerçekleşir. Bakmak üstünkörü anlık bir eylemken, görmek daha derinlemesine daha bir genel bakış açısı gerektirir.
Olaya bakış şeklimiz aslında bizim aynadaki suretimizin ta kendisidir. Ne kadar ufkumuzu aydınlatabilirsek o kadar kendimizi tanıyabiliriz.Bunu başarabildiğimiz takdirde baktıklarımızın çok ötesinde anlamlara ulaşırız sonrasın da çevremizdeki sırları keşfetmeye başlarız.
Vakti zamanında bir geometri hocamız vardı ve sürekli şöyle derdi : ''Zor soru yoktur! Sadece görünen soru ve görünmeyen soru vardır.'' aklıma o geldi birden. Görünen ve görünmeyen hep bir yerde durur aslında biz sadece ona ne kadarlık bir görüş mesafesindeyiz önemli olan bu.
Genel bir bakış açısı ve dikkat lazım bilinmeyene ulaşmak için.Tassavuf anlamında bilinmeye (görünmeyene) ulaşmak için ise sadece kalp gözünün açık olması yeterlidir.
Aynı olaya iki kişinin farklı yaklaşımlarda bulunması da sırf bu yüzdendir. Kötü bir durumla karşılaşıldığında, lanet okumakta olayı hayra yormak da bakış açımızın derinliğinden izler taşır.
Bir olayın birden farklı görünen tarafı olduğu için bardağın hep dolu tarafından bakmayı görmek, bakmakla değil tamamen görmekle ilgilidir.
Bu yüzden gördüklerimiz baktıklarımızdan çok daha önemli anlamlar yüklenir. Yükü ağır,görüş açısı derindir.Bize biz kadar yakında durur ama bir o kadar da uzaktır...
25/01/2010
BİR SERÇE'NİN GÖZYAŞI
Seni bir serçenin gözyaşları kadar sevdiğimi biliyormuydun? Bu sevgim sana az gelecek ama bilmediğin bir şey var! Serçeler ağladığı zaman ölürler ...
Bir gün delikanlı sevgilisiyle buluşucaktı bu sefer buluşmalarının amacı beraber 2 yılı paylaşmaları ve bunu kutlamaları idi ne alacağını düşünüyordu hediye olarak ama hediye olarak almak istediği manevi değeri büyük bir hediye ve bir kristal gül almaya kara verdi .. kristal gül almaya giderken bir küçük çiçekci kız önüne çıktı bu kızın ısrarlarına dayanamayıp elindekii gülleri sepet ile birlikte aldı ve bir taksiye bindi sevgilisinden mesaj gelmişti çok sabırsız ve heyecanlıydı..bindiği taksinin çok süratli gittiğinin farkına vardı ama onun için önemli değildi çünkü ne kadar çabuk yetişseydi onun için o kadar iyi idi... Sonucunda büyük bir kaza oldu ve gözlerini açtığında ise kendini ve her tarafı beyazlar içinde gördü.
Öldüğünün farkına vardı ve yanına gelen melek onu cehenneme götürmeye geldiğini ve son isteğinin ne olduğunu sordu o ise son kez sevdiğimi göreyim dedi melek şaşırdı çünkü bugüne kadar herkes cehenneme gitmek istemediğini söylemişti. Bu ise sadece o anda bile ise sevdiğini düşünüyordu. Yanındaki melek onun günahlarına baktı ve hiç bir günahı yoktu ama neden cehenneme gönderilecekti çünkü ALLAH'ın yarattığı bi kulu ALLAH'tan çok sevmesiydi melek hayretler içinde ilk defa böle bir seye sahit oluyordu ve delikanlının dileğini yerine getirdi onu serçe olarak dünyaya gönderdi. ve öldüğü yere gitti ordaki polisler gül sepetinin ve içindeki notu kıza verdi kız ise ağlamaktan göz pınarları kurumuştu ve aradan aylar yıllar derken aradan tam 2 yıl geçmişti delikanlı serçe olarak dünyada hergün sevdiğini takip ederdi onun penceresine konardı ve aradan 2 yıl geçtikten sonra kız bir gün bir erkekler tanışmıştı ve ilk defa o erkek onu güldürmüştü ve kız evine gittiğinde odasına çekilip ölen sevgilisinin fotoğrafını ve o 2 yıl önceki gül sepetinin içindeki notu almıştı eline ve gözlerinde yaş akıyordu.
Notta şu yazıyordu : ''Seni 2 yıl değil bir ömür boyu seveceğim''
Kız bu yazıyı okuyunca ağlamaya başlamıştı serce de aynı zamanda pencerede onu izlemekteydi. ve kız şu sözleri söyledi kendi kendine : Affet beni bitanem ben sözümü tutamadım bugün biriyle tanıştım ve senden sonra ilk o beni güldürdü ben sözümü tutamadım aşkımıza sadık olamadım ben artık ''onu'' seviyorum diye konuşmaya başladı ve bunları duyan serçe kızı izliyor ve sölediklerini duyuyordu o anda melek serçenin yanına gelerek :
''sakın haa ağlama! Bilirsin serçeler ağlarsa ölürler dedi''
ve serçe son kez sevdiği kıza bakıp göz yaşını bıraktı!
''sakın haa ağlama! Bilirsin serçeler ağlarsa ölürler dedi''
ve serçe son kez sevdiği kıza bakıp göz yaşını bıraktı!
ve artık onun bundan sonra gidecek yeri de kalmadı ....
HERKES AŞKINA SADIK OLMAK İSTER AMA NE YAZIK Kİ !
SEVEN SEVİLENDEN ÇOK ACI ÇEKER...
( ALINTI BİR HİKAYEDİR, BÖYLE İŞTE ... )
19/01/2010
KARLA KARIŞIK
Dün akşam ki çok soğuk havadan, ayazdan sonra arkadaşlarla metoloji uzmanı edasıyla tahminlerde bulunmaya başladık. Kar yağardı yağmazdı derken çoğunluk yağar bu hava dedi. ''Askerliğimi doğuda yaptım kardan iyi anlarım. Bu hava banko kar toplar''diyen de oldu. kuru sıkıdan sallayanda mevcuttu. Her neyse bende yağar dedim. Az çok anlarız herkes gibi havadan sudan.
Bu kez de tamam kar yağacakta gece mi yağcak yoksa sabah mı yağar onu da tahmin edelim de öyle dağılalıma geldi muhabet! Haydaa ! yağcak işte saatini napcan arkadaşım. Çok meraklıysan aç metoroloji tahminlerini seyret dedim. '' Yok öyle tadı çıkmıyor ben kendim bilicem'' diyenler oldu. Üzerine bahis açsan adamlar saatine tahmin yapacak hea.Sonra işgüzar bir arkadaş ben karın sade ve lapa lapa yağanını severim sakın ola!
Karla karışık bilmem ne yağacak diyerek tahmin yapanınız olursa bir sonraki ocağa kadar konuşmam bak diye erkenden gönül koydu. Tam bu muhabbet esnasında Ordan geçen bir kaç öğrenci bize kulak kabartıp '' abi kar yağarsa yarın, okullar da tatil olur mu ? diye soru yöneltti ? Haydaa! buyur burdan yak! Bu konu uzmanlık alanımıza girmiyordu ki! zaten kar yere düşer düşmez İstanbul da okullar otomatikman kapanırdı. Biz de o tecrübelere istinaden o soruya da öngörüde bulunduk :)) Sonra ki öngörülerin neler olacağından korkmaya başlamıştım ( Türkiye - Ortadoğu Dış politikasına kadar sürmeden bu öngörüler ordan kaçmak gerekliydi ve öyle yaptım)
Neysee bugün öğleden itibaren kar İstanbul'u etkisi altına aldı da derin bir nefes aldık :))
Küresel ısınmanın etkisinde olan dünyamızın ve tahminlerinde yanılmak istemeyen arkadaşlarımın da bu kara ihtiyacı vardı. İyi ki yağdı...
Ocak ayı ; kış mevsimine ait bir aydı ve mutlaka kar yağması gerekliydi. Kış gününde haberlerde '' yazdan kalma bir günde istanbullu vatandaşlar sahillere akın etti' gibilerinden haberlerin sayısının her haftasonu kendini tekrarlaması bizim arkadaşları fena kızdırmış olacak ki , artık kar duasına çıkmaya ramak kalmıştı! Şükürler olsun, kar yağdıda hep birlikte derin bir ohhhh çektik!
İlk karın yere düştüğünü ve tuttuğunu gördükten sonra herhalde hepimiz sevindirik olduk. Bak ben bilmiştim, sölemiştim herkese gibilerinden öngörünün menzilliyle caka satmaktan da geri kalmayız artık...
18/01/2010
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ
Kardelen çiçeği , direnişin ve saflığın sembolüdür. Soğuğa ve buz tutmuş toprağa kafa tutan, zarif ve bembeyaz rengiyle yaşam mücadelesi veren bir nadide bir bitkidir.
Efsaneleşen bir de öyküsü vardır :
Asırlar önce birbirini çok seven iki çiçek varmış. Bunlardan erkek olan
Bembeyaz karlar içinde o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış
Boynu bükük kardelen çiçeğinin hikayesi işte böyle.. İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe kardelen ve ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye de hercai adı verilmiş...
Her kış açar kardelen çiçeği ve yalnızca göğe aşıktır artık..
Ve yüreğim der ki ;
Yüreğinde kardelen kadar cesaretin yoksa sakın ola !!!
Aşık olma ...
ALINTI
16/01/2010
SAYGILAR ÖZ SAYGIM
Akacak kan damarda durmaz aktı ve gitti. Aradığım kanın yeni grubu belli oldu, kan grubum bundan sonra ki adı : ''ÖZ SAYGI''
Öz saygıma saygılar sunarak sözlerime başlıyorum. Peki öz saygı nedir? Sınavda sorulsa bu soru bana, hemen adından kelimeler türeterek yorum yapmaya çalışırdım ama isminden çok öte anlamlar içeriyor özünde. Kısaca öz saygı şudur budur demiycem uzun uzun anlatıcam sizlere kendimce!
1 haftadır yazamıyordum yazmayı gerçekten özlemişim. Kendimi nadasa bıramıştım ya kısa süreliğine ( tabi nerden bilceniz hepiniz! bunu ancak duyarlı vatandaşlar bilir) İşte o süre içerisinde çok şeyler düşündüm. Kendimle başbaşa kalıp beyin fırtınası yaptım biraz beynimi ceyranda bıraktım. İşe yaradığını sanıyorum.İnşallah öyledir. Gelellim ÖZ SAYGI'ya bu süre içerisinde okuduğum yazılardan edindiğim bilgilere göre kendimi eleştirdim! Maddeler halinde yazıp durmuş adamlar ve demişler ki; ''Eğer şöyle davranış gösteriyorsan yüksek öz saygıya sahipsin, eger bu şekilde davranışların varsa düşük özsaygı ile hareket ediyorsun ayağını denk al der gibi :)) İnsanları katagorilere ayırmışlar.
Öz saygı aslında kişinin kendine duyduğu güvene dayanır. Güven duyuyorsan kendine aslansın sen kaplasın yürüü bea kim tutar seni gibilerinden gaza hiç ihtiyacın olmaz. Kendince üstesinden gelirsin zaten her türlü işlerin.
Çeşitli etkenler bu sürecin gelişiminde etkiliymiş; çoçukluk dönemi,aileden alınan bilinçli eğitim (beni bilinçsiz eğitmişler bu arada ) , Eğitim yani okul dönemimizdeki gelişimlerimiz, Kişisel alışkanlıklarımız, arkadaş çevremizin sosyal etkileri, dostlularımız ve bunun dışında bi dünya abudik gubidik şeyler
İşte bu gelişim dönemlerinden başarıyla çıkan insanlardan olduğunuza inanıyorsanız. Karşılaştığınız sorunların üstesinden rahatlıkla gelebilirsiniz. (yalan yok ben zorlanıyorum! )
Özsaygının temelini değerlilik ve yeterlilik gibi kavramlar oluştururmuş. Bu duygulardan birini bile yeteri kadar hissedemediğimiz zamanlarda yaşamdan aldığımız doyum azalıyormuş hal böyle olunca kendimizi değersiz ve yetersiz hissedip, başkalarıyla kendimizi kıyaslayıp, onlar gibi olmak için can atıyoruz ve onların yaptığı işleri kıskanıyoruz. ( sonra ki aşamada herhalde ulaşamadığımız ciğere mındar diyoruz )
Özsaygı, eleştirilerle baş etme, eleştirilerden öğrenme yeteneğimizin ve mutluluğumuzun temelini oluşturur. Bu da hedeflerimize ulaşmadaki başarımızı belirler. Bu yüzden yeri gelicek önce kendini eleştircen yoksa hatalarına karşılık bedeli yine sen ödersin. Bir sonra ki hataların bedeli daha ağır olabilr. Başkası seni eleştirdiğinde ise tahamül etmeyi bileceksin.
Şimdi diyceksiniz Ey '' Sözün Özü '' nerden geldi aklına bu öz saygı başka konu bulamadın mı? Başka konularda buldum ama Bunu yazmamın bir nedeni var! durduk yere gelmedi aklıma Öz Saygı .
Sabahları erken kalkmakta zorluk çekiyordum işin ucunda iş olunca mecbur kalkıyorsunuz, kalkmak zorundasınız sıcak yataktan! Sabahları bir uyanmak var bir de kalkmak var. Günlerdir uyanık halde (bilincim açık) yatakta dönüp duruyorum. Kendime 5 dakka daha yatayım kalkıcam diye söz veriyorum. Derken 5 dakkikalar birbirini kovalayıp duruyor. Sonra geç kalıyorum apart topar evden çıkıyorum! Yolda söyleniyorum kendime '' lan ne adamsın! 5 dakika uyudun da noldu boyun mu uzadı? Sıcak yatağı bırakmamaya çalışayım derken ayazda otobüs beklerken yine götün doncak'' !
Meğerse sabahları çalar saati ilk kurduğun zaman diliminde uyanmak bile kendimize karşı saygımızı gösteriyormuş! Çok şaşırdım duyunca ya! Ben hep saatimi erteler durururum, bu yüzden çok geç kalmışlığım vardır işime gücüme. Kendime öz saygım yokmuş megerse. Çok önceden kaybetmişim Öz Saygımı hükümsüzdür...
Sonra, topluluk içerisindeyken hep dinleyen olan,katılımcı olmaktan korkan! Fikrini beyan etmekten çekinenler, adına kararlar alınırken bu duruma hep seyirci kalan insanlarında öz saygısı iflas halindedir. Sakın bu durumlara düşmeyin. Kimse sizin yerinize karar vermesin! Grup içinde sürü psikolojisine bürünüp bir mor ineğin yalan yanlış kararlarına takılıp gitmeyin! Fikriniz neyse zikriniz de o olsun !
Hayır demeyi bilmemiz gerekiyor bazen. Herşeye evet dememiz bir süre sonra kendimizden taviz vermemize neden oluyor. O kırılmasın aman bu darılmasın ! Onları üzeceğime kendim üzülürüm gibilerinden davranışlarda bulunmak kendimizden tavizler vermemize neden oluyor! Biz evet dedikçe ağzımızdan evetler süzülüyor biz fark etmeden. Kendimize dair planlar yapamıyoruz bi başkasına evet dedikçe. Sonrasında başkalarına göre yaşamaya ayak uydurmaya çalıştıkça bir de bakıyoruz ki aslında başkaları için yaşıyoruz !!! İşte bu noktada öz saygı felan kalmıyor. (Özünü terk ediyor) Özünü terk eden saygımız , dipteyim sondayım depresyondayım diye ezgiler mırındanıp duruyor kendince!
Ben tanımlardan uzun uzun lakırtılardan hoşlanmam! (bu arada yazı biraz uzamış farkına yeni vardım ) Bu yüzden sizinde aynı şeyleri düşündüğünüzü varsayarak kısaca; Öz saygı'mızın ölçümünü örneklerle yaparak konuya açıklık getirelim.
Aşağıdaki maddelerden hangileri size tanıdık geliyorsa ( valla bu durumlar aynı beni anlatıyor) diyorsanız bulunduğunuz katagoriye dikkat ediniz.
Öz Saygı'nız çok yüksek çıkarsa da unutmayınız ki; Her çıkışın bir inişi vardır aklınıza ve öz saygınıza mukayet olunuz :))
Şaka bi yana dilerim ki ; her daim Öz Saygınız yüksek ve dengede olsun.
Sürekli tavan yapsın kendinize olan saygınız...
Öz Saygı,
-Kendimizle ilişkimizde dürüst olabilmektir.
-Kendimizle ve özellikle de zayıflıklarımızla yüzleşmek ve kendimizden bir şey saklamamaktır.
-Gerçekte hatalarla doğduğumuzu bilmek ve hata yaptığımızda kendimizi kötü hissetmemektir.
-İnsanların bize yönelttiği eleştirileri kabul edebilmektir.
-Karşımızdakine gerektiğinde hayır diyebilmesini bilmektir.
-Sabahları uyandığımızda, kalkmak için sabırsızlanmaktır.
-İnsanların gözünün içine bakabilmektir.
-Hata yapınca, kendimize mazeretler, özürler yaratıp, bahanelerin arkasına gizlenmemektir.,
Düşük öz saygı hallerine ait davranışlar,
A-Pasif tip Düşük öz saygı davranışları;
1- Kendini başkalarından aşağı görme (egoist demesinler diye)
2-Kendi doğrularını, haklarını başkalarınınkilerden değersiz görme.
3-Başkalarına karşı savunmacı olma.
4-Kimseden iltifat kabul etmeme
5-Depresif hissetme.
6-Yalnız ve utangaç hissetme.
7-Suçluluk duygusu altında ezilme.
8-Kendini paspas gbi hissetme.
9-Öz güven eksikliğinden dolayı başkalarına bağımlı olma.
10-Değişimden Korkma.
11-Başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle çok fazla ilgilenme.
12-Kendisine karşı yıkıcı, sabote edici olma. (Bir çaba harcayıp bir şeyler yapar ve kendisini iyi hissetmediği an hepsini yıkar)
B-Saldırgan tip Düşük öz saygı:
1- Kendini başkalarından üstün görme (egoist demelerinden korkmaz)
2-Kendi doğrularını, haklarını başkalarınınkilerden değerli görme.
3-Başkalarını aşağı görme, kibirli olma.
4-Aşırı kendine güven.
5-Agresif (saldırgan) hissetme.
6-Mutsuzluk, alaycılık.
7-Başkalarının duygularını yok sayma.
8-Nadiren hatasını kabul etme. Hataların genellikle inkarı.
9-Başkalarını egoistçe maniple etme, yönetme, yönlendirme.
10-Güç arama, güce dayalı sorumsuzluk.
11-Başkalarının kendisi hakkında ne düşünceleriyle, sözleriyle hiç ilgilenmeme. Sizden öğreneceğim bir şey yok. Ben bilirim, kendimin öğretmeniyim, tavrı.
12-Kendisine karşı yıkıcı, sabote edici olma. (Bir çaba harcayıp bir şeyler yapar ve kendisini iyi hissetmediği an hepsini yıkar)
13- Dar zihin. Bütünsel ve çok yönlü düşünememe.
14-kendine ve/veya başkalarına karşı zarar verici yıkıcı davranışlar.
Yüksek öz saygının nitelikleri;
İki tip düşük öz saygı arasında denge kurulmasıyla oluşan davranış ve düşünme biçimleridir.
1-Kendi doğruları ve başkalarının doğruları, hakları arasında denge kurma.
2-Kendine ve başkalarına değer verme.
3-Abartılı olmayan bir şekilde iltifat etmek ve İltifat kabul etmek.
4-Dostça, içtenlikle rahat davaranışlar içersinde olmak.
5-duygularının farkında olma ve onları yönetebilme.
6-Enerjik olma ve yaşamdan keyif almak.
Kişinin hedef aldığı bir ideal kişiliği ve bir de dışarıdan görünen kişiliği, imajı vardır. Bu ikisi arasındaki fark ne kadar çoğalırsa, kişinin kendisine saygısı o kadar azalır. Bu fark azaldıkça da öz saygı artar. Yüksek öz saygı, hatalarla ve kaybedişlerle başa çıkmamızı sağlar.
Öz saygıma saygılar sunarak sözlerime başlıyorum. Peki öz saygı nedir? Sınavda sorulsa bu soru bana, hemen adından kelimeler türeterek yorum yapmaya çalışırdım ama isminden çok öte anlamlar içeriyor özünde. Kısaca öz saygı şudur budur demiycem uzun uzun anlatıcam sizlere kendimce!
1 haftadır yazamıyordum yazmayı gerçekten özlemişim. Kendimi nadasa bıramıştım ya kısa süreliğine ( tabi nerden bilceniz hepiniz! bunu ancak duyarlı vatandaşlar bilir) İşte o süre içerisinde çok şeyler düşündüm. Kendimle başbaşa kalıp beyin fırtınası yaptım biraz beynimi ceyranda bıraktım. İşe yaradığını sanıyorum.İnşallah öyledir. Gelellim ÖZ SAYGI'ya bu süre içerisinde okuduğum yazılardan edindiğim bilgilere göre kendimi eleştirdim! Maddeler halinde yazıp durmuş adamlar ve demişler ki; ''Eğer şöyle davranış gösteriyorsan yüksek öz saygıya sahipsin, eger bu şekilde davranışların varsa düşük özsaygı ile hareket ediyorsun ayağını denk al der gibi :)) İnsanları katagorilere ayırmışlar.
Öz saygı aslında kişinin kendine duyduğu güvene dayanır. Güven duyuyorsan kendine aslansın sen kaplasın yürüü bea kim tutar seni gibilerinden gaza hiç ihtiyacın olmaz. Kendince üstesinden gelirsin zaten her türlü işlerin.
Çeşitli etkenler bu sürecin gelişiminde etkiliymiş; çoçukluk dönemi,aileden alınan bilinçli eğitim (beni bilinçsiz eğitmişler bu arada ) , Eğitim yani okul dönemimizdeki gelişimlerimiz, Kişisel alışkanlıklarımız, arkadaş çevremizin sosyal etkileri, dostlularımız ve bunun dışında bi dünya abudik gubidik şeyler
İşte bu gelişim dönemlerinden başarıyla çıkan insanlardan olduğunuza inanıyorsanız. Karşılaştığınız sorunların üstesinden rahatlıkla gelebilirsiniz. (yalan yok ben zorlanıyorum! )
Özsaygının temelini değerlilik ve yeterlilik gibi kavramlar oluştururmuş. Bu duygulardan birini bile yeteri kadar hissedemediğimiz zamanlarda yaşamdan aldığımız doyum azalıyormuş hal böyle olunca kendimizi değersiz ve yetersiz hissedip, başkalarıyla kendimizi kıyaslayıp, onlar gibi olmak için can atıyoruz ve onların yaptığı işleri kıskanıyoruz. ( sonra ki aşamada herhalde ulaşamadığımız ciğere mındar diyoruz )
Özsaygı, eleştirilerle baş etme, eleştirilerden öğrenme yeteneğimizin ve mutluluğumuzun temelini oluşturur. Bu da hedeflerimize ulaşmadaki başarımızı belirler. Bu yüzden yeri gelicek önce kendini eleştircen yoksa hatalarına karşılık bedeli yine sen ödersin. Bir sonra ki hataların bedeli daha ağır olabilr. Başkası seni eleştirdiğinde ise tahamül etmeyi bileceksin.
Şimdi diyceksiniz Ey '' Sözün Özü '' nerden geldi aklına bu öz saygı başka konu bulamadın mı? Başka konularda buldum ama Bunu yazmamın bir nedeni var! durduk yere gelmedi aklıma Öz Saygı .
Sabahları erken kalkmakta zorluk çekiyordum işin ucunda iş olunca mecbur kalkıyorsunuz, kalkmak zorundasınız sıcak yataktan! Sabahları bir uyanmak var bir de kalkmak var. Günlerdir uyanık halde (bilincim açık) yatakta dönüp duruyorum. Kendime 5 dakka daha yatayım kalkıcam diye söz veriyorum. Derken 5 dakkikalar birbirini kovalayıp duruyor. Sonra geç kalıyorum apart topar evden çıkıyorum! Yolda söyleniyorum kendime '' lan ne adamsın! 5 dakika uyudun da noldu boyun mu uzadı? Sıcak yatağı bırakmamaya çalışayım derken ayazda otobüs beklerken yine götün doncak'' !
Meğerse sabahları çalar saati ilk kurduğun zaman diliminde uyanmak bile kendimize karşı saygımızı gösteriyormuş! Çok şaşırdım duyunca ya! Ben hep saatimi erteler durururum, bu yüzden çok geç kalmışlığım vardır işime gücüme. Kendime öz saygım yokmuş megerse. Çok önceden kaybetmişim Öz Saygımı hükümsüzdür...
Sonra, topluluk içerisindeyken hep dinleyen olan,katılımcı olmaktan korkan! Fikrini beyan etmekten çekinenler, adına kararlar alınırken bu duruma hep seyirci kalan insanlarında öz saygısı iflas halindedir. Sakın bu durumlara düşmeyin. Kimse sizin yerinize karar vermesin! Grup içinde sürü psikolojisine bürünüp bir mor ineğin yalan yanlış kararlarına takılıp gitmeyin! Fikriniz neyse zikriniz de o olsun !
Hayır demeyi bilmemiz gerekiyor bazen. Herşeye evet dememiz bir süre sonra kendimizden taviz vermemize neden oluyor. O kırılmasın aman bu darılmasın ! Onları üzeceğime kendim üzülürüm gibilerinden davranışlarda bulunmak kendimizden tavizler vermemize neden oluyor! Biz evet dedikçe ağzımızdan evetler süzülüyor biz fark etmeden. Kendimize dair planlar yapamıyoruz bi başkasına evet dedikçe. Sonrasında başkalarına göre yaşamaya ayak uydurmaya çalıştıkça bir de bakıyoruz ki aslında başkaları için yaşıyoruz !!! İşte bu noktada öz saygı felan kalmıyor. (Özünü terk ediyor) Özünü terk eden saygımız , dipteyim sondayım depresyondayım diye ezgiler mırındanıp duruyor kendince!
Ben tanımlardan uzun uzun lakırtılardan hoşlanmam! (bu arada yazı biraz uzamış farkına yeni vardım ) Bu yüzden sizinde aynı şeyleri düşündüğünüzü varsayarak kısaca; Öz saygı'mızın ölçümünü örneklerle yaparak konuya açıklık getirelim.
Aşağıdaki maddelerden hangileri size tanıdık geliyorsa ( valla bu durumlar aynı beni anlatıyor) diyorsanız bulunduğunuz katagoriye dikkat ediniz.
Öz Saygı'nız çok yüksek çıkarsa da unutmayınız ki; Her çıkışın bir inişi vardır aklınıza ve öz saygınıza mukayet olunuz :))
Şaka bi yana dilerim ki ; her daim Öz Saygınız yüksek ve dengede olsun.
Sürekli tavan yapsın kendinize olan saygınız...
Öz Saygı,
-Kendimizle ilişkimizde dürüst olabilmektir.
-Kendimizle ve özellikle de zayıflıklarımızla yüzleşmek ve kendimizden bir şey saklamamaktır.
-Gerçekte hatalarla doğduğumuzu bilmek ve hata yaptığımızda kendimizi kötü hissetmemektir.
-İnsanların bize yönelttiği eleştirileri kabul edebilmektir.
-Karşımızdakine gerektiğinde hayır diyebilmesini bilmektir.
-Sabahları uyandığımızda, kalkmak için sabırsızlanmaktır.
-İnsanların gözünün içine bakabilmektir.
-Hata yapınca, kendimize mazeretler, özürler yaratıp, bahanelerin arkasına gizlenmemektir.,
Düşük öz saygı hallerine ait davranışlar,
A-Pasif tip Düşük öz saygı davranışları;
1- Kendini başkalarından aşağı görme (egoist demesinler diye)
2-Kendi doğrularını, haklarını başkalarınınkilerden değersiz görme.
3-Başkalarına karşı savunmacı olma.
4-Kimseden iltifat kabul etmeme
5-Depresif hissetme.
6-Yalnız ve utangaç hissetme.
7-Suçluluk duygusu altında ezilme.
8-Kendini paspas gbi hissetme.
9-Öz güven eksikliğinden dolayı başkalarına bağımlı olma.
10-Değişimden Korkma.
11-Başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle çok fazla ilgilenme.
12-Kendisine karşı yıkıcı, sabote edici olma. (Bir çaba harcayıp bir şeyler yapar ve kendisini iyi hissetmediği an hepsini yıkar)
B-Saldırgan tip Düşük öz saygı:
1- Kendini başkalarından üstün görme (egoist demelerinden korkmaz)
2-Kendi doğrularını, haklarını başkalarınınkilerden değerli görme.
3-Başkalarını aşağı görme, kibirli olma.
4-Aşırı kendine güven.
5-Agresif (saldırgan) hissetme.
6-Mutsuzluk, alaycılık.
7-Başkalarının duygularını yok sayma.
8-Nadiren hatasını kabul etme. Hataların genellikle inkarı.
9-Başkalarını egoistçe maniple etme, yönetme, yönlendirme.
10-Güç arama, güce dayalı sorumsuzluk.
11-Başkalarının kendisi hakkında ne düşünceleriyle, sözleriyle hiç ilgilenmeme. Sizden öğreneceğim bir şey yok. Ben bilirim, kendimin öğretmeniyim, tavrı.
12-Kendisine karşı yıkıcı, sabote edici olma. (Bir çaba harcayıp bir şeyler yapar ve kendisini iyi hissetmediği an hepsini yıkar)
13- Dar zihin. Bütünsel ve çok yönlü düşünememe.
14-kendine ve/veya başkalarına karşı zarar verici yıkıcı davranışlar.
Yüksek öz saygının nitelikleri;
İki tip düşük öz saygı arasında denge kurulmasıyla oluşan davranış ve düşünme biçimleridir.
1-Kendi doğruları ve başkalarının doğruları, hakları arasında denge kurma.
2-Kendine ve başkalarına değer verme.
3-Abartılı olmayan bir şekilde iltifat etmek ve İltifat kabul etmek.
4-Dostça, içtenlikle rahat davaranışlar içersinde olmak.
5-duygularının farkında olma ve onları yönetebilme.
6-Enerjik olma ve yaşamdan keyif almak.
Kişinin hedef aldığı bir ideal kişiliği ve bir de dışarıdan görünen kişiliği, imajı vardır. Bu ikisi arasındaki fark ne kadar çoğalırsa, kişinin kendisine saygısı o kadar azalır. Bu fark azaldıkça da öz saygı artar. Yüksek öz saygı, hatalarla ve kaybedişlerle başa çıkmamızı sağlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









