02/10/2011

YETKİLİ ...




Görevi olmayan nice görevliler vardı, benim bu güzel memleketimde.
Görev kelimesinin sözlükte bir çok anlamı vardır. Keza bu kelimeden türetilen görev kelimesinin de. Ama nerde? kağıt üzerinde ...
Biz kurumsalız diye geçinen nice sektörün dev firmaları meğerse dışardan çok janjanlı geliyormuş. İçine girdiğinizde hepsi birbirinin aynı rengi.  
Bu sıralar görev dağılımına, kurumsal statüye , ve özellikle şişirme ünvanlara fena takmış durumdayım  dostlar. Ne o kardeşim bu şişirme içi boş ünvanlar! Biri der , genel kordinatörüm digeri süpervisör,biri kurumsal bilmem ne stratejisti  ? felancası bölge operasyon uzmanı. Gören sanacak kıtaları onlar keşfediyor.

Hepsinin kartvisitinde ad ve soyadından uzundur görev tanımı. Kurumsal firmalarda daha önce çalışmış biri olarak hiç hazetmedim bu durumdan. Taytıl maytıl yapamayyım boş işler. Boynuna astığın kartta veya şirket işleyiş şemasındaki konumun çok önemli olmamalı senin hayatında. 

Nasıl bir görev etiketi yapıştırılıyorsa bu kurumlarda insanlara. Mikroçip takılı insan gibi iş dışındaki hayatında da kendini öyle görüyor bazıları. Bizim mahalledeki yetkili servisten ne farkın var senin alasen ? Hem çağırdın mı ? Anında yetişiyor yetkili servisimiz imdadımıza. Evime kadar gelip yetkisini esirgemeden kullanıyor. Ya sen ? Oturduğun yerden kaba etlerini büyütüyorsun sadece. Yok yok böyle olmamalı yetkilim senin yetkin!  Emrine verilmiş insanlar olabilir ama sende bir şeyler yapmalısın.  Emir demiri bir yere kadar keser.

Sürünün başındaki çobandan bir farkın yoksa eğer, ünvanım var diye böbürlenmiceksin. En son çalıştığım kurumsal firmada şirket görev şemasına bakıp bakıp uzun uzun düşündükten sonra  ertesi hafta istifa etmiştim.
Kişisel kanatim şudur ki; büyük şirketlerde,kurumlarda sırdanlaşmaktansa , küçük bir işletmede önemli bir kişi olacaksın.

Hep kendi kendimize deriz ya : '' Kendi işinin patronu olmalı insan'' ne güzel bir şey değil mi?  Kendi kuralını kendin belirlersin. Ne bir kurumsal unvan  bulmaya ihtiyacın olur nede izin alırken birine hesap vermeye .
Yıllardır kendi işimi kurmanın telaşında bir insan olarak, her gün yeni fikirleri masaya yatırırım. Kimi mantıklı bulurum kimini saçma. Bazen de net sermaye ihtiyacını karşılayamadığımdan vazgeçerim. 

Sözün Özü, hayatta yetki dağılımdan ,kof ünvanlardan daha önemli şeyler var. onların peşinden koşmak bana daha cazip geliyor . Tabi sizin bilmem?  İnsan  bi ömür mutluluğu için; eşini, işini iyi seçmeliyse eğer. Ne gerek var üç günlük dünyada bu kadar yetki kargaşasına ? ...





01/10/2011

MÜSAİT BİR YERDE ...





Müsaitmisiniz size gelicez ?
Müsaitsen görüşelim ?
Kalbin müsaitse girebilir miyim? 
Müsait bir  yerde inebilir miyim?
Şu an müsait değilim !



Bu klişe sözleri niye yazdım? Bilmiyorum :)) Ama bir şey var ki; bir işin layıkı ile yapılabilmesi için tarafların bir müsait yerde ve zamanda uzlaşması gerekiyormuş bunu şimdilerde daha iyi anladım.

  Geçen gün bir minibüse bindim ( böyle mi yazılıyordu bu araç? ) neyse  hanımefendinin biri '' Şöför Bey müsait bir yerde dururmusunuz? inceem ''  dedi.
Aman demez olaydı, şöför aldı bu zatı-muhteremi yüz metre ileride indirdi. Sonra koptu kıyamet. Bayan ; '' Ben size müsait bir yerde indirin diyorum siz beni nerede indiriyorsunuz ! '' dedi.

Şöför bey amca ; '' Müsait bir yerde dediniz evet doğru,  ama kime göre müsait bir yerde durmalıyım? Size göre her yer müsait olabilir ama bana göre 100 metre ilerisi daha müsaitti izin için, o yüzden sizi orda indirdim buyurun inebilirsiniz. ''dedi.

Nasıl bir gülmem geldi o an anlatamam size. Hatta taraflar tartışırken ben sesli sesli gülmeye başlamıştım. İkisi bir olup bana dalacaklar sandım bi an :))

Bizim semtin şöförleri aristokrattır biraz. Helenistik dönemin son zamanında , semtin son minibüs durağında, elini başına yaslayarak düşünce üretmeye bayılırlar.Varoluşumuz, dünyanın şekli yapısı ve etik ahlak üzerine birbiriyle şiddetli tartışmalara girdiğine tüm mahale şahit olmuştur.

Evet gelelim müsait olmak kavramına ? Soran kişinin kim olduğu burda çok önemlidir. Sizin için önemsiz biriyse bunu soran, siz hep meşgul birisinizdir hiçbir zaman zaman ayıramazsınız o kişiye.

Keşke,  sevgi , aşk gibi önemli gönül meselelerinde , karşı tarafın ilgisi ,  hep müsait olsa bizim için.  Aradığımız zaman hep müsait olsa , kalbi hep bize müsait yerde atsa. İster 100 metre ileriden ister 100 kalp atışı geriden...
Yeter ki , bizim için atsın ,  gerisi ne fark eder ?




22/09/2011

GEÇEN GÜN BU ZAMANLAR ...



Mutluluk pozlarım kim bilir?  Sensiz,nasıl yansıdı karelere,
 Hiç fotojenik değilimdir bilirsin, 
Öyle kolay çekinemem, 
En azından dik durup, bi poz vermek lazım.

 
Düşümde az önce resmini çizdim, 
 Tablo yine benim kalbim,çerçeve senin suretin,
Kara kalem çalıştım bu kez, bahtıma.
Belki bu kez ters dönerde talihim  ,mutluluk çıkar şansımıza ...


                                                             
                                                       Şiir :  Salih Yıldırım



21/09/2011

Evlilik Kavramı Üzerine ,Nedensiz Düşünceler ?


       


      Evlilik kavramı ; oldum olası çok ilginç gelir bana dostlar. Nedenini halen çözmüş değilim. Düşünce gücümle ,soyut olan çok şeyi somutlaştırabildim zihnimde ama evliliğin halen bir resmini çizemedim.
Düşünün ki; hayatın belli bir döneminde kadar yalnız yaşamışsın,tek kişilik hayaller  kurmuşsun kendince, Sana karışan görüşen yok, Belli sorumluluklar hariç kimseye hesap vermezken,birden karşına biri çıkacak ve bir imza ile hayatına yön vermeye başlacayacak.
Çok garip dimi?  '' değil mi? ''  garip çok garip  ...

 Bunun nesi garip  diyebilirsiniz , evet çekinmeyin söyleyin :))  Bende biliyorum bu doğanın kanunu, aile toplumun yapı taşı,evlilik,yuva,çoluk çoçuk çok önemli kavramlar farkındayım başım gözüm üstüne. Benim bu hayatta resmi varlığımda da bu kurum başrolde, her baktım yerde  o varken , neyi ? sorguluyorum bilmiyorum ama tuhaf geliyor bana ne bileyim ...

Kader kısmet (yazgı ) , tabi ki yazacağım şeylerin  açıklaması biliyorum ama  , içimde, taaa benden de  üçerü ben, benim böyle  düşünmemi istemiyor.

Senli yaşlarda veya sana yakın. Bir insan var gençlik hayallerinde onla veya onsuz, severek veya istemeyerek ,her neyse birine diyorsun ki gel bana yol arkadaşı ol. Teklif kabul ediliyor, sözler veriliyor ,tarihler alınıyor. Bir dünya masraf yapılıyor yeni bir ev kuruluyor ama daha önce ne güzel beleşten yaşıyorduk, şimdi ne gerek var bu kadar masrafa diyemiyorsun? Senin adına birileri hep karar alıyor sen genellikle emme basma tulumba gibi kafanı sallıyorsun , bişey diyemiyorsun eziksin, çünkü sen kaşındın  :))

  Senden başka herkes, birden seni senden fazla düşünüyormuşşş gibi görünüyor. İnanıyorsun ister istemez. Bir düğün organize ediliyor adınıza 3-4 saatlik bir eğlence.  kadrajta göründüğün süre toplasan bir saat. evet birkaç saatlik gecenin kahramanısın. Başrolde sen ve müstakbel  eşin.
Sonra sen o müstakbel hanımınla her gün görüşüyorsun bazen oluyor sadece 7-24 onu görüyorsun. Allah korusun ya doğru kişi değilse eşin. İnsan nasıl ona tahhamül edebilirsin!
Bir de senle özleşiyor o insan. Seni  yolda gördüğünde arkadaşların senden önce veya  sonra onu soruyolar. 


Bin küsür kişilik düğün salonu kapalı gişe oynuyor sizin için. İyi tarafı gişe hasılatı size ait (taraflar çirkeflik yapmazsa şayet) size ait günün o saatleri , mekan sizin ve sen düğününe gelenlerin en az yarısını tanımıyorsun,diğer yarısı ise  meçhul.

Sen o arada dalmış gitmişsin vadesi yaklaşacak ilk taksitlere , sonradan öğreniyorsun ki düğündeki kalabalığın bir kısmı artık senin yeni akraban olmuş haydaaaa! Ciccii akrabaların hayatına girdi bile, bi hoş geldin desene :))
Benim akrabam bana fazla yük oluyor zaten bir de bu nerden çıktı diyemiyorsun. Artık çevren çok geniş , sırtın yere gelmez aslansın sen bidenesin , sen artık bir eniştesin veya yengesin ...

     Evlenen arkadaşlarımın hepsinin düğününde aktif rol oynadım. , Onlar mutluluk pozları vermeye çalıştığı sırada, ben de daldım bunları bir bir düşündüm...
Onlara da düşüncelerimi açtım ama ilerleyen yıllarda yarısı doğruladı kimi iş bildiğin gibi değil dedi bana akıl fikir verdi. Kimi  '' herşeyi boş ver de çoçuk bir başka oluyormuş lan'' diyebildiler buruk ve mağrur bir şekilde ...

Kimi aman olum evlenme biz evlendikte noldu dedi. Felan filan söyledikler,  bir kulaktan girdi diğerinden çıktı.
İster evlilikten korkuyorsun sen ondan böyle söylüyorsun diyebilirsin, ister bastırılmış duygular de!. Ne bileyim? Ne derseniz deyin kabulümdür ama size bişey söylim mi ? :
Evlilik çok garip bir şey ya ...



Yazan :  Salih Yıldırım


18/09/2011

YİNE BİR GÜLNİHAL ALDI ŞU GÖNLÜMÜ ...


     NEDEN BLOG YAZIYORSUN ? BLOG YAZMA AMACIN NE ? 
    BU İŞTEN BİR KARIN VAR MI?

         Bu sorular size değildi sevgili dostlarım. Kendini bilmez arkadaşlarımın geçen gün bana yöneltiği sorulardı :))
Zaten birbuçuk aydır  yazamıyordum ,  bir de üstüne erinmeden onun bu sorularını cevapladım ama arkadaşım dinledi dinledi sonra bi şey anlamadım dedi ve çekti gitti :))
Blog sayfalarına göz atarken arkadaşım Erdinç girdi birden içeri.''  Napıyorsun kanka  '' diye seslendi. Bende tam blog üzerine sosyolojik  çıkarımlar yapıyordum kendimce, dalmışım bi an öyle. Gözlemlerim vardı el değmemiş bir başka gözün yardımına ihtiyaç duydum bir an.

'' Erdinç; sana birkaç blog göstereceğim,bunları sana zahmet iyi incele, sonra senden o değerli yorumunu rica etcem olur mu '' dedim.
Sağolsun kırmadı. ''  Tamam kanka '' dedi. Başladı okumaya. ilk etapta 3 blog inceledi kesmedi. sonra 2 blog daha baktı. ''sıkıldım blog bakmaktan,  ne soracaksın sor bekliyorum  kardeşim ? '' dedi.
Gösterdiğim bloglar arasında kendi blogum da vardı. ''Ya bunlar ne böyle ya, ne renk  var ne video! pasa yazı var bu sayfalar da. Zaten hepsi de birbirine benziyor '' dedi. Allah belanı vermesin dedim senin. biraz gülüştük. Anladım ki arkadaşımın bir blog sayfasından beklentileri farklıydı ya da blog sayfasının ne amaçla kullanıldığını sonrasın da girdiğimiz sohbet esnasında öğrenmişti.

         Ama yine de fikirlerini önemsedim. Blog yazan başka bir arkadaşım da ; '' Blog yazmak bence yazınsal bir değer taşımalıdır'' dedi. Ve ekledi ; ''  Her konu hakkında sırf yazmak için yazmak düşüncelere zarar verir '' dedi.  Galiba kast ettiği şey ileriye yönelik kalıcı eserler vermek gibi bişeydi. Ya dedim altı üstü blog yazıyoruz. Yazınsal değer de olmalı yazı da ama her zman değil ...
Şu an bir edebiyatçı'dan beklenen sorumluluğu bizden istemen acımasızlık değilmi ?diye konuştuk durduk  ... yaptığımız sohbet sonrası dedim yarın (bugün için) yazınsal değer taşımayan samimi bir yazı ile tekrar sezonu açmalıyım. İşte bu yazıyı sırf bu yüzden yazdım. Yazının başlığını ise, konuyla bir alakası olmadığını göstermek için seçtim :)))

 İşlerimizin yoğunluğundan,yaz tatilden, mevsim sıcaklarından,  o yada bu sebepten yazamadığım günlerin acısını çıkarmak istiyorum ben de sizler gibi. 
Yukarı daki soruları sıkıldığımızda kendi kendimize soruyoruz doğrudur. Hatta bazı arkadaşlarımız pes edip bloglarını silip gideceklerini sanıyorlar bu diyardan ama sonra tekrar geri geliyolarlar. Niye ? Yazmak sadece yazmak değil bazı insan için çok daha fazla anlam taşır bence ...
Arkadaşımın bana yöneltiği  '' Bu işten bir karın var mı ? '' sorusunun cevabını ise bu yazıyı bitirdikten sonra , yayınla butonuna basarak göreceğim :))))

SEvgiler ...





 

15/07/2011

DUA İLE . . .

Rabbinizden bagışlanma dileyin. Sonra da ona tövbe edin...Gerçekten benim Rabbim,esirgeyendir, sevendir.(Hud90)...

Dedim ... Bunca günahım var hangisinin tövbesini yapayım...

dedin : 

"Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zumer53)

Dedim ...   Rabbim günahlarım tövbe ettiklerimden daha fazladır. Hepsini söylemeye dilim varmadı. Onları da affedermisin? 

dedin :

''Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim.''(Bakara33)

Dedim... Yine gelsem bağışlarmısın? 

Dedin : 
''ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur.''(Ali imran135) 

Dedim... Rabbim benim senden başka kimim var? 
Dedin : 
''ALLAH kuluna yetmez mi?''(Zumer36)   . . .




BERAT KANDİLİMİZ ve CUMAMIZ , MÜBAREK OLSUN...

CENAB-I HAK , YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞALLAH.
HERKESE HAYIRLI KANDİLLER DİLERİM ...
DUA İLE ... 




SEvgiler
SAygılar ...

09/07/2011

Dedi Ve Lafı Gediğine Koydu ...

               

         Bir insanin basina gelebilecek en kotu seylerden biri nedir ? diye sorsam siz değerli okurlara bisürü şey sayarsınız bana biliyorum.Ama tek seferde tahmin edemezsiniz söylicem şeyi. Zanlımca başa gelse de çekilmeyecek en kötü şey : iki bayanın dedikodusuna tanık olmak, katlanmak zorunda kalmaktır. Düşünün ki  baştan sona  zengin bir muhtevası olan bir diyalog !  ama giriş ve gelişme bölümüyle başlayıp da bir türlü  sonuca gelemeyen,gelmek bilmeyen bir sohbetin en dikkatli görgü tanıklarından birisiniz. aman Allah'ım bu ne büyük bir zulümdür.Evlerden ,kapılardan ırak olsun ...


             Bugün bir ulaşım aracında yoğun kalabalıkta götgöte seyir ederken  iki artı bir kadın belirdi tepemde, iki dakkika bir başladılar sohbete. durun bir araç hareket etsin! Zorunuz ne. Muhtemelen dışlarda hararetle yarım kalmış bir muhabetin birazdan rövanşı oynanacak yanımda. Kılıçlar çekilecek , ceng eyleyecek birbirleriyle ,ötekive berikilerle hanım teyzeler,bayanlar ...

Onlar adına ister  bayan bayana konusma ,ister bayan dayanışması desin, ister iki lafın belini kırma bilmem nee ... Hepimiz biliyoruz ki , birinin arkasından konuşulan herşeyin adı : dedikodu'dur yani gıybet'tir.
İkili diyalog şöyle başladı :
A:  Duydun mu ? Mehtap yeni aldığı eve bi dünya para harcamış ama inan evini yine pok götürüyor.
B: İnsanın içinde olcak Aslı Abla. Mehtab'ı biliyorsun üstüne başına alsın dursun. Evine gitsen bir bardak su içmeye tiksinirsin...

İki kadın dedi dedi durdu günün kurbanı hakkında !  Fütursuzca sarfettiler sözleri. ettiği laflar karşındakinin dudaklarina usulca kondu. Aynı eleştiriyel yüzsüzükte diğerinin yüzünde anlam buldu cümleler.
A 'nın Felanca komşusu kendini çekemiyormuş hep onu kıskandığından o ne alırsa onun aynısını  alıyor boşyere harcamalarda bulunuyor zaten aldıklarıda bi halta benzemiyormuş. Diğerinin çok sevdiği bir eltisi varmiş fakat çocuğunu hiç iyi yetiştiremediğinden artık kendi çocuğuna da kötü örnek oluyor diye artık görüştürmeyeceğini belirtiyor. ''Anasından ne görürse onu uyguluyor çoçuk '' diye noktalıyor sözlerini. İşte böyle  gösteriyor eltisine sevgisini.

          Bunun gibi nice şeyler anlatıldı onlarla zorunlu yolculuğum esnasında. Malesef,  malesef ki kulaklıgımı da yanıma  almamıştım, bu gıybet zorbalığının ortasında ,mecburen onları dinlerken telefonun not defterine  başladım yukarda ki diyoloğları yazmaya.Ve ben onları dinledikçe önce onlardan tiksindim sonra onlarla aynı havayı soluduğum için kendimden utandım. 

 Bu kadınlar birer  örnekti şu an verdiğim sadece,  daha kötü dedikodulara da şahit oldu istemeden bu bünye. İki bayan yan yana gelmesin aynı ortamda bulunmasın. Madem bulunuyorlar ,  siz orda olmayın :)) Nerden buluyorsunuz bu bitmek bilmez enerjiyi. Anlattıklarınız size nasıl bir kar sağlıyor ? Konuştukça stres mi atıyorsunuz  yoksa gerçekten deşarz mı oluyorsunuz?
Çok samimi arkadaşınıza o an başınızdan geçen olayı daha olay bitmeden nasıl anlatsam diye hemen kafanızda kurguluyorsunuz dime gerçekten ? Yoksa bu kadar komplike cümleler nefes almadan süzülemez dudaklardan.

 Derler ki bayanlar;  sadece biz hanımlar mı dedikodu yapıyoruz ?  Hiç  erkekler yapmıyor mu? Erkekler daha kalitesini yapıyorlar da hep biz bayanlar göze batıyoruz! Ay ay insanin adı çıkmasın derlerr :))
Bi karşı taraf olarak objektif dusundum. ( hatta bunları yazarken de bayan arkadaşların tepkisini maruz kalmayalım da sonra  bana sinir olup başka bir blog yazarına dedikodumu yaparlar da üzülür oturur bir köşede ağlarım :))  )   Evet tarafsız düşündüm bir erkek olarak;  yapabilir erkekler de , gözlemlerimi tekrar masaya yatırdım da ; yokk be ablacığım biz sizin tirnağınız olamayız. Sizin ancak getr götürünüzü yapabiliriz.

Erkekler;  spor , araba,iş muhabeti  yaparken bi yandan da   önünde ki gazetenin arka kapağında ki bikinili kadının vücut hatlarından söz açıp alakasız bi şekilde açtığı sohbeti yine kendi  kapatır. Bundan öteye bi muhabbet yapamazlar yapsalar da onun adı dedikodu olmaz. 
         Yüz yüze söyler ne söyleyecekse ve geçer giderler oradan. Zaten erkekler bu tür muhabbeti fazla öteye taşiyacak yetenege sahip de değildirler. Öyle bayanlar gibi dedin mi lafı koduramazlar gediğine.  Ahh dedikodugezer ablalar ayak üstu bende senin dedikodunuzu kaleme aldım ya sizden çook korkulur : )

Ben halen ciddi ciddi düşünüyorum. Bayanların dedikodu yapması yemek yemek gibi bir ihtiyaç mı ? hayatının gerçekten olmazsa olmazlarından mı ? 
Yoksa olsa da olur olmazsa yok  dayanamam illa yapmam lazım dediği bir aktivite midir ? 
Çözemedim bir türlü ben bu işi, en iyisi  gidip bir bilene sormalı ...



Yazı : Salih Yıldırım

05/07/2011

Hocam Başlığı Gençliğin Teknolojiyle İmtahanı Olarak Yazalım!

Lise zamanlarımızda önemli bazı tırsınç dakikalarımız vardı. Misal hocaya abesle iştigal soru sormak adamin suratını hocanın üstün kavrama özelliğine sahip elleriyle işgal etmesi demekti. Hocanın sorduğu soruya oturulan mevkiye göre pencerelere sürülmüş macunlara, duvardaki yarıklara yada sıranın üstüne kazınmış sevgili isimlerine sukut ederek bakmak, ilahi güçten bakılan yerde cevabın belirmesini, böyle içe doğru bi "oku!" mucizesi beklemek, hazin bir sonun habercisiydi keza. O zamanlar hoca dayaklarından sonra velilerin okul yönetimini "hepinizi Hakkariye sürdürceeğğem" diye kendini okul girişindeki demir kapıya zincirleyerek protesto eden hareketlerinin yerini varoş semtlerde "vay eşşolu eşşek demek hocadan dayak yidin!" dayağı, kral dairelerinde ise "çabuk odana murat can cezalısın harçlığından kescem ayrıca ahşama yemek filan yok" cezası olarak ayrı bir ebeveyn fırtınasına çeviren uygulamalar mevcuttu ki tam bir karanlık orta çağı, tam bir höyt deyince susan efendi ögrenci üstünlüğü politeryası hakim ülkede.

Sorsan şimdi bizimkiler hep kendini savunur öyle şeylerde "bizim zamanımızda şu yohtu bu yohtu zart olmazdı zurt için şu yapılırdı" iyi de babacığım yani tarihi kayıtlara bakıyoruz o zamanlar olmayıp bizim zamanımızda olan sadece renkli televizyonlar var, hadi biraz daha ötesinde kumandalı renkli televizyonlar olmuş. O da zaten babam kumandayı gömleğinin cebine koyardı tuşlarının ne işe yaradığını bile anlamazdık. Enteresan gizemli bi aygıttı sadece bizim için. Yani gömlek cebinde muhafaza edilen kumandanın kefareti okulda dayak nedeniyle yenilen 40 dakikalık dayaksa, şimdiki çocukların diri diri gömülmemesi şaşırtıcı bişe değil mi lan?

Benim zamanımda Nintendolarda Mario' ya zıplayınca "basınca zıplıyo lan" diye ağzı açık bakıyordum, onu da zıplatmak için anneme "anneee nooolurr Eren gillere misafirliğe gidek nooluur" diye yalvarıyordum. Teknolojiye en sık ulaştığım zamanlarım Eren' in ayağını kırmasına binayen her gün gittiğim "Eren' in evde canı çoh sıhılıyo şu kepçe arhadaşı gelsin biraz oynasınlar" zamanıdır ki o zamanlar da hep Eren Mario oluyodu ben Luigi. Bütün kutuları kırıp bana pis pis gerizekalı muamelesi yapan Eren'e tahammül etmişim, onun bile bi bedeli vardı demek istiyorum.

Olay bilgiye çabuk ulaşıyorduk ise, nerde üstadım? Hoca ödev verir gider halk kütüphanesine sabah girersin akşama kadar içi kurtlanmış kitaplardan yazar durursun. Hadi kitaplar eski zamandakilerden yeni diyecem de kapağında "mektebimin can-u alisi talebem Füsun Takar' a armağandır Tarih: 13.09.1943" yani kitabı yazan da, satan da, hediye eden de, hediyeyi alan da şu an rahmetli. Ölmüşlerine rahmet olsun diye çocukları halk eğitime bahşetmiş kitabı bu mudur imkan?

Şimdi ben de "bah şimdi ki çocuhların her şeyi var" bıdı bıdısı yapıp yeni neslin körpe beyinlerine taş atmak istemem de arkadaş 13 yaşındaki çocuk wikiliksin ülkeler arası gizli yazışmalarını 0,22 saniye içinde buluyor.

/süre googleda an içinde arama yapılarak bulunmuştur./

Ama buluyor mu? Yok! Okuyor mu? Yok! hayatı boyunca 2 tane kitap okumamış genç dimahlar çakma cümlelerden kendilerine feysbuk iletisi yapıyor. Geçen üniversite hocası konuşuyor "ödev verdim web sayfasını olduğu gibi getirmiş, worde bile atma gereği duymamış" diye yakınıyor peki dayak? Yok! dayak atılsın uğraşında değilim, biz neden dayak yedik onu soruyorum! Üniversite gençlerinin dinamizim kaynağını sosyal olanlar; çektirdikleri resimleri feysbukta paylaşanlar, evde mal mal oturanları ise bütün gün onları beğenenler, paylaşanlar oluşturuyor. Feysbuk hesabının donduğunu öğrenince tansiyonu düşen, bunalıma girip hayata küsen gençler, teknolojinin kendisine muhtaç ettiği, yönettiği insanlar ve ellerini ovuşturan zafer içindeki katipalizm. Böyle bir toplumda cehalet vazgeçilmez bir hıyarlıktır ki böyle bir hıyarizimden hiç bi cacık olmaz afedersiniz.

Dindar geçineni dinini bilmez, 5 şartı deyince şeyy "Allahh, Peygamberr, Melekkk, bidee ha şey oruç, oruç" diye sana bakar, kafasına eseni cennete gönderir esmeyeni cehennemde yakar, Tarihçisi "kardeşim ben tarih ohuyom benden iyi mi bilceksiniz Kanuni, Yavuz'un babası!" entelizmi yaratır. Fizikçisi "kuantum böyle şey gibi enteresan bişe" diye şaşırtır vb.vs. Böyle zengin bilgi kaynağı ortamında bilgisiz yetişen gençlerden internet kafelerde kantır, knight gibi çoklu oyunlar oynarken "beni bırahmayın lağğnn sıhın sıhın gafalarına sıghın!" dayanışması olur başka da bi bok olmaz.

Peki benden bi bok oldu mu? Olmadı. Ama diyebilir miyiz ki bunun Marioyu zıplatmakla alakası var diyemeyiz.O zaman dağılalım..... 

11/05/2011

MİM DEDİĞİN NEDİR GÜLÜM ?


Evveett sıra geldi yazmaya...
Kısa aralıklarla gidip gelmelerime alıştı artık beni tanıyan güzel insanlar.Artık gitmelerimi kimse umursamıyor, yadırgamıyorlar. Biliyorlar ki Sözün Özü ;kürkçü dükkanına kısa zaman sonra dönecek :)) 
Zaten benim de gitme gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı olmaz da. Biz yazmaya alışmış insanlar bi fırsatını bulur yine yazarız vesselam.

      Bazen ister istemez tenhalaşıyor insan.Canım bişey yapmak istemiyor, yada yoğun oluyorum,yorgun oluyorum vss derken blog yazmaktan kısa bir süre uzak kalabiliyorum. Ama blog okumaktan asla geri kalmıyorum. Yazamasamda blogları mutlaka takip ediyorum.Kısacası  canım blog yazmakla yazmamak arasında gidip geldiği içindir işte bütün bu meselem. (ortada bi mesele de yok hea lafı uzatıyorum )

    Bu yazımda ''blog yazarlığı'' hakkında ki  düşüncelerimi sizlerle paylaşmak, ve kendi blog sayfam hakkında da bir kaç sır vermek istiyorum sizlere. Amacım ;  konuşmak, biraz da dertleşmek sizlerle;  Bakalım sizler de benimle aynı fikirdemisiniz ?  ama öncesinde , epeydir aklımda olan bir fikri , dün bana vermiş olduğu MİM'le zihnimde canlandıran             '' Gelibolu17 '' (yani teyzeme ) çok teşekkür ediyorum. Bir çok kişiyle birlikte beni de mimlemiş olmasının nedeni  şu soruydu :

1 ) "Blog açma hikayeniz" nedir ? 
2)  "Blog adınız.... Neden bu ismi seçtiniz ve hikayesi nedir?"

      En baştan belirteyim ki bu yazı biraz  uzun olacak.Yok ben duymadım ,okumadım demeyin sonra bahane kabul etmem ona göre! Benden uyarması sizi :) Zaten epeydir yazmıyorum kelime dağırcığım dolmuş taşmış hırsımı sizden almim :)) evet sıkılacaksanız şayet ? Şu an bu satırda okumayı bırakınız ! 
Madem şu an bu cümleyi okuyorsunuz tamamını da okuyacağınız anlamına geliyor sabrınız için teşekkürler şimdiden :))


Blog geçmişim çok uzun yıllara dayanmıyor 1,5 yıldır blog yazıyorum. Çok sayıda ödül ve bi dünya mim aldım. Aslında bir çoğuda gereksizdir bu mimlerin açıkçası :)  Yani çoğuna itibar etmedim bi iki mim'e cevap yazacaktım ki zamanım olmadı derken ilk defa bir mim'i cevaplıyorum anlayacağınız .
Bu mim ne lan! Açılımı ne ? Hangi ülke menşeli, kim niye çıkarmışş :))) İlk başta ismi  kulağa hoş geliyor ama sürekli mim ,mimm, mimmm ... diyince sinek vızıldaması gibi oluyor bi süree sonra. ( bakın deniyin çok sinir bozucu bişeyy ,ıghhh ! aynı 118 ... bilmem kaçın  reklamları gibi )

Mim'i veren zat-ı  muhterem sevgili teyzem'e bu mim' i napcam şimdi,  nerde cevaplıcam diye bloguna yorum yazarak sordum ama sadece kendi blogumda yayınlamam gerktiğini söyledi . Başka da bişey demedi. Ben sana verdim nasıl olsa,  sende başının çaresine bak der gibiydi :))   (kızma teyze hea, şaka yapıyorum )

Bende kendi üslubumla cevaplarım canımm nolcak yanii...


   Neyse uzatmıyorum artık,  sevgili '' Gelibolu17'' teyzemin sorularını şu MİM'ine istinaden cevaplıyorum (bakınız ; şekil a : http://gelibolu17.blogspot.com/2011/05/mim-diyorumneden-diyorum.html  )


1- "Blog açma hikayeniz" nedir ?  


         Blog açma hikayem yaklaşık  1,5 sene öncesine dayanır. Yazmayı çok seven bir insanım, öğrenim hayatım boyunca  edebiyat dersinden , kompozisyon sınavlarından aldığım notlar sayesinde yırtmış biriyim.Çokta ekmek yedim millete ücret karşılığı kompozisyon yazıları yazarak :) Edebiyat öğretmenim mutlaka senin yazman lazım derdi. Okul dergisinde yazmam gerektiğini ısrarla söyledi ama bilmiyordu ki bizim okulda okul dergisi ,yoktu hiç t olmamıştı :)))  öyle kaldı işte.Hevesim kursağımda kalarak nice dönemler geçti . 

      Neyse yazmayı çok seviyorum, Her zaman , her koşulda cebimde not defteri ve bir kalem bulundururum. Günlük koşuşturmaca içerisinde bile aklıma gelen güzel cümleleri not alıp geçmiş zamanda onu konu başlığı yapıp çok blog yazmışlıgım vardır. Evet farkındayım  asıl soru bu değil biliyorum ama ben biraz detaycı bir insanım :)) Bir şeyin nasıl başladığını bilmeden bir kişinin blog yazarlığını sorgulamak saçma olur diye düşünüyorum.  Sorunun cevabı şu ki. benim aklımda blog diye bişey yoktu. Kişisel bir bir web sitem olsun diye çalışmalar yaparken çok sekteye uğradı yazma eylemim. Yazdıklarım bi kenarda halen bekler çoğunu yayınlamadım erindiğimden :)) 

        Hazır gerçekten bir çok yazım.  Hatta ben inanın blog sayfasının ne olduğunu dahi tam olarak bilmiyordum. O kadar cahildim bu konulara yani. Cebimde ki not defteri yazmak için ilk başlarda bana yetiyordu oysa. Bir gün yakın dostum '' lannn gangaaa baksana bi.  Bir blog adresi almışım. Hemde istediğim isimde buldumm oooo süper oldu. Bundan sonra odu poku yazcam oraya  sen de ordan  takip et beni dedi. Lan olum şurda karşılıklı konuşuyoruz, karşılıklı çay keyfi yapıyoruz yetmez mi sana ? Hem yüz yüze anlatacaklarınla sanal ortamda anlatacağın şeyler aynı kefeye koyulur mu dedim.  Sende aç dedi durdu. Açmazsan bile beni takip ett dedi. 

  Bi süre açmadım onu takip ettim. Ne o bişey yazıyordu bloguna nede millet ona cevap yazıyordu. Bir gün yine bu kısır döngülerde gezinirken arkadaşım gittim birsürü yorum yazdım paylaşımlarına çok hoşuna gitti. O meşhur '' adsız '' adlı  yorum yazan kişiyi merak edip durdu1 hafta .  Sonra hevesini kırmadan söyledim gerçeği ona. Haftalar geçtikten sonra blog için nereye kayıt oluyoruz ikematkah,resim istiyorlar mı ? bürokratik işlemleri uzun mu bunun diye sordum. yok kolay dedi tarif etti. 

Akşam gittim ismime bir tane açtım blog. (bu blog değil tabi) Yazdım durdum bi iki gün. Sonra  bi yazıma yorum geldi, derken  2 kişi izlemeye aldı beni. Ama halen ben nasıl izleneceğimi bilmiyordum o insanları. Sonra 3 izleyicim olunca ve 3 kişiden sürekli yorum gelince lan dedim nerden buldular beni. Ciddi ciddi okuyorlar beni.Takip ediyorlar, begeniyorlar da , iyi dedim bea sevdim bu blog işini. , bi o üç kişiden birinin 300'e yakın izleyicisi vardı. Yani benim 100 katım. Bende neyin nolduğunu tam bilmiyorum ya. Vayy bea dedim 300 kişi onu izliyor ama o gelmiş bana yorum yapıyor. Yazılarımı beğeniyor dedim. Bi şımardım ayıptır söylemesi :))) O gün blog olayı kafamda cukkk diye bir ses eşliğinde oturdu zihnime :))

    Başladım yazmaya verdim çoşkuyu verdim çoşkuyu  :))   3 hafta sonra sıkıldım! Yanlış anlamayın yazmaktan degil blog isminden,blogun amacından,gidişatından vss. Bi süre yazmadım , yazma eylemimi gerçekleştirebilecegim, gelen tepkileri sıcağı sıcağına somut olarak görebilecegim bir ortamı arkadaşım sayesinde keşfettim. Sağolsun,ksik olmasın. Haftalardan sonra; 1,5 yıl önce (2009 eylül sonunda) http://heristebirhayirvardir.blogspot.com/  isimli  bu blogumu  açmaya karar verdim, ve kısa süre sonra açtım. Hiçbir zaman da kendi iradem dahilinde bu blogu  kapatmayacağıma veya  yazdığım yazıları silmeyeceğime dair , yürürlükte olan  kendime dair bir sözüm vardır.
Bi insan blogunu neden kapatır, ona karşı harcadığı emegi,sevgiyi ve zamanı neden ani bir karar sonucunda bir enter tuşuna basarak yok eder halen anlamış değilim.
Offf 1. sorunun cevabı bayağı uzamışşş geçiyorum 2'ye biraz da orda laflıyalım :))
 


2) "Blog adınız ? .... Neden bu ismi seçtiniz ve hikayesi nedir?"


       Teyzem  ve özellikle bir kaç arkadaşım özellikle bu sorunun cevabını bekliyor biliyorum.Siz de çok meraklısınız bea canım yaa :)))

 Yukarıda anlatıklarımla ilintilidir aslında isim seçimim.  ilk açtığım blog kendi ismim ve soyadımı kapsıyordu iyiydi güzeldi ismi, belki tekrar bulmak çok zordur aynı ismi. ama ben kısa sürede  sıkıldım blogun yapısından,tarzından. Çünkü çok kişiseldi. Ne kadar yazmak istesemde kalemin mürekkebi bir türlü damlamıyordu sayfaya. Bunu hissetiğim an, daha yeni başlamış olmamın rahatlığı ile  orda paylaştıgım 10'a yakın yazıyı ve blogu sildim. İşte bu yüzden 2.bir blog  silmeyeceğim. O blogu sildiğim dönemlerde şu ömrü hayatımın en kötü dönemlerini geçiriyordum. o kadar kötü bir dönemdi ki ; tekrar düşünmek bile istemiyorum. depresyondaydım,başıma bin bir türlü işler gelmişti. Dostum bana sırlarını, dertlerini anlatırdo o dönemde,  ben  '' sabret biraz daha kardeşim, hayırlısı olsun az daha bekle, olum bak her işte bir hayır var göreceksin '' gibi benzer cümlelerle bitirirdik sohbetin sonunu. Bir gün bana dedi ki ; sana da ne söylesem hep her işte bir hayır vardır / her şeyde hayır var ,  diyorsun. Olmuyor olum nerde bu hayır , ben niye göremiyorum. inancım sonsuz ama hep hayırlısı diyorum bu kezde hiçbirşey olmuyor. nolcak bizim bu halimiz lan !   Az da benim istedigim olsun '' der dururdu. Günler günleri kovaladı onun basit
 sorunları en hayırlı bir şekilde sonuçlandı. Hep berber mutlu olduk güldük geçtik olayların ardından. Derken bi zaman sonra başıma öyle olaylar geldi ki ama hep üst üstee! İnanın aklınıza gelebilecek envai çeşit sıkıntılar çektim, büyük acılar yaşadım.

 Bir gün nefes alamadığı hissettim. Dertlerim artık beni aşıyordu. Tahammül sınırlarımı aşmıştı çoktan ama Cenab-ı Allah kimseye taşıyamayacağı yükü vermez biliyordum sabır çekip duruyordum. O bana dert yanan arkadaşıma anlattım sıkıntımın sadece yüzde 50 sini, işin içinden çıkamadı ve bana kardeşim sen bana diyordun ya ; Bunlar da geçicek,sabret biraz,hakkımızda hayırlısı olsun,  zaten sen de biliyorsun ki '' her işte bir hayır mutlaka vardır'' insanlar için  dedi.
İşte o an garip bir şekilde ikimiz tarafında da tekrarlanan bu süpriz cümle ile  tekrar nefes almaya başladığımı  hissettim. O gün bugündür çook ama çokk iyiyim.  Ben de o günleri unutmamak adına, her günümde bana umud aşılasın diye ve her işimin gücümün hakkımda hayırlısını olmasını istediğim için bloguma bu ismi layık gördüm. İyi ki de yapmışım pişman değilim :)) hea dez avantajı yok mu?  Var tabi , çok uzun elle yazması zor oluyor :) ama olsun ben onu her haliyle seviyorum :))
  
    Bana bu açıklamaları yapma fırsatı veren '' Gelibolu17 '' ye teşekkürlerimi sunar mim olayını burda sona erdiriyorum.Ben kimseyi mim'lemicem o kadar ismi tek tek bulacak buraya yazıcak zamanım yok şuan. Kimseyi uğraştırmak da istemem :)) ama benim blogumu izleyen duyarlı dostlarım kendi blog isimlerinin anlamlarını yorum kısmına yazarsa şayet hep birlikte öğrenmiş oluruz hikayelerini.


Aklıma gelipte yazamadığım bir kaç nokta daha kaldı ama onlarıda artık bir sonra ki yazımda yazayım çünkü bir post için fazla bir yazı oldu şu an bu.  Bir sonraki yazımda bloglar için püf noktalar,izleyici artırma yöntemleri,blogspotun akıbeti,blog dostluğunun gerçek hayata yansıması gibi bir çok süpriz konuları sizlerle paylaşmak isterim. neyse şimdilik benden bu kadar.
SEvgiler ...